Duygu Merzifonluoğlu

0

06a2789“İNSAN KENDİNİ NEYE KAPTIRIYOR, NEDE KAYBEDİYORSA ORADA NEFES ALIYOR!…” “Eğer Ben Şu An Ve Gelecekte, Hiç Yapılmamış Bir Şeyi Yapmayacaksam, Hiç Doğurulmamış Bir Şey Yaratmayacaksam Bu Dünyaya Niye Getirildim (?)…

İleride şu an yaptığımdan çok farklı bir şey de yapıyor olabilirim. Tek bildiğim hiç yapılmamış bir şeylerin peşinden koşuyor olacağım…”

“Medya ve İletişim üzerine yaptığım yükseklisansımı bitirme tez konum Crowdsourcing’di. Geçtiğimiz yıl bu kavramla ilgili deli gibi okudum, araştırdım. “Bir kitle sevdiği bir iş için, bir gelir beklentisi olmaksızın farklı alanlarda çok aktif rol alabilir…” düşüncesiyle yaratımında bulunduğu projelerle şu an Program Koordinatörü olduğu PwC İnternet Televizyonu’na yeni bir gelir şansı yaratan, mevcut internet televizyonunu, yönetimin kendisine verdiği destekle farklı bir platforma taşıyan ve onların teşvikiyle tüm yaratıcı adımları hayata geçiren, Yazan – Hayal Eden – Dans Eden – Duygularını işine Aktarabilen – Yaratabilen Bir Ruh olan Duygu Merzifonluoğlu ile bilinçli hayalperestliğini, hayattaki rol modellerini, karar verirken alternatifleri nasıl elediğini ve yaşama bakışını konuştuk. Her anında ayrıcalıklı hissettiğim, artan bir merak ve hayranlıkla dinlediğim paylaşımı için teşekkürlerimle…

BAŞLANGIÇLAR & TERCİHLER | Sanırım en büyük başlangıç benimkisi gibi bir aileye doğmak oldu. Annem’e hayran büyüdüm ben (ve tabii Babam’a aşık…). Annem beni kopyası gibi yetiştirmiş. Kendisi yıllarca ritmik jimnastik yaptığı için aynı disiplinden yetişebilmem için beni 3 yaşında tam yürüyemezken Bale Okulu’na vermiş. Balenin aslında tam olarak ne olduğunu anladığım yıllarda sınavla dansçı alan, Devlet Opera ve Balesi’nin ‘çocuk balesi’ bölümünü kazandığımı ve 8-12 yaş arası bu okula devam ettiğimi hatırlıyorum. Benim için, sürekli temsillere katıldığım, ayna önlerinde provalar yaptığım rüya gibi bir dönemdi. Sonrasındaysa dansı hiç bırakmadım, üniversite son sınıfa kadar modern dansa devam ettim. Bu süreçte hem okul, hem de dansın birlikte yürümesi hayatıma farklı bir disiplin getirdi. Profesyonel bir balerin veya dansçı olmasam bile, show dünyasının içinden dünyaya bakmama ve o meşhur sahne tozunu yutmama neden oldu.

393ad2cİlkokula Arı Koleji’nde başladım. Ortaokul ve liseye ise, kitap okumayı ödüllendiren, edebiyat ve sanat alanında tüm yeteneklerinizin ortaya çıkması için gerekli ortamı sağlayan ve teşvik eden bir okul olan Ayşeabla Koleji’nde devam ettim. Hayal gücümün en çok beslenmeye ihtiyaç duyduğu bu dönemde okuduğum kitaplar, hayatı farklı bir açıdan görmemi sağladı. Bu dönemde yazı dilim öylesine gelişti ki, edebiyat hocalarım yazmış olduğum kompozisyonları Ankara elemeleri ardından da Türkiye elemelerine gönderir oldular. Kompozisyonlarımdan bir tanesi, önce Ankara çapında, daha sonra da Türkiye genelinde birincilik elde etti. Bu tabi, ekstra bir şey yapmayan, her zaman ki gibi yazan bir kız çocuğu olarak beni o yaşta son derece mutlu etti. Geçtiğimiz yıl beni kariyer serüvenimi anlatmam için okula davet ettiklerinde de aynı şeyi söyledim: “Şu anda hayatımda yaptığım her şey, Ayşe Abla Koleji’nde yaptıklarımın gelişmiş hali. O yüzden şu an burada yaptıklarınıza dikkat edin, ileride de aynılarını yapıyor olacaksınız.” Orası bir laboratuar alanı gibiydi. Kültürel ve sanatsal faaliyetlere yönlenmemizi sağlayan, edebiyata ve yabancı dile önem veren, sosyal gelişimi çok önemseyen bir okuldu.

