﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>RNA</title>
	<atom:link href="http://www.rna-tr.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.rna-tr.com</link>
	<description>Değişim Yönetimi</description>
	<lastBuildDate>Wed, 22 Feb 2012 01:48:01 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.2.1</generator>
		<item>
		<title>Kurumsal Açıdan Koçluğun Faydaları&#8230;</title>
		<link>http://www.rna-tr.com/koclugun-is-hayatindaki-iyilestirici-etkisi/</link>
		<comments>http://www.rna-tr.com/koclugun-is-hayatindaki-iyilestirici-etkisi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 30 Nov 2011 11:34:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sağ Üst Köşe]]></category>
		<category><![CDATA[Coach]]></category>
		<category><![CDATA[Coaching]]></category>
		<category><![CDATA[Executive]]></category>
		<category><![CDATA[Koçluk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://95.128.57.123/rna/?p=853</guid>
		<description><![CDATA[Bilimsel araştırmalara göre Koçluk ne kadar etkili? Koçluk nispeten yeni bir disiplin olarak kabul  edilmesine karşın iş hayatına ve bireysel performansa olumlu etkisi dikkate değerdir. &#160; Eğitimler koçluk, mentorluk, danışmanlık gibi yardımcı süreçlerle desteklenmediğinde en fazla üç ay içinde unutulmaktadır. Koçluk, bireyin ihtiyaçlarına birebir cevap vermesi ve sık aralıklı takip süreçleri sayesinde, yatırım getirisi kısa [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bilimsel araştırmalara göre Koçluk ne kadar etkili?<span id="more-853"></span></p>
<p>Koçluk nispeten yeni bir disiplin olarak kabul  edilmesine karşın iş hayatına ve bireysel performansa olumlu etkisi dikkate değerdir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Eğitimler koçluk, mentorluk, danışmanlık gibi yardımcı süreçlerle desteklenmediğinde en fazla üç ay içinde unutulmaktadır. Koçluk, bireyin ihtiyaçlarına birebir cevap vermesi ve sık aralıklı takip süreçleri sayesinde, yatırım getirisi kısa sürede görülebilen bir gelişim aracıdır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Bireysel Faydaları</span>:  Fortune 1000 Listesi’nde  bulunan şirketlerde çalışan ve 6 ay ile 1 yıl arasında koçluk alan 100 yöneticiyle gerçekleştirilen çalışmaya göre;</p>
<p>Doğrudan bağlı oldukları kişilerle çalışma ilişkileri  % 77  (yöneticileri tarafından bildirilen)</p>
<p>Acil denetim otoriteleri ile iş ilişkileri  % 71</p>
<p>Ekip çalışması  % 67</p>
<p>Akranları ile iş ilişkileri  % 63</p>
<p>İş tatmini   % 61</p>
<p>Müşterileri ile iş ilişkileri  % 37  iyileşmiştir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Örgütsel Faydaları</span>: Aynı çalışmada 100 çalışanın şirketleri açısından:</p>
<p>Verimliliğe   % 53 (yöneticiler tarafından bildirilen)</p>
<p>Örgütsel güce   % 48</p>
<p>Koçluk alan yöneticilerin kurumda kalmasına  % 32</p>
<p>Maliyetleri azaltmaya  % 23</p>
<p>Karlılıklarınıa  % 22  olumlu etkisi gözlemlenmiştir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.rna-tr.com/koclugun-is-hayatindaki-iyilestirici-etkisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hayatınızın Kontrolü Kimde?</title>
		<link>http://www.rna-tr.com/hayatinizin-kontrolu-kimde/</link>
		<comments>http://www.rna-tr.com/hayatinizin-kontrolu-kimde/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 26 Nov 2011 13:03:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kalemin Ucu]]></category>
		<category><![CDATA[değerler]]></category>
		<category><![CDATA[öncelik]]></category>
		<category><![CDATA[RNA Değişim Yönetimi]]></category>
		<category><![CDATA[yönetim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://95.128.57.123/rna/?p=804</guid>
		<description><![CDATA[Haritasını katladı, kenara koydu. Karar verememişti, nereye gitmek istediğinden emin değildi. Bu durumda haritanın da bir yardımı olmuyordu. Oturup düşündü. Antalya’ya gitmek istiyordu. Antalya bu zamanlarda çok güzel olurdu. Uzun süredir aslında oraya gitmek istemesine rağmen, yol uzun ve yolculuk nispeten daha zor olduğu için hep vazgeçtiğini anlamıştı. Bu gerçeğin farkına varınca karar verip, yolculuk [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.rna-tr.com/wp-content/uploads/2011/11/handsome-young-business-man-standing-under-umbrella.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-993" title="handsome-young-business-man-standing-under-umbrella" src="http://www.rna-tr.com/wp-content/uploads/2011/11/handsome-young-business-man-standing-under-umbrella-231x300.jpg" alt="" width="231" height="300" /></a><br />
Haritasını katladı, kenara koydu. Karar verememişti, nereye gitmek istediğinden emin değildi. Bu durumda haritanın da bir yardımı olmuyordu. Oturup düşündü. Antalya’ya gitmek istiyordu. Antalya bu zamanlarda çok güzel olurdu. Uzun süredir aslında oraya gitmek istemesine rağmen, yol uzun ve yolculuk nispeten daha zor olduğu için hep vazgeçtiğini anlamıştı. Bu gerçeğin farkına varınca karar verip, yolculuk hazırlığı yapmak kolay olmuştu. Harita işe yarayacaktı. Şimdi nasıl gideceğine, hangi yolları kullanacağına karar vermişti. Hedefi belli, hareket planı belliydi. Hazırdı artık yolculuğa. Tek yapması gereken harekete geçmekti.</p>
