Aynı Dili Konuşmak Mı, Aynı Duyguları Paylaşmak Mı?

0

AYNI DİLİ KONUŞMAK MI, AYNI DUYGULARI PAYLAŞMAK MI?

Yönetim ve kişisel gelişim konusunda en önemli uzmanlardan kabul edilen Stephen Covey’in, ünlü kitabı ”Etkili İnsanların 7 Alışkanlığı”’nda dördüncü sırada ”Önce Anlamaya, Sonra Anlaşılmaya Çalış” vardır. Altında yatan prensip ise son derece basittir: ”Benimle iletişime geçebilmek için önce beni anlaman gerekir.”

Günümüzde yaşamın her alanında ihtiyaç duyduğumuz ”kendini başkalarının yerine koyabilme” yetisi, beraber çalışma, ekip olma, hedeflere ulaşabilme ve başarının tadını birlikte çıkarabilmenin ilk koşulu olarak nitelendirilir. Ancak işletmenin kaçınılmaz olgularından olan çatışma, iyi yönetilmediği takdirde, paylaşılan duyguları azaltır ve aynı dili konuşanlar bile birbirlerini anlamaz duruma gelebilirler.

İş ortamında işbirliği ve başarının ilk adımı olan empati, kendi duygusal ve zihinsel durumunu koruyarak bir başkasının duygularını ve içinde bulunduğu durumu anlayabilmektir. Fonetik olarak benzeştiği sempatide, kişi karşısındakinin duygularını paylaşır ancak bir yandan da o duygu yoğunluğunun içinde kaybolur. Oysa empati, karşımızdaki kişi ile aynı frekansta düşünebilme, onun ne hissettiğini anlayabilme ancak ona yol gösterebilmek için kendi duygusal durumumuzu ve sükunetimizi koruyabilmektir. Bu nedenle empatik kişi, iyi ve kötü günde, duygu paylaşımında aşırıya kaçmadan objektif olarak karşısındakinin sorunu ile başetmesini ya da sevincini yaşamasını kolaylaştırırken, işi ile bağını koparmamasını da sağlar.

Ancak empatinin de dozunun iyi ayarlanması gerekir. Kendi duygularını göstermekten hoşlanmadığı için başkalarının da aynı şekilde davranmasını bekleyen bir yönetici, çalışanları tarafından ”zalim” olmakla suçlanabilir. Öte yandan fazlaca empati gösteren bir kişinin davranışı da ”acıma” özelliğine bürünüp gurur kırıcı hale gelebilir ve tepki toplayabilir. Oysa empatinin görevi, insanların duyguları arasında bir köprü kurarak işyerinde birliktelik duygusunu sağlayabilmektir.

Empatik iletişim ile kastedilen, karşınızdaki ile aynı fikirde olmak ve herşeye ”evet” demek ya da eleştirmekten kaçınmak değildir. Tam tersi, karşınızdakinin kastettiğini anlamak, ancak onun söylediklerine kendini kaptırmadan haklılığınızı savunabilmek, bunu karşınızdakini incitmeden, duygu ve düşüncelerine saygı gösterdiğinizi belli ederek yapmak empatinin ta kendisidir.

İnsan olarak duygusal bir varlık olduğumuzu unutmamalı. 

Empatik iletişimin hakim olduğu bir iş ortamı sağlamak için yapılması gerekenler aslında oldukça basit:

– Dinlemeyi öğrenmek gerekir. İletişimde en sık yapılan hata, kendi sırası geldiğinde cevap verme güdüsü ile karşımızdakinin sözünü bitirmesini beklemektir. Bu da iki tarafın birbirini gerçekten anlayamamasına neden olur.

– Amacımız önce karşımızdakini anlamak olmalı. Eğer onu anlayabilirsek, doğru açıklamaları sunarak kendimizin de anlaşılmasını sağlayabiliriz.