3f4f4fd

ROL MODELİM | Annem… Hacettepe Üniversitesi, Eczacılık Fakültesi mezunu. Daha sonra Ankara Üniversitesi’nde Fitoterapi alanında yüksek lisans yaptı. Şu an kendisine mesleğini sorduğunuzda kendini uzman eczacı olarak değil çoğu zaman ressam olarak tanıtıyor. Çünkü bu güne kadar bir dolu kişisel sergi açmış ve Floransa’da katılmış olduğu Catherina de Medici Uluslararası bir resim yarışmasında, orada yaptığı bir resimle Teknik Jüri Özel Ödülünü almış, halen atölye ve ev çalışmalarını sürdüren, notasız akordeon ve piyano çalabilen, çok yönlü bir insan. Babam… ODTÜ’de İşletme okumuş. 90’lı yıllarda Türkiye’nin Leasing (Finansal Kiralama) alanında sayılan ilk 10 kişisinden biri. Yıllarca pek çok şirkette üst düzey yöneticilik yaptı. Üniversitede okuduğu dönemde Halk Oyunları’yla ilgilenmiş, dünyanın dört bir yanına turnelere çıkıp dans etmiş, sahneden inmemiş. Hatta annemle tanıştıkları yer de burası. Halk oyunları. Babamın provalarda annemi yakalayıp peşinden ayrılmadığı o sihirli yer.

0d175adBenim ilkokuldan liseye hatta üniversiteye kadar geçen sürecime baktığınız zaman, eğer yeterince istenirse, birlikte pek çok farklı eğitimin ve kariyerin yürütülebileceğini bana gösteren öğreten kişinin annem olduğu çıkar ortaya. Onun sayesinde ben de hafta sonu tenise, akşamları baleye, kalan zamanlarımda etkili yazma seminerlerine gidiyor, boş vakitlerimde kendimi sürekli geliştirmeye çalışıyordum. O aktivite delisi çocuklardansa tek bir farkım vardı. Annem istediği için gitmiyordum o kurslara, ben istediğim için gidiyordum Annem sadece her şeyin aynı anda olabilirliğini bana gösteren otoriteydi. O kadar. 8 – 9 yaşlarımda babamın beni bir gün okuldan sonra ofisine götürdüğünü hatırlıyorum. Masasına oturmuş, etrafta olan biteni merakla izlemiştim. Döpiyesli, şık, topuklu ayakkabılı kadınlar ellerinde dosyaları oradan oraya taşıyorlardı. Sanırım zihnime kazınan ilk kare o. İlerde olmak istediğim şey, ilk gördüğüm an olmayı istediğim şey yani: bir iş kadını olmak. Onlar gibi giyinebileceğim, sürekli hareket halinde olduğum, öğrendiğim, aktif çalıştığım bir iş ortamında olmak. Hem az zamana çok şey sığdırabilmek, hem de sürekli devinimin olduğu bir ortamda çalışmak ve bu hareketliliğe karşın şık da olabilmek…