<p>Bu kısacık anektod neler hatılattı size? Hayallerinizi ertelediğiniz, zorluklardan korkarak hedef değiştirdiğiniz ya da hedefsiz kaldığınız oldu mu hiç?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><span style="color: #000080;">Her Şey Bir Hayalle Başlar&#8230;<br />
</span></strong>Bazen gözlerinizi kapatıp hayal kurduğunuz olur mu? En son ne zaman hayal kurmuştunuz? Öğrencilik yıllarınızı hatırlayın hani yarın neler olacak diye düşünmek zorunda hissetmediğiniz, hayatınızı akışına bıraktığınız o mutlu günleri&#8230; Ne hayaller kurmuştunuz bugünlerle ilgili? Nasıl bir hayatınız, nasıl bir işiniz olacaktı? Plazalarda çalışmak mı süslüyordu hayallerinizi? Sabahları güzelce giyinip elinde çantasıyla çıkan insanları gıptayla seyrederdiniz geçmişte. Gazetelere bakıp, o olayların geçtiği yerlerde olmak, adrenalin dolu bir hayat yaşamak, o haberleri mi yazmak isterdiniz yoksa? Belki de hayatta tek yapmak istediğiniz balık tutmak ya da yemek pişirmekti. Çocuklarla zaman geçirmekti belki de&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><span style="color: #000080;">Peki Ya Bugün?<br />
</span></strong>O gün hayallerinizi süsleyen siz ve bugün yaşayan siz arasında fark var mı? Neler gerçekleşti? Neler sadece hayal olarak kaldı? Çok mu uzaktasınız geçmişin hayallerinden? Düşününce bir sızı hissediyor musunuz içinizde? Keşke daha çok çalışsaydım ya da daha farklı yapsaydım bazı şeyleri dediniz mi? Belki de hayalleriniz değişti yolun yarısında. Ya da bu konuyu hiç düşünmediniz. Hayaller gündelik hayattan kaçıştır diyenlere katılıyor, sonuna kadar zihninizi onlara kapatıyorsunuz belki. Sizi hedefinize ulaşmaktan alıkoyacaklarına inanıyorsunuz.</p>
<p>Eğer gerçekten böyle düşünüyorsanız size Brian Tracy’nin bir sözünü hatırlatmak isterim: “Bütün başarılı kadın ve erkekler büyük hayalperestlerdir. Onlar kendi geleceklerinin her yönden en ideal şekilde nasıl olabileceğini hayal ederler ve sonra her gün o uzak görüntüye, o hedefe ulaşmak için çalışırlar.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><span style="color: #000080;">Değerlerinizi Biliyor Musunuz?<br />
</span></strong>Bu noktada bahsetmemiz gereken diğer bir önemli konu da değerlerimiz. Çünkü hayallerimizi bizi mutlu edecek hedeflere dönüştürmenin yolu değerlerimizi netleştirmek ve onları günlük hayatımızın içine entegre etmekten geçiyor.</p>
<p>Çevremizde işinde başarılı olmuş ama yine de mutsuz o kadar çok insan var ki&#8230; Hayatını yönlendirirken değerlerini göz önünde bulundurmamış binlerce, milyonlarca insan. Değerlerinden en önemlisi heyecan iken, yanlış yönlendirilme ya da kendini dinlememe yüzünden kendisine hiç uygun olmayan son derece rutin bir iş/meslek seçmiş birisini düşünün. Nasıl mutlu olur bu insan? Hepimiz biliyoruz ki, o kişi, toplum tarafından başarılı kabul edilse dahi, çevresindeki diğer insanlara, sevdiklerine de sirayet eden bir mutsuzluk, içten içe bir huzursuzluk içinde olacaktır. Hayatta onun için en önemli değeriyle çatışan bir hayatı yaşamakta, -mış gibi yapmaktadır farkında olmadan.</p>
<p>Hepimizin, tanımı yine bizler tarafından yapılan, ancak ona paralel bir yaşam sürdüğümüzde mutlu, tatmin dolu olabileceğimiz değer/değerlerimiz vardır. Bu kimisi için para, başarı, güç, kimisi için sevgi bir diğeri için sağlık, adalet, aile olabilir. Ancak unutmamalıyız ki aynı kelime farklı kişiler için farklı şekilde tanımlanabilir. Hayatımıza yön verirken, hayallerimizin hedeflerimiz haline dönüşmesini sağlarken ilk adım her zaman insanın kendi değerlerini farketmesidir. Sizin değerleriniz neler? İş, hobileriniz, kendiniz için kurguladığınız ve yaşadığınız hayat ile paralel mi? Belki de çakışıyorlardır ve o yüzden içinizde, çok derinlerde bir yerde sürekli bastırmaya çalıştığınız ya da görmezden geldiğiniz bir sıkıntı, bir tatminsizlik hissediyorsunuzdur, ne dersiniz?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><span style="color: #000080;">Hayatınızın Amacı Belli Mi?<br />
</span></strong>Değerlerimizi de içine alan hedefler oluşturmak için size öncelikle şu soruyu sormak isterim: Sizi heyecanlandıran, sabahları neşeyle uyanıp, harekete geçme isteği uyandıran nedir?</p>
<p>Zaman akıp gidiyor ve bizler yaşlanıyoruz. Hergün kalan vaktimiz daha da azalıyor. Peki sizler sınırlı olan bu zamanı doğru kullanabiliyor musunuz? Hedefiniz belli mi? Nereye gitmek istediğinizin farkında mısınız? Belki de akıntıya bıraktınız kendinizi, nereye götürürse oraya sürükleniyorsunuz. Sizin yerinize başkaları kontrol ediyor hayatınızı. Ne iş yapacağınızı, hobilerinizi, ailenizle geçirdiğiniz zamanının nitelik ve niceliğini, kısacası kendinizin ve size ait olan bir yaşamın kontrolü elinizden kayıp gitmiş.</p>