– İnsan olarak duygusal bir varlık olduğumuzu unutmamalı. Olaylara karşı fiziksel ve duygusal tepkilerimizi engellememiz oldukça zordur. Bu nedenle karşımızdakinin duyguları ve tepkileri bize mantıklı gelmese bile anlamaya çalışmalı ve saygı göstermeliyiz ki zamanı geldiğinde bize de saygı gösterilsin.

– Bize söylenen sözleri olduğu gibi almaktansa, o sözleri söyleten duygular üzerine kafa yormalıyız.

– Açık iletişime özen göstermeliyiz. Bizim için önemli olan şeyleri en baştan açıkça ifade etmeli ve karşımızdakinden de aynı şeyi yapmasını istemeliyiz. Böylece, örneğin bir proje üzerinde beraber çalıştığımız iş arkadaşlarımız ile hassas dengeleri gözetebiliriz.

– Başkalarının farklı olabileceğini baştan kabul etmeli ve etrafımızdakilerin de bunu farketmesini sağlamalıyız. Farklılıkların yaratıcı ortamı desteklediğini, çatışan görüşler ile en büyük buluşların gerçekleşebileceğini unutmamalıyız.

– İş konusunda yaşanan çatışmaları kişisel alana taşımamalı. Bir konuda görüş ayrılığı yaşayarak önyargı geliştirdiğimiz bir iş arkadaşımızın, çok keyifli bir yolculuk arkadaşı olduğunu keşfedebiliriz.

– Başarıları paylaşmayı gelenek haline getirmeliyiz. Başarılı olan arkadaşlarımızı, çalışanlarımızı kutlayıp, takdir etmeliyiz.

– Hata yapan arkadaşımızı, çalışanımızı rahatlatmalı ve hatayı beraber analiz etmeyi, düzeltmeyi teklif etmeliyiz. Satır arasında dahi beceriksiz olduğunu hissettirmek, o kişiyi sadece bizden ve işten uzaklaştırır. Bunun yerine hatanın nereden kaynaklandığını bulup, bir dahaki sefere dikkat edilmesi gereken şeylere odaklanmalıyız.

– ”Kazan-kazan” anlayışı ile karşılıklı saygı prensibine dayalı ilişkiler geliştirmenin yolunun anlayıştan geçtiğini aklımızdan çıkarmamalı.

‘Aynı dili konuşanlar değil, ancak aynı duyguları paylaşanlar anlaşabilir.”

Empatik iletişimin doğal, içten, yapmacıklıktan uzak bir özellik taşıması gerekir. Bu nedenle iletişim kurarken ”aman dikkat” denilecek noktaları da bir hatırlayalım:

– Empatik olma çabası içinde karşımızdakinin söylediklerini dikkatsizce, papağan gibi tekrarlamamalı.

– Yargılamamalı, kendi fikrimizin doğru olduğuna dair vurgu yapmamalı.

– Karşımızdakini belli bir sınıfa/kategoriye sokarak önyargıya dayalı yorumlar yapmamalı.

– Yaşadığımız benzer deneyimi anlatarak ”ben olsam…” ile başlayan cümleler kurmamalı. O durumda olanın biz olmadığımızı, sadece bir dış gözlemci olduğumuzu unutmamalı.

– Sessiz kalmamalı, ama ”nasıl hissettiğini çok iyi biliyorum” ya da ”daha da kötüsü var” gibi klişe sözlere de başvurmamalıyız.

”Aynı dili konuşanlar değil, ancak aynı duyguları paylaşanlar anlaşabilir”. Mesnevi, Mevlana

Derleyen:  Banu Çiçek ÖZKEÇELİ

Kaynaklar|

Stephen COVEY, ”Etkili İnsanların 7 Alışkanlığı”

Ferhat ÖZBEK, ”İşyeri İçerisindeki Sorunların Çözümünde Empatik Anlayış”

Share.

About Author

Leave A Reply