1163beaAKADEMİK TERCİHLERİM & KARİYER | Üniversitede bölüm tercihi yaparken aile meclisiyle oturduk. Fen-Matematik mezunu olduğum için haliyle önümde geniş bir tercih yelpazesi vardı. Diş Hekimliği, İşletme, Ekonomi, Eczacılık ve bir yanda da Heykel gibi sanatsal yönümü besleyebilecek pek çok seçenek.. Babam’ın işyerinde gördüklerimle tetiklenen hayallerimin etkisiyle, Ekonomi’yi seçtim. Bu sırada babam’ın ODTÜ’den bu yana görüştüğü arkadaş grubu hep çok etkili olmuştur hayatımda. Seçimimi paylaşınca temel bilimler olarak öğreneceklerimle iş hayatında istediğim alanı ve sektörü tercih edebileceğimi söyleyip beni desteklediler. Ben de bunun üzerine ekonomi bölümünü bitirip babamın işyerinde gördüğüm işkadınlarından biri olmak üzere iş hayatına atıldım. Üniversite bitip iş tercihi yapacağım zaman yine Babam’ın ODTÜ’deki dönem arkadaşlarıyla bir yemekteyken, hepsi artık belli mevkiilere gelmiş bu değerli insanların deneyimlerinden yararlanma şansım oldu. “Big Four (4 Büyükler)” denilen denetim firmaları var Duygu, (PwC-Deloitte-KPMG-Ernst&Young) bunlardan birinde 2-3 yıl iş hayatında neler yapılır öğrenirsin, sana hitap ediyorsa bu kulvarda devam eder, etmezse de kendi mutlu olacağın alana yönlenebilirsin.”, dediler. Gerçekten de öyle oldu. ODTÜ’lüler Meclisi’nden çıkan kararın peşinden giderek, üniversite son sınıfta Deloitte’da staja başladım. Böylece Audit (Denetim) alanında bir fikrim oluştu. Okul bittikten sonra ise PwC’ye yapmış olduğum başvuruma iki ayrı bölümden birden cevap geldi. Bir tanesi stajını yaptığım Audit (Denetim), diğeri ise Türkiye’de Yaşayan Üst Düzey Yöneticilerin Vergilendirilmesi bölümünün olduğu Tax (Vergi) bölümü. Ancak Tax (Vergi) bölümünden gelen teklif, İngilizcemi kullanabileceğim ve bu özel danışmanlık alanında kendimi daha çok geliştirebileceğim inancıyla, Audit (Denetim) alanında yapmış olduğum stajdaki tecrübelerimi de göz önünde tuttuğumda, daha cazip geldi ve tercihimi bu yönde kullandım. PwC kariyer serüvenim ise böylece başlamış oldu.

16b181bANKARA’DAN İSTANBUL’A | YENİ YAŞAMA UYUM Benim şansım şu oldu; ilk iş günümde Swiss Otel’deki tanışma toplantısına gittiğimde oradaki çoğu kişinin ya Bilkent’ten, bölümden arkadaşım ya da bir şekilde tanıdığım insanlarla ve Ankara’yla bağlantısı olan kişiler olduklarını gördüm. Şirkete yeni katılan onlarca insanın neredeyse yarısından çoğu Bilkentli’ydi. Hatta üniversite 4.sınıf Ankara’da bitmiş, 5.sınıfa İstanbul’da devam ediyor gibiydik. Aradan 8 yıl geçtikten sonra şimdi hem annemlere hem de bana soruyorlar. Nasıl oldu da İstanbul’a gitmeye karar verdin ya da annenler seni nasıl bıraktı diye. İnsan kararlarını alırken kendini o kararlar içerisinde en iyi nerede hayal edebiliyorsa oraya gidiyor diyorum. Eğimine doğru akıyor yani. Üniversite’den sonra İstanbul’a gelmeseydim, baleye devam etseydim belki şu an bir dansçı olabilirdim, yazmaya her ne şekilde olursa olsun tam performans devam etmek isteseydim şu an bir gazeteci de olabilirdim. Hacettepe Heykeltıraşlık bölümüne kabulüm vardı, şu an belki de bir heykeltıraştım veya ekonomi yüksek lisansı için Londra’ya gitmiş ve orada bir bankada çalışan bir ekonomist de olabilirdim. Belki bir oyuncu, spiker ya da herhangi başka bir meslek sahibi bir birey.. Ama olmadım. Kendimi görsel olarak hayal ettiğimde, beni en çok şu an içerisinde olduğum kare mutlu etti. Ben de sanırım o yüzden bunu seçtim. Beni en çok mutlu edecek olan ben’i.