<p>Siz bir yazar olacaktınız oysa kitaplarını herkesin okuduğu. Hayranlıkla bahsedilen&#8230; Yazdıkça paylaşan, paylaştıkça büyüyen biri. Gençlik hayalleri ne çabuk unutuluyor. Yine de ah keşke gerçek olabileseydi, nasıl bir duygu olurdu acaba? Elinizde kalem, hayranlarınız için kitaplarınızı imzalayabilseydiniz&#8230; Yüzünüzdeki ifade değişti değil mi? İçinize bir sıcaklık yayıldı&#8230;sadece kendinize o güzel hayalleri hatırlamak için izin verdiyseniz tabii ki. Peki o hayali gerçekleştirmek için çok mu geç bugün? Ne zaman geçtir ki insan için? Kime göre geç, neye göre geç? Hedef haline dönüştüreceğimizi hayallerimize ulaşabilmek için önce düşünce yapımızı değiştirmemiz gerekiyor. Ne kadar çok defa kendimizi, düşüncelerimizi, hayallerimizi sınırlandırırız&#8230; Neden mi? Cevapları zaten bildiğimizi farzeder, başka olasılıklar da olabileceğini asla göz önüne almayız da o yüzden. Unutmamak gerekir ki seçenekler her zaman vardır tabii ki onları görmeyi başarabilirsek. Birşeye başlamak için en doğru yer burası ve en doğru zamanda şimdidir. Bir de tabii ki imkansız diye bir şey yoktur. Siz sadece hedefinizi belirleyin ve o hedefe ulaşmak için çalışın, çaba gösterin. İçinde bulunduğunuz şartların sizi yönlendirmesine izin vermeyin ve seçtiğiniz bir yaşamı kurun.</p>
<p>Hedefiniz belli artık. Nereye gideceğinizi biliyorsunuz. Bundan sonra haritanız işe yarıyor. Hedefinizi işaretlediniz. Şimdi artık kendinizi tanıma, yeteneklerinizi kuvvetli ve zayıf yönlerinizi öğrenme, kendinizi geliştime ve başarı için atılacak adımları belirleme zamanı&#8230;Bu noktada kendi SWOT analizinizi yaparak başlayabilir ya da profesyonel destek alabilirsiniz. Kısa ve uzun vadede uygulayacağınız hareket planlarını oluşturmalı ama şartlar değiştikçe revize etmeyi unutmamalısınız.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color: #000080;"><strong>Kariyerimiz, İşimiz, Değerlerimiz&#8230;</strong></span><br />
Bazen işimizi çok sevmeyiz ya da yaptığımız iş değerlerimizle birebir örtüşmez ama değerlerimizi hayatımızın içine entegre etmek için bir araç hem de en önemli araçlardan biridir. Pek çok insan işinden mutlu olmadığı zaman kendini bırakır, mutsuz olur. Mutsuzluğunu dışarıya yansıtır. Zamanla yaşama sevincini kaybeder. Ama hayatınızın amacı heyecan, adrenalin ise ille de savaş muhabiri olmanız gerekmiyor ki. Kendinize neden heyecanı yaşayabileceğiniz bir hobi edinmiyorsunuz? Unutmayın seçenekler hep vardır, yeter ki onları farkedin. Bazen işinizi, tüm hayatınızı değiştirirsiniz, bazen de ufak bir detayda yapacağınız değişiklik size kaybettiğiniz o tatmin duygusunu yeniden yaşatır. Herşey kendini bilmekle, değerlerinin farkına varmakla başlar unutmayın.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><span style="color: #000080;">Önemli Olan Ne İstediğini Bilmek<br />
</span></strong>Önemli olan ne istediğini bilmek ve hayat yolculuğunda kontrolü elinde tutabilmektir. Eğer hayatımızın odağında yer alan değerlerimizi biliyorsak, hayallerimiz varsa, hedeflerimiz ve o hedeflere ulaşmak için hazırlanmış yol planlarımız mevcutsa başarısız olmak imkansızdır.</p>
<p>Şunu bilmelisiniz ki her insanın içinde hayallerini gerçekleştirecek potansiyel vardır. Gerçekten, tüm kalbiyle isterse eğer kişi mutlaka bir yolunu bulur. Goethe’nin dediği gibi:”Düşleyeceğiniz her şey için yola koyulabilirsiniz. Yüreklilik içinde zekayı, gücü ve büyüyü barındırır. Hemen başlayın! Haydi!..”</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.rna-tr.com/hayatinizin-kontrolu-kimde/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sizin Markanız Ne?</title>
		<link>http://www.rna-tr.com/sizin-markaniz-ne/</link>
		<comments>http://www.rna-tr.com/sizin-markaniz-ne/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 26 Nov 2011 13:02:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kalemin Ucu]]></category>
		<category><![CDATA[Rana Özşeker]]></category>
		<category><![CDATA[Seray Nâsırlı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://95.128.57.123/rna/?p=802</guid>
		<description><![CDATA[Başını iki yana salladı. Anlamakta zorlanıyordu. Bir insanın marka olması ne demekti? İnsanlar, satılan mallar mıydı ki marka olacaklardı? İş hayatında bir rekabet her zaman vardı ve çok çalışanlar her zaman başarılı olamazlardı. Ancak bugüne kadar bunun imajla, algıyla ya da kişisel marka ile bir ilişkisi olabileceğini hiç düşünmemişti. İnsanların onu nasıl gördüğü, onun hakkında [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.rna-tr.com/wp-content/uploads/2011/11/stones-isolated-on-white-background.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-995" title="s" src="http://www.rna-tr.com/wp-content/uploads/2011/11/stones-isolated-on-white-background-300x199.jpg" alt="" width="300" height="199" /></a>Başını iki yana salladı. Anlamakta zorlanıyordu. Bir insanın marka olması ne demekti? İnsanlar, satılan mallar mıydı ki marka olacaklardı? İş hayatında bir rekabet her zaman vardı ve çok çalışanlar her zaman başarılı olamazlardı. Ancak bugüne kadar bunun imajla, algıyla ya da kişisel marka ile bir ilişkisi olabileceğini hiç düşünmemişti. İnsanların onu nasıl gördüğü, onun hakkında ne düşündüğü hiç önemli olmamıştı. Gerçi o bir Robinson Crusoe değildi ve tabii ki insanların onunla ilgili duygu ve düşüncelerinin hayatını etkilediğini biliyordu. Patronu ve iş arkadaşlarının düşüncelerinin iş hayatı üzerinde nasıl bir etkisi olduğunu yaşıyarak öğrenmişti daha iş hayatına ilk girdiği dönemlerde. Biliyordu bilmesine ama bunu değiştirmek için neler yapması gerektiğini hiç bilinçli bir şekilde düşünüp, planlamamıştı? &#8220;Acaba zamanı geldi mi?&#8221; diye düşündü bir an&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><span style="color: #003300;">&#8220;Acaba benden marka olur mu gerçekten?&#8221;</span></strong></p>
