Başlığı okuyup “O ne biçim söz!” diyenler olabilir. Oysa bu terim Amerika’da rahatlıkla kullanılıyor ve iş yaşamında başarıya giden yolun önemli bir unsuru olarak kabul görüyor. Belki artık biz de imajın önemini kabul edip kendimizi “cilalamaya” başlamalıyız; ne dersiniz?
Alışverişlerimizi artık genellikle marketlerden yapıyoruz ama günümüzde hala marketlerle rekabet edebilen manavlar var. Sizce bunu başarmalarındaki en büyük etken nedir? Üstelik marketlerin elindeki fiyat avantajı, tüm ihtiyaçların tek yerden satın alınabilmesi, ödeme kolaylığı sunma gibi avantajları olmasına rağmen…
Geçen gün haftalık manav alışverişim için gittiğimde, manavın çırağı bir yandan müşterinin gelmesini beklerken, diğer yandan da sergisindeki elmaları tek tek eline alıp önlüğüyle parlatıyordu. Sonra da onları sergiye geri koyuyordu. Bunu yaparken sanki değerli bir mücevheri kuyumcu vitrinine yerleştirirmiş gibi itina gösteriyordu. Silinen, parlatılan elmalar değişmiyor ama parlak görünümleriyle daha dikkat çekici, daha albenili oluyordu. Çırak güzel olanları özelikle seçmiyor sadece eline rastgele aldığı meyveyi daha güzel göstermeye çalışıyordu.
Manavların rekabetten başarıyla çıkmasının yolu, kaliteli ürün satmak ve bu ürünü satarken ürünün kalitesini müşteriye doğru bir şekilde yansıtmasını sağlamaktan geçiyor. Bunu başaramayan manavlarda zaten yenilgiyi kabul edip, kepenk kapatmak zorunda kalıyorlar.
Cilalı Profesyonel Olmak Ayıp Değil
Türkçe’de kullanmaktan sakındığımız ama yabancı dillerde özellikle İngilizce’de büyük bir rahatlıkla kullanılan bazı kavramlar var. “Market yourself (Kendini pazarlamak)”, “Sell yourself (Kendini satmak)” ya da “Polish yourself (Kendini cilalamak)” gibi. Polished Professional (Cilalı Profesyoneller) Amerika da bir firmanın adı olmakla kalmıyor, pek çok eğitim programının ya da modüllerinin hatta bir kitabın adı olarak da seçilebiliyor. Daha da ilginci iş ilanlarında aranan özellikler arasında kullanılıyor. Dilleri yaratan kültürlerdir… Kelimeleri, kavramları oluşturan da… Bizler, kendini pazarlamak, satmak ya da cilalamak gibi kelimeleri gündelik hayatımızda kullanmaktan neden kaçınırız ki? Oysa kendini beğendirmeye çalışmak, insanlar üzerinde iyi bir izlenim bırakmak değil midir konunun esası? İş görüşmelerinde yapmaya çalıştığımız farklı mıdır? Ya da ilk defa girdiğimiz bir ortamda? Amaç ilk andan itibaren çevremizdekilerin bize yönelik düşüncelerini kontrol edebilmek, kendi lehimize çevirebilmek, kendimizi doğru anlatabilmek değil midir? Peki gündelik hayatımızda, bilinçli ya da bilinçsiz bir şekilde ulaşmaya çalıştığımız amaçlarımızı dillendirmekten kaçmak niye?
Hayatta başarılı olabilmek için tabii ki kendimizi cilalayacağız, parlatacağız. Kariyer hedefimize ulaşmak için kendimizi daha iyi pazarlayabilmenin yollarını araştıracağız, fakat hiç bir zaman kendimizi ne olduğumuzdan fazla ne de eksik göstereceğiz. Farkımızı ortaya koyacak, kendimizi gerçek değerimize satacağız. Aksi takdirde başarıya, hedeflere ulaşmak mümkün mü?
Öncelikle Kendimiz Olalım
Türkiye’de özellikle iş hayatında diğerlerinden farklı olmayı, profesyonel olmanın yanı sıra profesyonel durmayı, etkili konuşmayı, uygun giyinmeyi, modern hayatın görgü kurallarını ve bunların önemini yeni yeni farketmeye başlıyoruz. İş başvurusunda bulunanlar, diğer adaylara bakıp hemen hemen aynı özelliklere sahip olduklarını görüyorlar. İşverenler ise bir çok parlak aday arasında kararsız kalıveriyor. Peki diğerleri arasından yükselmeyi nasıl başarabiliriz? Farklı olmayı nasıl başarabiliriz? Cevap basit; kendimiz olarak. Her insanın eşsiz olduğunu, benzerinin olmadığını kabul edersek, farkımız aslında kendimiz olmakta yatıyor. Dış görünümümüzden, yönetsel yetkinliklerimizi uygulamamıza kadar her konuda kendi imzamızı atmamızla. Bu ise kuralların sadece bir çatı olduğunu ve kuralların içinin herkesin kendi kişiliği çerçevesinde doldurması gerektiği gerçeğini kabul etmemiz ile mümkün olur.