1a7ef62KARİYERDE DEĞİŞİM | PwC İNTERNET TV
PwC’de 3. yılımdaydım. Bu süre zarfında çok şey öğrendim, çok yoğun çalıştım ama 3’ncü yıldan itibaren iş kendini tekrar etmeye başladı. Öğrenme sırasındaki o merak ve heyecan azalmaya başladı. Ben de bunun üzerine farkında olmadan arayışlara başladım. Vergiden kafamı kaldırdığımda, PwC’ye ilk başladığım günlerde kesinlikle kariyer planlamamda olmayan bir gelişme oldu. O zamanlar mevcut ritminde yürüyen eski adı ‘Vergi Tv’ şimdiki adı ise ‘PwC İnternet Televizyonu’ ile bir anda yolum kesişti. Buradaki olanaklar, bu internet televizyonun gelişimi yönünde sağlayabileceğim katkı ve bu gelişimin şirkete olumlu geri dönüşümü için vakit harcama isteğim beni hiç bilmediğim bir alanda, bambaşka bir kariyerin başlangıcına taşımış oldu. Böylece global ve corporate olan bir şirket içerisinde pek de aşina olunmayan yeni bir iş tanımını “internet televizyonculuğu” tanımını farkında olmadan üstlenmiş oldum. Bir kez bu bölüme geçtikten sonra, bir yandan mevcut işleri hızlandırarak belli bir tempoya ulaşırken diğer yandan bu alandaki teorik bilgi seviyemi geliştirebilmek için Bilgi Üniversitesi Medya ve İletişim alanında yüksek lisansa başvurdum. Sınav ve mülakatlar sonucu da başarılarımdan ötürü programa burslu bir şekilde kabul edildim. Bu süreçte bir yandan da internet televizyonunu yürüttüğüm için mevcut yüksek lisans programını projeli bitirmem mümkündü ancak ben sanırım biraz fazla abartarak daha da derinleşerek programdan tez yazarak mezun olmak istedim. Üstelik de tezimi elimdeki tüm verileri kullanıp tarihinde görülmemiş bir şey yaparak, yıllardır kimyasına alışkın olduğum PwC’ye, içeriden bir göz olarak değerlendirip tezimde vaka çalışması olarak yer vererek, küresel şirketler ve yeni medya teknolojileri üzerine yazarak mezun oldum.

Bu süreçte yaptığım yüksek lisans programı, video kurgusu, içerik geliştirme ve çekim püf noktaları gibi pek çok alanda bilgi birikimimi arttırırken diğer yandan da akademik çevrelerden yeni dostlar edinmemi sağladı. Bu süre aynı zamanda TurkishWIN ailesiyle tanışıp, büyük bir gururla üyelerinden biri olduğum ve benim yaratıcı ekipleri içerisinde bulunmamı istedikleri her durumda yanlarında olmaya çalıştığım, beraber projeler geliştirmeye başladığımız döneme denk geliyor. Bir buçuk yıl kadar önce, henüz daha TÜSİAD “Ne Okusam, Ne Olsam?” projemiz hayatta yokken, sevgili TurkishWIN ailesi ile beraber içinde hem mesleklerin hem de videoların olduğu nasıl farklı bir proje yapabilirizin peşine düşmüştük. Proje ayakları üzerine basmaya başladıkça önce kendi ailemi yani PwC’yi, ardından da bağlantılı olduğum akademik çevrelerden gelen dostlarımı yani Bilgi Üniversitesi’ni projeye dâhil etmek istedim ve böylece hayatımızın belki de sosyal sorumluluk alanında yükümlendiği en önemli projeye imza atmış olduk.