<p>Marka olmak, markalaşmak günümüz iş dünyasında en çok konuşulan konulardan bir tanesi. Şirketler marka olmak istiyor&#8230; Üretilen ürünün marka olması için inanılmaz bütçeler ayrılıyor. Öngörülen satışlar yapılamadığı zaman markaya yeterince para harcanmamış olması bir sebep olarak öne sürülüyor. Marka olmak için neler yapılması gerektiğinden bahsediyor herkes. Tabii bu arada kişisel marka kavramı da biraz daha kısık sesle de olsa telaffuz edilmeye başlandı. Amerika’dan bahsetmiyorum. Orada son derece &#8220;in&#8221; bir kavram bu. Bizim ülkemizde ise henüz daha çok yeni. Daha kişiler marka olur mu tartışması devam ediyor. Ama şundan çok eminim ki, kriz dolayısıyla işlerini kaybetmeye başlayan beyaz yakalılar bir süre sonra bu kavramı profesyonel hayatlarında uygulamaya koymak isteyecekler&#8230; Neden mi? Bunu anlamak için öncelikle markanın ne olduğuna bir göz atalım isterseniz&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color: #333399;"><strong><span style="color: #008000;">Marka nedir?</span><br />
</strong></span>Marka (brand), İskandinav kökenli &#8220;yakmak&#8221; anlamına gelen bir kelime olan &#8220;brandr&#8221;dan gelmiştir. O dönemlerde yaşayanlar hayvanlarını sahiplerinin belli olması için sıcak demirle damgalıyor, onları markalıyorlardı. Burada amaç farklı hale getirmek, tanınır kılmaktı. Bugün de aslında marka olmak, markalaşmak kavramlarını rakiplerden farklı olmak, farklılaşmak anlamında kullanıyoruz. Türk Dil Kurumunun sözlüğünde de marka bir mal, hizmet ya da kurumu tanıtmaya ve benzerlerinden ayırmaya yarayan tescil edilmiş özel ad, kısaltma veya işaret olarak tanımlanıyor. Diğer taraftan marka kavramının günümüzde çok daha geniş bir anlamda kullanıldığını da biliyoruz. Bir ürün, şirket ya da birey söz konusu olduğunda, marka, kişiliği, vaadi ve benzersiz konumu belirten zihinsel bir damgadır. David D’Alessandro markanın, şirketin ismini duyduğumuzda aklımıza gelen olduğunu söylüyor. Volvo denince aklımıza tank gibi sağlam, güvenli, güçlü arabaların gelmesi buna verebileceğimiz örneklerden biri. Bu örneğin bize anlattığı en önemli şey markanın aslında tüketicinin algısı olduğu. Başka bir deyişle insanların o ürünü nasıl gördüğünden bahsediyoruz; başkalarının duygularından ve düşüncelerinden&#8230;</p>
<p>Markayı ürün ya da kurumlar açısında tanımlamak bizi bir sonraki adıma götürüyor. Peki ya insanlar söz konusu olduğunda ne oluyor?<br />
<strong></strong></p>
<p><strong><span style="color: #333399;"><span style="color: #003300;">Kişisel Marka Hakkında&#8230;</span><br />
</span></strong>Ürünler ya da şirketler için bu açıklamalar son derece rahatlıkla anlaşılabilirken kişisel marka denince pek çok tepki geliyor insanlardan. Siz de onlardan biri misiniz bilemiyorum ama eğer öyleyse size son derece sade bir tanımla bu konuyu açıklamaya başlayabilirim. Amazon’un kurucusu ve CEO’su olan Jeff Bezos’un kişisel markayı bizler odada olmadığımız zaman insanların bizim hakkımızda söyledikleridir şeklinde tanımlıyor. İnsanların bizi nasıl bildiği, bizim hakkımızda ne hissettiği, ne düşündüğüdür aslında bizim markamız. Bizi başkalarından farklı kılan özelliklerimiz&#8230; &#8220;Onu nasıl bilirsiniz?&#8221;, alacağınız cevap o kişinin başkalarının zihninde nasıl yer ettiğini net bir şekilde ortaya koyar. Bazı özelliklerinizi diğer insanlardan daha fazla ortaya çıkardığınızı gösterir. Diyelim ki profesyonel yöneticisiniz; Türkiye’de sizin yaptığınız işi yapan belki de binlerce insan var. Sizin onlardan farkınız nedir? Aynı iş için bir rekabet içine girdiğinizde sizin seçilmenizi sağlayacak olan tek, biricik ve sizi farklı kılan bir özelliğiniz var mı? Eminim ki vardır&#8230;ama acaba siz onu ortaya koyabiliyor musunuz? Ya da belki kendi işinizi yapıyorsunuz ve sizinle aynı hizmeti sunan rakipleriniz karşısında pastadan pay almak için çabalıyorsunuz. Ben potansiyel bir müşteri olsam size şu soruyu sorardım: &#8220;Neden siz? Sizi diğerlerinden ayıran nedir?&#8221;</p>
<p>Kişisel markamız aslında biziz, bizi tek kılan farklılaştıran özelliklerimiz, potansiyelimiz, verdiğimiz mesaj yani imajımızdır. Başkalarının bizi nasıl gördüğüdür&#8230; Bizimle ilgili herşeyi içinde barındıran aynı zamanda farklılığımızı ortaya koyan bir kavram kişisel marka&#8230;ve tabii ki çok da önemli. Özellikle rekabetin son derece sert ve yoğun olduğu günümüzde daha da önemli. Ben; iki insanın birbirinin aynı olma ihtimalinin bilimsel olarak mümkün olmadığına göre, başkalarından farklı olmanın tek yolunun kendimiz olmaktan geçtiğine inanırım. Bu noktada kişisel marka, algı ve imaj üçlemesinin tam da bu noktada kendimizi anlamak ve anlatmak konusunda devreye girdiğini söyleyebilirim. Algı insanların aldığı, imaj ise bizlerin verdiği mesaj. Bizim ortaya koymak istediğimiz mesaj insanların algıladığı ile ne kadar örtüşürse, kişisel markamız o kadar samimi ve gerçek olur ki bu da bizi daha başarılı kılar.<br />