Peki Herkes Kendini Doğru Bir Şekilde Yansıtabiliyor Mu?
Uzağa gitmeye gerek yok, öncelikle kendinizi düşünün. Her zaman kendinizi, kişiliğinizi, yeteneklerinizi karşınızdakilere tam ve doğru olarak anlatabiliyor musunuz? Bazen uygun kıyafeti, bazen uygun kelimeyi, bazen uygun ses tonunu, bazen uygun yüz ifadesini, bazen uygun hareketi seçmediğiniz için, belki de bunların önemini kimse size anlatmadığı, öğretmediği için; çok istediğiniz bir işi alamadığınız, çok girmek istediğiniz bir sosyal ortama giremediğiniz, terfi etmeyi beklerken terfi alamadığınız olmadı mı?
Başarı, bilgi ve yeteneklerimiz kadar imajımıza da bağlıdır.
Geçmişte yaptığım iş görüşmelerini hatırlıyorum da, bazı adaylar nasıl da kendilerinden emin girerlerdi odaya. Hani eskiler “çakı gibi” derler ya, işte öyle. Dik bir duruş, hafif bir gülümseme, şık bir kıyafet ve sonrasında kendinden emin bir selamlama ve tokalaşma. Bazı adaylar ise görüşmeye gelirken kaybetmiş bir yüz ifadesi, yenilgiye hazır bir ses tonu, özensiz seçilmiş bir günlük kıyafet ile odaya girerlerdi. Görüşme sırasında sürekli ellerini koyacak yer arar, konuşurken gözlerini kaçırırlardı. İşte o anda bazı adaylar bir adım öne çıkmayı başarıverir, bazı adaylar ise maça 1-0 yenik başlarlardı.
Peki sadece dış görünüm ve beden dili o kişinin işe alınmasını tek başına garanti eder miydi? Tabii ki hayır… Diğer özellikleri, bilgisi, teknik donanımının kontrol edilmesi gerekirdi. Ancak herşey yolundaysa, eşitler arasındaki birinciyi bulmuş olurdum. Kalıcı ve olumlu ilk izlenim; eğitim ve deneyimler eşit olduğu takdirde rakipleriniz arasından seçilmeniz için belirleyici faktör değil midir? Günümüz dünyasında başarı bilgi ve yeteneklerimiz kadar imajımıza da bağlıdır.
Nice insanlar vardır, çok akıllı ve yetenekli olmalarına rağmen hayatta hedeflerine ulaşamamışlardır. Çünkü yeteneklerini ve bilgilerini başkalarına anlatamamışlar, içlerini dışarıya doğru yansıtamamış, kendilerini cilalayamamış, parlatamamış, pazarlayamamışlardır.
Önemli olan öğrenmek ve öğrendiklerimizi içselleştirerek kendi tarzımızla, bize ait bir şekilde dışarı yansıtabilmektir. Ortama, kişilere ya da konuya uygun olmak, rol yapmak değildir. Bütünleşik imaj adını verdiğimiz kavram bize giyimimizle, beden dilimizle, konuşma tarzımızla ve diğer yönetsel yetkinliklerimizle kabul edilebilir olanın tek olmadığını, her konuda sadece temel kuralları dikkate alarak kendimiz olabileceğini anlatır. Bizler bütünüz. Dış görünüşümüzle, hissettiklerimiz, düşündüklerimizle… Aynı zamanda bütün sosyal kimliklerimizle bir bütünüz ve gerçekte başkalarından farklıyız. Temel özellikler aynı olabilir ama uygulaması kişiden kişiye değişir ve tek bir doğru yoktur.
İstediğiniz mesajları vermeyi başardığınız zaman, karşınızdaki insanın gerçek fotoğrafı gördüğünü de bilirsiniz. Bu da hem sizin hem de karşınızdakilerin doğru algılama sayesinde doğru kararlara ulaşmanızı sağlar; yanlış algılamaları ortadan kaldırır.
Anahtar Kelimemiz “Uygun”
Kişiliğimize uygun, ortama uygun, mesaja uygun, birlikte olduğumuz kişilere uygun, çalıştığımız şirketin kültürüne uygun, fakat her zaman kendimiz olarak ve kendimizi doğru yansıtarak….. Ben bunu çok bilinmeyenli bir denklem olarak düşünüyorum. Neyin uygun olduğunu bulmak için bir çok değişkene dikkat etmemiz gerekiyor. Kişiliğimizi dahil etmeyi unutmadığımız sürece, ‘uygun’ olan aslında gerçek olandır. Oyun oynamazsınız, Cindrella gibi gece 12:00’de eski halinize dönmezsiniz. Bunun adı içselleştirmektir, uyarlamaktır ve en önemlisi değişmektir. Gerçekten değişmektir; değişmiş gibi yapmak değil…
Bugün bu yazıyı okuduktan sonra çevrenize bir bakın. Etrafınızdaki çalışanları, iş dünyasında öne çıkmış isimleri inceleyin. Göreceksiniz ki başarılı olanlar, aynı zamanda bunu dışarıya doğru bir şekilde yansıtabilenlerdir…
Rana ÖZŞEKER
Kariyer Dergi

English
Türkçe 