1e59fac

PwC İnternet Televizyonu bu yıl ilk gelirini sağladı! Yükseklisansımın son döneminde bir yandan Tusiad projesinin proje yöneticiliğini ve prodüksiyon desteğini sağlarken bir yandan da tez yazmaya başladım. Tez konum “Crowdsourcing”ti ve bu kavram yurt dışında, özellikle iş dünyasında bir iş modeli olarak kullanılan, bilinen yeni bir kavramdı. Bana bir gün şirket içerisinde, kendi şirketimin mevcut danışmanlık hizmetlerinden birinin videolar aracılığıyla nasıl farklılaştırılabileceği sorulduğunda, ben de tezimde incelediğim bu kavramı farklılaştırılması istenen projeye uyumlamayı teklif ettim. Riskliydi ama risk almaya da değerdi. Olay şu, benim de ilk yılında içinde yer almış olduğum bir tiyatro çalışmamız vardı. PwC çalışanları, PwC Drama Akademi adı altında, PwC tarafından tiyatro eğitimi aldırılıp bilinen tiyatro eserlerini tiyatro sahnelerinde oynuyor ve kazanılan gelir de TEGV gibi kurumlara bağış yapılıyordu. Ben burada tiyatro eğitimi almış olan PwC çalışanlarını, farklılaştırmayı planladığımız danışmanlık hizmetimizin içerisinde kullanmayı önerdim, ancak bir farkla: film çekerek ve PwC çalışanlarına rol yaptırarak. Crowdsourcing’in yaygın kullanım şekillerinden biri de budur aslında. Atıl duran bir potansiyeli, cebinizden herhangi bir para çıkmadan, iş döngüsüne sokarsınız ve sonucunda herkes mutlu olur çünkü herkes kazanır. İşin verdiği zevkten dolayı manevi yönden kişisel tatmin alan da iş tamamlandığı için maddi yönden tatmin olan da. Çünkü aslında baktığınızda insanlar sevdiği bir şeyi yapmak için para istememeye hazırdır. Böylece PwC İnternet Televizyonu, yapımcılığa da soyunarak, PwC’nin tiyatro eğitimi almış çalışanlarının desteğiyle, istenildiği takdirde filmli & videolu danışmanlık hizmeti de vermek üzere, TÜSİAD Projesi’nden sonra ikinci gelirini de elde etmiş oldu. Baktığınız zaman, PwC internet televizyonunun ilk gününden bu yana, PwC, hiçbir gelir beklentisi olmaksızın hem televizyona, hem de bana çok üst düzeyde destek sağladı, sağlamaya da devam ediyor. İnovatif bir şirket. Faydalı bir adım olduğunu düşünüyorsa fikirlerinizi sonuna kadar destekliyor. Kişisel olarak da farklı girişimlerim için hep destek hissettim. Pek çok farklı birikimi burada birleştirebildim. Şirket içerisinde bir arkadaşımla beraber PwC Kayak ve Snowboard Kulübü’nü kurabildim örneğin. Bahsetmiş olduğum tiyatro eğitiminin alınabildiği PwC Drama Akademi sayesinde, sahneye konan tiyatro eserinin başlangıcında lirik dans ve bale yapma, sonra bu oyun aracılığıyla İstanbul’un pek çok tiyatro sahnesinde sahneye çıkma şansım oldu. Düşündüğünüz zaman, hangi corporate şirket, geçmişinde yıllarca bale yapmış bir çalışanının ortamı geldiğinde sahne almasını ve adını anons ederek ‘dans eden kişi bizim çalışanımızdır’ diyerek sizi onurlandırır ki?.. Şu bir gerçek ki, aileme çok bağlı olduğum ve PwC’de de ailemin yanında gibi hissettiğim için sanırım burada kalıp emek verebildim. Şirketin dinamik yapısı nefes alabileceğim bir ekosistem yarattı bana.