<strong></strong></p>
<p><strong><span style="color: #333399;"><span style="color: #008000;">Nasıl Kişisel Marka Olunur?</span><br />
</span></strong>Kendi kişisel markanızı yaratmaya karar verdiğinizde temelde 3 yapı taşını oturtmanız gerekir. İlki sizin ya da bir profesyonelin sizin üzerinizde çalışmasını gerektirir. Bu süreçte kendinizi daha iyi tanıyacak, vermeniz gereken mesajı ortaya çıkaracak, ve varmak istediğiniz noktayı belirleyeceksiniz&#8230; Markanızın profilini oluşturduğunuz bu ilk süreç . İkinci aşama kişisel markanızın iletişim planını oluşturmanız gerekiyor. İmaj ve izlenim yönetiminden, kartvizitlerinizin, kişisel web sitenizin/blogunuzun tasarımı ve içeriğine hatta basının kullanımına kadar sizinle ve markanızla ilgili 3. şahıslara mesaj verecek her türlü aracın gözden geçirilmesi ve doğru/uygun bir şekilde bileşim yapılması bu aşama ile ilgilidir. Son adım ise markanın bilinirliğini arttırmak ve profesyonel iletişim ağını kuvvetlendirmekle ilgilidir.</p>
<p>Bir taraftan kişinin kendisini tanıması, güçlü yönlerini belirlemesi gibi çalışmaları içerirken, diğer taraftan hedef kitlenin belirlenmesi, doğru pazarlama tekniklerinin seçilmesi ve kullanılması gibi aktiviteleri kapsar. Dolayısıyla da kolay ve kısa bir yolculuk değildir. Bu yola çıkmaya değip değmeyeceği sizin vereceğiniz bir karar&#8230; Ne dersiniz acaba zamanı geldi mi o ilk adımı atmanın?</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.rna-tr.com/sizin-markaniz-ne/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Her Şey İnsan İçin&#8230;</title>
		<link>http://www.rna-tr.com/hersey-insan-icin/</link>
		<comments>http://www.rna-tr.com/hersey-insan-icin/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 26 Nov 2011 13:02:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kalemin Ucu]]></category>
		<category><![CDATA[Rana Özşeker]]></category>
		<category><![CDATA[Seray Nâsırlı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://95.128.57.123/rna/?p=799</guid>
		<description><![CDATA[Kendisi gibi diğerlerinin de yönetim toplantısından çıkan müdürlerinin yüzünü incelediğini, durumun vehametini tahmin etmeye çalıştıklarını farketti. Canı acıdı birden&#8230; Yıllardır bu şirkette çalışıyordu; tıpkı diğer arkadaşları gibi&#8230; Ekonomik krizin tüm dünyayı etkilediği gibi Türkiye’yi de etkilemeye başladığının, şirketin daralan talep karşısında zorlandığının ve alınan önlemlerin yetersiz kaldığının farkındaydı. Son başvurulacak adımlardan birinin işten çıkartmalar olacağını [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.rna-tr.com/wp-content/uploads/2011/11/old-books-and-apple1.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-1003" title="Old books and apple" src="http://www.rna-tr.com/wp-content/uploads/2011/11/old-books-and-apple1-300x214.jpg" alt="" width="300" height="214" /></a></p>
<p>Kendisi gibi diğerlerinin de yönetim toplantısından çıkan müdürlerinin yüzünü incelediğini, durumun vehametini tahmin etmeye çalıştıklarını farketti. Canı acıdı birden&#8230; Yıllardır bu şirkette çalışıyordu; tıpkı diğer arkadaşları gibi&#8230; Ekonomik krizin tüm dünyayı etkilediği gibi Türkiye’yi de etkilemeye başladığının, şirketin daralan talep karşısında zorlandığının ve alınan önlemlerin yetersiz kaldığının farkındaydı. Son başvurulacak adımlardan birinin işten çıkartmalar olacağını biliyordu, tıpkı diğerleri gibi. Sadece an meselesi demişti biri o sabah. Şimdi müdürlerinin yüzü o anın geldiğini gösteriyordu. Acaba kim gidiyordu? Ya kendisi olursa? Ailesine ne diyecekti? Nasıl geçineceklerdi? Çocuklarının eğitim masraflarını düşündü&#8230;kirayı, telefonu, doğalgazı, elektriği ve diğer zorunlu giderleri&#8230;</p>
<p>Peki ya siz? Hiç düşünmek zorunda kaldınız mı bu konuda? Geçmişte? Ya da belki bugün, şimdi, şu anda aklınızda tam o<br />
larak bu vardı? Ya şirket küçülürse? Ya kapanırsa? Ya işten çıkartılırsam?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color: #800000;"><strong>İşimizi Kaybetmemek İçin&#8230;</strong></span><br />
İşinizi kaybettikten sonra neler yapmanız gerekiyor, bu travmanın üstesinden nasıl geleceksiniz? İşinizi kaybettikten sonrası önemli bir konudur&#8230; ama ondan önce, daha da önemli bir konu var üzerinde düşünülmesi gereken ve sorulması gereken bir soru: Acaba işten çıkartılmamak için yapabileceğim birşey var mı? Bu soruya ancak şu şekilde cevap verebilirim. Hiç bir şirket tamamen kapanmadığı ya da bir iş ünitesini komple kapatmadığı sürece bütün çalışanlarını işten çıkarmaz. Yönetim bu süreçte bir seçim yapar. Eğer bu seçimin hangi kriterlere dayandığını biliyor ve bu konuda önlem alabiliyorsanız, işten çıkarılanlar listesinda adınız yer almaz. Bu konuda aslında tek kriter şirket için hangi çalışanın daha faydalı olduğu ve şirkete daha fazla değer kattığıdır. Peki ama biz bu kriteri karşılıyor muyuz? Ya da daha doğru bir soru: Yönetim bizim bu kriteri karşıladığımız düşünüyor mu? Peki biz onların buna inanması, yaptıklarımızı, tüm o çalışmalarımızın farkına varması için neler yapmalıyız?</p>