 

ŞİMDİDEN SONRA | GELECEKTE NELERİ BİRLEŞTİRECEĞİM

Ben her elime aldığım projeyle bütünleşen, onunla kalkıp onunla yatan, onunla nefes alan bir yapıya sahibim. Eğer projem kafamdaysa, beynimdeki Rem’in bir kısmı ona ayrılır ve o sürekli olarak çalışır. Öteki kısmı ise normal faaliyetlerini yürütür. Bir bakarsınız ki projeden bağımsız zannettiğiniz bir olay, bir anda projenin içinde yer almış. Eğer bu şekilde çalışmıyor olsaydım, Tusiad projesinde Bilgi Üniversitesi ve PwC isimleri Tusiad ve TurkishWIN isimleriyle yan yana gelmiyor olabilirdi ya da tezimde, merak ettiğim bir kavramı, akademik literatürde öğrendiklerim ve şirket kültüründen edindiklerimle birleştirip farklı bir bakış açısından değerlendiremeyebilirdim. Aynı şekilde, ben de zamanında tiyatro grubunun içerisinde yer almamış olsaydım, tiyatro grubunda yer alan kişilerin, neden rol yaparak bir projenin içerisinde olmak isteyebileceklerini bilmiyor ve projeye dâhil edemiyor olacaktım. Bu benim yaşam biçimim, hayata bakış açım. Arkadaşlarımla da sosyal hayatımda da bu böyledir. Ayrı platformlarda tanıştığım arkadaşlarım bir şekilde bir nedenle mutlaka aynı platformda bir araya gelir ve tanışırlar. Benim etrafımda olan insanların yolları bir şekilde birbiriyle kesişir. Bundan sonra ise yine böyle olacak. Çünkü ben herkesin baktığı yere bakıp, baktığı yerde farklı bir sinerji yaratmaya çalışan bir insanım. Bunun sonucunda herkesin beğenisini kazanabileceğim projeler gerçekleştirebilirsem ne mutlu bana !
“Pek çok şeyi bir arada yapabilmem melez bir karakter oluşumdan kaynaklanıyor”
Çalışma biçimime baktığınızda, işim, sabah git, akşam gel, belli saatler arasında ofiste ol, eve gelince mesai bitsin tanımında değil. Gece gündüz, hafta sonu, tatil, her an, her yerde, kelimenin tam anlamıyla “online.” İş ve özel hayatım iki ayrı organizma değiller, aksine birbirinden ayrılamayan ikizler gibiler. Bu sebepten ötürü, işimin de bana tanıdığı şansla beraber, insana dokunmak, insanlardan öğrendiklerimi yaymak ve bununla ilgili bir iş yapabilmek beni bir denetim-vergi-danışmanlık firmasında çalışan olarak çok dinamik kılıyor.

Milyonlarca hayalim var, bir hayalperestim…
Şimdi tanım olarak Türkiye’de çok da bilinmeyen bir işi “internet televizyonculuğu” işini yapıyorum, yarın belki de aynı şirkette bambaşka bir alanda başka bir şey de yapacak olabilirim. Tek bildiğim her zaman hiç yapılmamış bir şeyin peşinde olacağım. Şu bir gerçek ki, medyayı, yaratmayı, görüntülemeyi, derlemeyi, görsellerle uğraşmayı çok seviyorum. Saatlerim geçiyor, kendimi unutuyorum. Kendini neye kaptırıyor, nede kaybediyorsan orada nefes alıyorsun demektir! Belki yıllar geçtiğinde internet televizyonu ana uğraştığım şey olmaz ancak ‘Voltran’ın bir parçası olur. Koskoca bir projenin önemli bir yanı, bir aracı olur. Ona çok emek verdim, benden hiçbir biçimde gitmeyecek, varlık nedeni değişse de aslında hep var olacak.

“Bu hayatta yaptığım her şey yaratacağım ‘bedenin’ bir parçası, uzvu olacak ve sonunda olması için uğraştığım şey ‘O’na bir ruh kazandırmak olacak.”

Şu anda yaptığım iş beni inanılmaz mutlu eden bir iş. Çünkü insan hikâyelerinden beslenebiliyorum. O hikâyeleri dinleyip değişirken, yorumlarımla ben de onlarda değişimler yaratabiliyorum. Bu çocukluğundan bu yana öyküler yazıp, karakterler yaratma peşinde koşan bir hayalci için fevkalade büyüleyici bir şey… Hayalin gerçekle buluşabildiği yer.
Diğer bir yandan ise, yazmak eylemi son derece keyifli bir iş ancak çok zaman alıyor. Şu an gerçekleşebilmesi için benim ilgime ihtiyacı olan bir dolu projem var. Bunlar rutine girdikten sonra elbette yazmaya hayatımın temel uğraşısı olarak devam etmeyi düşünüyorum.

Sınırlar hep var… Kendi sınırlarımı belirlerken başkalarınınkini referans almıyorum. Siz gerçekten sınırların yok olmalarını istediğinizde ortadan kalkıyorlar. 

Yaşadığım hiçbir anda ve yerde “şu anda burada olmamam gerekiyor” ruh haliyle bulunmadım, hiçbir koşulda… Bir yerdeysem tamamen orada olmak istediğim için oluyorum. Bu demek oluyor ki, Kiminleysem, kimlerleysem tamamen orada ve onlar için oluyorum, bunu da tamamen karşımdakine hissettirmek istiyorum.
Bir şeyi yaşarken onun EN’ini yaşamak gerekiyor. Lunapark’taki gibi… Bir oyuncağa bindiğinde gözün diğerine takılıp tam o an üzerinde olduğun oyuncağın duygusunu kaçırmamak gerekiyor. Onun üstündeysen oradaki duyguyu yaşamak, sonra diğerine geçmek ve bu arada her birindeki deneyimi anımsamak lazım…

HAYATI ÖZETLEYEN METAFORLARIM

– Bildiğim bir dil dışında konuşan iki insanın paylaşımlarına anlam veremiyorum, benim için sadece ses olarak kalıyorlar… Duymak her zaman beraberinde anlamayı da getirmiyor. O yüzden mümkün olduğunca ‘dil’ öğrenmeyi ve onu tüm işlevleriyle kullanabilmeyi seviyorum. Dil dediğim İtalyanca, Fransızca, Çince gibi diller değil ama. Evrensel dillerden bahsediyorum. Bir ressamın dünyanın öbür ucunda yaptığı bir resmi anlayıp, bir müzisyenin bestelediği senfoninin konuştuğu dili özümsemekten bahsediyorum. Bana gelirsek, ben ise bir gün videoyla-görselle, öbür gün yazıyla, başka bir zaman dansla-heykelle konuşuyorum. Ama hep konuşuyorum. Çünkü her ne biçimde olursa olsun konuşmayı seviyorum.

– Hayatta tercih yapmam istendiğinde şıklar arasında olmayanı seçerim, o şıkta ne olduğunu bilmesem de o şık hep var… Olmayan şık. Yani problemi “o başka yoldan çözdüğü için bonus aldı” hali.

– Denizdeyiz hepimiz, suyun içindeyiz… Bana değen su gelip sana değiyor, onun ki bana değiyor. Ve hepimiz yapmak istediklerimizde birbirimize bağlıyız. Bu yüzden hiçbir durumda sen varsın sen yoksun diye seçim yapmayı düşünmüyorum. Hepiniz olun, hepimiz olalım diyorum. Ne zamanki su biter o zaman başka bir seçenek ararım. O başka! Ama denizler asla bitmeyecek ki.. Ben öyle inanıyorum.

– Operada biz sahneye çıkmadan 5 dk önce hocamız gelir derdi ki: “’unutmayın, kuliste sıranızı beklerken hiçbir şekilde seyircileri görmemeniz gereken yerlerde beklemeniz gerekiyor. Eğer seyirciler arasında birini görüyorsanız, o da sizi görüyordur.” Belki de o yüzden ben hala hayatımın belli dönemlerinde, metaforik olarak kuliste, hep en önde ama hep de seyircileri göremeyecek kadar geride duruyorum. Ama biliyorum bulunduğum yerden göremesem bile seyirciler orada. Zaten 5 dakika sonra salonda kim var kim yoksa göz göze geleceğim. O yüzden sabır güzel bir şey. Sahne kuralım bu. Show güzel olmalı, sahne üzerinde her ne şekilde olursa olsun kural neyse ona uyulmalı. Bekleyeceksek, bekleyeceğiz. 9 sayısı da 9 olmadan önce 8 oldu, 6’dan 9’a atlamadı ki. Her şey sırayla. Zamanında.