<p>Size ilk tavsiyem olabileceğinizin en iyisi olmanızdır. İşinizi gerçekten yanlışsız ve iyi yapmanız, hızlı olmanız inanılmaz önemlidir. Üzerinize düşen sorumlulukları, iş tanımızın gereğini mutlaka yerine getirdiğinizden emin olun. Hatta işinizi daha da zorlaştırın. Kimse kolay kolay fazladan sorumluluk almak için istekli olmaz. O kişi siz olun. Ancak talip olduğunuz işlere dikkat edin. Mümkün olduğunca önemli, mali tabloları etkileyebilecek projelere dahil olmaya çalışın. Sorumluluklarınız arttıkça, o kadar daha az vazgeçilebilir olursunuz. Diğer taraftan bir başka yöntem de kendinizi sürekli olarak geliştirmeye devam etmektir. İş saatleri dışında, işinizi geliştirmenize yardımcı olacak bir kurs sizin gelişime açık olduğunuzu ve ileride daha fazla sorumluluk alabileceğinizin bir göstergesidir. Bu arada çözüm odaklı olmak, sorunları büyütmemek, zor da olsa pozitif olmaya çalışmak, şirketin atmosferine olumlu bir katkıda bulunmak ve dedikodulardan uzak durmakta en az yukarıda yazılanlar kadar önemlidir. Kim yanında sürekli şikayet eden, negatif bir insan ister ki?</p>
<p>Bir başka önemli konu da başarınızı ya da yaptıklarınızı sayılara dökebilmektir. Satış ya da üretim gibi disiplinlerde çalışıyorsanız bu gerçekten kolaydır. Ne sattığınız ya da ne kadar ürettiğiniz, başka bir deyişle şirkete ne kadar para kazandırdığınız net bir şekilde görünür. Ancak İnsan Kaynakları ya da Mali İşler gibi bölümlerde çalışanlar da en azından işlerini ne kadar verimli bir şekilde yaptıklarını ortaya koyabilirler. Örneğin İnsan Kaynaklarında çalışıyorsanız, bu durumda aslında o işi yaparken gösterdiğiniz özen sayesinde daha az maliyetle organizasyonlar düzenlemiş olduğunuzu, verdiğiniz eğitimlerle verimliliğin ne kadar arttığını kesin olmasa da sayılarla ifade edebilme şansınız var. Bu tür zamanlarda insanları ikna edebilmek için rakamlar en etkili araçtır.</p>
<p>Bu arada, yıllardır aynı iş yerinde çalışıyor, aynı işi yapıyorsanız, süreçleri ve sistemi sorgulamak aklınıza gelmez. Oysa belki de bu sorgulama bugün size işinizi kazandıracaktır. Yönetim için önemli olan giderlerin azalmasıdır, sizin ya da arkadaşlarınızın işten çıkartılmanız değil. Dolayısıyla işvereninize farklı bir formül sunabilirseniz, bazı şeyler değişebilir, ne dersiniz? Eğer başkaları düşünemeden siz gelirleri arttırmak ya da maliyetleri düşürmek için, bu size fazladan bir avantaj kazandıracaktır. Bazen sadece bu yolla size ödenen maaşı çıkarabilirsiniz. Sorular sorun: bazen size ilk anda aptalca gelseler bile mutlaka sorular sorun. Belki daha önce o soru hiç sorulmamıştır, bunu bilemezsiniz. Sorgulayın:unutmayın fark yaratabilmek için olaylara farklı bir bakış açısıyla bakmak ve analiz edebilebilmek gerekir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color: #800000;"><strong>Ya İşini Kaybedenler?</strong></span><br />
Elinizden gelen harşeyi yaptınız ama diyelim ki şartlar değişti ve hiç temenni etmememize rağmen, sizde işinizi kaybedenler arasında yerinizi aldınız. Peki şimdi ne yapmanız gerekiyor?</p>
<p>Bu durumda size imkansız gibi görünebilir ama ilk tavsiye başınızı dik tutmanız, moralinizi bozmamanız olacaktır. Eşiniz, aileniz sizin kadar hatta sizden daha endişeli olabilir. Arkadaşlarınız ise kendi işlerini kaybetmemekle meşgul olacaklardır. Diğer taraftan hepsi kendilerini size destek olmak zorunda hissedeceğinden, ihtiyacınız olandan daha fazla öneri ve tavsiye alıyor olacaksınız. Rahatlamak için ilk yapmanız gereken, onlara teşekkür edip, kendinizi iyi hissettiğinizi söyleyerek, daha fazla üzerinize gelmelerini engellemektir. Asıl olan, kendinize bu konuda paylaşımlarda bulunabileceğiniz bir grup oluşturun. Sizin gibi iş aramakta olan arkadaşlarınızla bilgi alışverişinde bulunun. Sizi en iyi onlar anlayacaktır.</p>
<p>Bu arada pek çok kişinin yaptığı bir hata var ki onu yapmamak çok önemli. Geceleri sabaha kadar oturup ondan sonra da geç saatlerde kalkmak sizin disiplinli bir şekilde iş aramanıza ve iş bulmak için yapmanız gereken en önemli aktiviteye yani sosyalleşmeye engel olacaktır. Sanki işe gidiyormuş gibi erken bir saatte kalkıp, sanki dışarıya çıkacak gibi giyinip gününüzü planlayın. Hareketsizlik tembellik ve güvensizliği beraberinde getirir. Sabah trafikte saatler harcamayacağınızı düşünerek bunu belki biraz spor yaparak, kendinize bakarak da değerlendirebilirsiniz. Dinç ve sağlıklı olmak bu durumda sizin için bir avantaj olacaktır. Bu konunun içinde şunu da söylemeden geçemeyeceğim. Bütün gününüzü televizyon başında geçirmeyin. Bu durum evinden dışarıya hiç çıkmadan kapısının çalınıp beyaz atlı prensin gelmesini bekleyen hayalperest bir kızın yaklaşımından farklı olmayacaktır. Israrla ve disiplinli bir şekilde iş aramaya devam etmelisiniz. Bunun için internet iyi bir araç. Diğer taraftan sosyal çevrenizi de arayarak onlara iş aradığınızı söyleyin, onları ziyaret edin. İşinizden ayrıldığınız anda insanların size ulaşabileceği iletişim detaylarınızı onlarla paylaşmayı unutmayın. Sosyal iletişim ağlarına üye olun. Unutmayın tanıdığınız her insan bir kazançtır. Bizler sosyal varlıklarız. Birbirimiz destek olarak hayatlarımızı sürdürürüz. O yüzden çevrenizi genişletmeniz, ‘Networking’ yapmanız sizin için hayati derecede önemlidir. Bunları yaparken, bir yandan da kendinizi geliştirmeye devam etmeniz gerekiyor. Özgeçmişinizi gözden geçirin. Oraya ekleyebileceğiniz herşey sizin için bir artıdır. Bilgisayar bilginizi, ingilizcenizi geliştirin. Bunun için mutlaka ücretli bir kursa gitmanize gerek yok. İnternetten bu konuda pek çok bilgi edinebilirsiniz. Tabii ki aynı zamanda harcamalarınız da gözden geçirip, mutlaka gelir/gider düzenlemesi de yapmanız gerekiyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color: #800000;"><strong>Her Şey İnsan İçin&#8230;</strong></span><br />
İşinizi kaybetmek kolay değildir. Ama hayatın sonu da değildir. Geçmişinize dönüp bir bakın, kimbilir ne sorunların üstesinden geldiniz&#8230; Bunu da aşacaksınız. Önemli olan olumlu bakış açısını hep koruyabilmek&#8230; Israrla, vazgeçmeden devam etmek&#8230; Önceliğimizi en iyi şekilde belirleyebilmek. Unutmayalım ki herşey insan için. Çevremizde sevdiklerimiz oldukça, sağlığımız yerinde oldukça çözülemeyecek hiç bir sorun yoktur&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.rna-tr.com/hersey-insan-icin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Küçülüyoruz!&#8230;</title>
		<link>http://www.rna-tr.com/kuculuyoruz/</link>
		<comments>http://www.rna-tr.com/kuculuyoruz/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 26 Nov 2011 13:01:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kalemin Ucu]]></category>
		<category><![CDATA[Rana Özşeker]]></category>
		<category><![CDATA[Seray Nâsırlı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://95.128.57.123/rna/?p=797</guid>
		<description><![CDATA[&#160; Dünyası başına yıkılmış gibiydi. Düşünemiyordu bile. Rüyada gibi yürüdü. Neler olduğunu anlamaya çalışan iş arkadaşlarının yüzlerine baktı, ne söyleyecekti şimdi onlara? Yönetim toplantısından çıkan sonucu nasıl anlatacaktı bu insanlara? Şirket inanılmaz zarar etmeye başlamıştı. Bırakın bütçenin tutturulmasını, bu kadar zarar ve nakit sıkıntısı ile şirketin daha ne kadar yaşayacağı meçhuldü&#8230; Bu krizde kredi bulmak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p><a href="http://www.rna-tr.com/wp-content/uploads/2011/11/ds_rna1.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-1032" title="ds_rna" src="http://www.rna-tr.com/wp-content/uploads/2011/11/ds_rna1.jpg" alt="" width="228" height="176" /></a></p>
<p>Dünyası başına yıkılmış gibiydi. Düşünemiyordu bile. Rüyada gibi yürüdü. Neler olduğunu anlamaya çalışan iş arkadaşlarının yüzlerine baktı, ne söyleyecekti şimdi onlara? Yönetim toplantısından çıkan sonucu nasıl anlatacaktı bu insanlara? Şirket inanılmaz zarar etmeye başlamıştı. Bırakın bütçenin tutturulmasını, bu kadar zarar ve nakit sıkıntısı ile şirketin daha ne kadar yaşayacağı meçhuldü&#8230; Bu krizde kredi bulmak da neredeyse imkansızdı. Yaptıkları bütün çalışmalar ve tahminler şirketi yaşatmanın tek yolunun küçülmek olduğunu gösteriyordu. Her departmandan belirli sayıda çalışanın işten çıkarılması gerekiyordu. Çevresine baktı: peki ama bugüne kadar beraber çalıştığı, ailesinden ve arkadaşlarından daha çok gördüğü bu insanlara ne diyecekti? Nasıl anlatacaktı onlara işten çıkarıldılarını? Ya onlar nasıl başa çıkacaklardı işlerini kaybetmenin getirdiği zorluklarla?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><span style="color: #333399;">Kriz Geliyor Mu?</span></strong><br />
Ortalık toz duman&#8230; Ekonomik kriz geldi geliyor derken önce Amerika arkasından da Avrupa tam ortasına düştü bankacılık sektöründe başlayıp reel sektörle devam eden mali krizin. İnsanlar panik halinde&#8230; İşlerini kaybetme tehlikesi yaşayan binlerce çalışan var. Dünyanın en büyük şirketleri bir şekilde küçülme yoluna gitme kararı aldı. Kimisi zaten üretimi kıstığı için bir kısım mavi yakalı çalışanını işten çıkardı bile. Yapılan çalışmalar ve tahminlerde 2008 ve 2009 yıllarında New Yorkta toplam 165.000 kişinin, Londra’da ise 62.000 kişinin işini kaybedeceği öngörülüyor.</p>
<p>İster profesyonel çalışalım, ister kendi işimizin başında olalım yurtdışında yaşananların ağzımızda bıraktığı tat son derece acı. Aklımızda hep bir soru:Biz neler yaşayacağız? Türkiye de, yavaş yavaş hissetmeye başladı o gerginliği. 2001 yılında yaşadığımız korkunç ekonomik krizin sonuçlarını hatırlayalım. Kaç kişinin işini kaybettiğini&#8230; Amacım felaket haberleri vermek değil, sadece hazırlıklı olmaya davet etmek şirketleri ve çalışanları. Ülkemizin yakınına bile uğramasını istemeyeceğim bu ekonomik kriz, iş dünyasının da ortaya koyduğu gibi ülkemizi mutlaka ziyaret edecek. Şiddeti konusunda farklı görüşler olmasına rağmen yine de işsizliğin artması bekleniyor. Pek çok şirketin küçülmeye gitmesi bekleniyor. Çalışanların işlerini kaybetmeleriyle sonuçlanacak süreçlerden bahsediliyor. Belki de bir süre sonra birilerine işten çıkarıldılarını söylemek zorunda kalabilirsiniz&#8230; Ya da, Allah göstermesin, ama belki erken emeklilik/işinizi kaybetme durumu ile karşı karşıya kalabilirsiniz&#8230;</p>