KELİMELERİN ÇAĞRIŞTIRDIKLARI

KEŞİF Seyahat
ALGI İnsan
DEĞİŞİM Fark
ZOR Kolay
YALNIZLIK Yaratıcılık
VAZGEÇİLMEZ Her şey vazgeçilebilir
YAŞAM AMACI Yaymak, Yayılmak, İnsanlara Ulaşmak, insanlığa yardım.
RESİM Sanat
FOTOĞRAF Kurgu
RENK Gökkuşağı, rengarenk, içinde her şey var
DOST Çok
AİLE Bağlılık
KEYİF Mutluluk
KELİMELER Roman, öykü, karakter, replik
SAYILAR Matematik, ekonomi, finans (uzaklaştıklarım)
YELKEN Rüzgâr
KOŞU Pazartesi, Çarşamba, Cuma saat 6.30 bebek
ÖZGÜRLÜK Uçmak
GÜÇ Küçükken izlediğim çizgi film karakterleri, He-Man (Güç hep bende)
DENGE Dengesizlikle eşit oranda olması gereken, eşitlenmek için ikisine de eşit ihtiyaç var
MÜZİK KUTUSU Gülnihal (Babam küçükken beni uyuturken söylerdi, yıllar sonra üzerinde Gülnihal yazan ve melodisi bu şarkı olan iki müzik kutusu alıp hediye etmiştim Babam’a. Biri onun biri benim başucumda durur)
ALICE (İşte bu muhteşem!) O tavşanı hep takip ediyorum ben!
BALE Resital, şov, sahne
DANS Ritm, sayma, kulak
MURATHAN ÖZBEK Özel insanlarımdan biridir, aynı lehçede konuşuruz, sadece ikimizken özellikle, sürreal bir ortamda oluruz… Çoğu zaman ruh ve zihin olarak aynı dünyadan gelmiş olduğumuz üzerine teorilerimiz oluyor. Misinayla bağlıyız birbirimize, çeksek kopmaz, başkası koparmak isterse misina onu keser…

İz Bırakan Film
John Malkovich Olmak (Orijinal: Being John Malkovich, 1999)
Buçukuncu katta yaşama ihtimali, var olmasa bile o ara katı arama hali beni heyecanlandırıyor.
Yönetmen | Spike Jonze
Senaryo | Charlie Kaufman
http://www.youtube.com/watch?v=K7ahIGLNNwo
http://www.sinemalar.com/film/2165/john-malkovich-olmak

En Çok Etkilendiğim Kitap
Jostein Gaarder’in SOFİ’NİN DÜNYASI… 3 kez okudum, her seferinde farklı şeyler düşündürdü.
Bir de Virginia Woolf’un tüm kitapları.

Yaşamdaki Fon Müziğim
Tek bir şarkı ya da belli tarzda bir müzikle tüm hayatımı ifade edemiyorum. Renk deyince gökkuşağını seçmem gibi burada da bana gökkuşağı gibi içinde renkler yerine tüm müziklerin olduğu bir kelime lazım. Ama yalnız olduğumda, evde hiç düşünmeden elimin play tuşuna bastığı bir isim var. Anjelika Akbar. Kendisiyle tanıştığım günden bu yana, sözsüz ama konuşan melodilerini daha da çok konuşturabildiğim bir yaratıcı kendisi. http://www.youtube.com/watch?v=-ywpD9Q6WjA

 

Küçükken kızlarını çocuk parkına götürdüklerinde, ikisi aynı anda eğilip küçük kızın kulaklarına “…DUYGU… SEN bir AŞK ÇOCUĞUsun!” diyen ANNE ve BABA’ya SAYGI ve SEVGİYLE… Kreşe giderken kabarık elbisesi, başında tacı, elinde asasıyla giden ve içindeki kahramanı büyüdükçe içten içe hep besleyen Tatlı-Acayip PRENSES’e en masalsı SEVGİLERLE…

Share.

About Author

Leave A Reply