<p>Bu durumda eğer işverensek kendimize şu soruları sormamız gerekiyor: Bu işi en az hasarla nasıl yapabiliriz? Çalışanlarımızı işten çıkarırken, hem gidenlere hem kalanlara zarar vermemek için neler yapmalıyız? Ya da nelerden kaçınmalıyız? Eğer işimizi kaybediyorsak, bunun üstesinden nasıl gelebiliriz? Belki de öncesinde başka bir soruyu cevaplamamız gerek: işten çıkarılmamak için yapabileceğim neler var?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><span style="color: #333399;">Neden Küçülme?</span></strong><br />
Dünyanın her yerinde genellikle ekonomi bozulunca, talep düşüp sabit giderleri karşılamak zorlaşınca, şirketleri yönetenler gelirleri artırmak için inovasyonu bir yöntem olarak kullanmak, yeni pazarlar bulmak, ürünlerini farklılaştırmak, markalaşmak, ya da iş yapış sistemlerini değiştirmek yerine; kar/zararı ellerine alıp, hangi gideri nasıl ve ne kadar kısabileceklerine bakarlar. Önce eğitim gibi önemsiz(!) olduğu düşünülen bütçeler kesilir, sonra bir takım idari giderler ve sonunda işten çıkarma yöntemiyle üretim giderlerini ya da genel yönetim giderlerini düşürmeye karar verirler. Bunun yanlış olduğunu iddia etmiyorum, diğer taraftan bu çözüm yöntemine başvurmadan iyice düşünülmesi, başka yollar aranması gerektiğini söylemek istiyorum. Mutlaka yapılması gerekiyorsa da, planlama ve uygulama sürecinin önemini vurgulamak ve küçülme –işten çıkarma- konusunun insani boyutu üzerinde durmak istiyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><span style="color: #333399;">Kim Söyleyecek?</span></strong><br />
Bir çalışana işten çıkarıldığını söylemek; hele ki o kişinin performansı ya da davranışlarından bağımsız sebeplerle; bir yöneticinin en zor görevlerinden biridir. Yapılması gereken bir iş var ve tabii ki sonuçta o yöneticinin bu sorumluluğu yerine getirmesi gerekiyor. O kişi de bunun bilincindedir&#8230; ayrıca şirketin yaşaması için yapılması gerekenin bu olduğunu da biliyor ve hatta belki bu kararın çıkmasında onun da payı var. Yine de yaşamını bu işten kazandığı maaş ile sürdüren o kişiye bakarken çok da rahat olamaz&#8230; ve zaten olmaması da gerekir. Ayrıca bu sürecin sonunda kötü adam olmak durumunda kalacaktır. Kendisine duyulan bir öfke ve güvensizlik ile geride kalanları yönetmek ve çok zor olan bir dönemde şirketi yaşatmak için üzerine düşeni yapmak zorunda kalacaktır. Bu durumda hem bu süreci doğru yönetebilmek, hem de kişinin kendisine ve karşısındakine en az hasar vererek idare edebilmesi için mutlaka profesyonel bir destek alınması önerilmektedir. Eğer bu mümkün değilse, o zaman bu süreç İnsan Kaynakları Departmanından, bu konuda deneyimli kişilerle birlikte yönetilmeli. Unutmamak gerekir ki başarısız bir işten çıkarma sürecinin, şirketin ve yönetim kadrosunun itibarını sarsacağını da unutmamak gerekir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><span style="color: #333399;">Gidenlere Ne Olacak?</span></strong><br />
İşten çıkarılıyor olmak, hele de yeni bir iş bulmanın hiç de kolay olmadığı bir ortamda, kişinin başına gelebilecek en kötü olaylardan biridir. Ama dünyanın sonu da değildir. Yaşam herşeye rağmen devam eder. Bu konuda neler yapmak gerekir, nelere dikkat etmek lazım; gelecek ay inceleyeceğiz.</p>
<p>Şirketin küçülme/işten çıkarma durumunda bir sosyal sorumluluğu da vardır. Öncelikle işten çıkaracağı çalışanların, elindeki imkanları kullanarak, başka yerlerde işe yerleştirilmeleri için çalışmalar yapmak önemlidir. Onların işten kendilerini ve ailelerini makul bir süre idare edebilecekleri birer paketle göndermek hem istemeyerek çıkarılmak zorunda kalınan eski çalışanlara karşı şirketin sorumluluğudur. Kamuoyu nezdinde de işten çıkarma esnasında insanları mağdur etmemek, şirketin itibarını korumak açısından önemlidir. Diğer taraftan bu kişilere özel koçluk/danışmanlık hizmetleri aldırmak da şirketin sağlayabileceği diğer bir ek faydadır. Hep hatırlanması gereken ise, bugün bir başkasının başına gelen yarın sizin başınıza gelebilir. O yüzden kendinize nasıl davranılmasını isterseniz, bu süreçte gidenlere de aynı şekilde davranmanız gerekir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><span style="color: #333399;">Ya Kalanlar&#8230;</span></strong></p>
<p>Her küçülme ya da çalışan sayısının azaltılmasından sonra şirket yönetimlerinde ya da hisse sahiplerinde kalanların hala bir işleri olduğu için minettar olması gerektiği düşüncesi vardır. Bu yüzden de genellikle sistemi değiştirmek yerine aynı sistemi daha az kişiyle yürütmeye çalışmak başka bir deyişle gidenlerin işini kalanlar arasında paylaştırmak genellikle başvurulan yöntemdir. Oysa ne büyük bir yanılgıdır bu!&#8230;</p>
<p>Geride kalanlar çok zor bir dönemden geçmişlerdir. İçlerinde birikmiş bir öfke, stres, yaşanan belirsizlik döneminin neden olduğu kaygı ve son derece ciddi bir karamsarlık yaşamaktadırlar. Ayrıca çalıştıları şirkete ve yöneticilerine karşı büyük bir güvensizlik içindedirler. Bir başka işten çıkarma dalgası olmayacağının garantisi olmadığını ve ne yaparlarsa yapsınlar sonuçta isimlerinin o listede olabileceği korkusu ile gerginlik yaşarlar. Potansiyellerini kullanabilmeleri, enerjilerini işe odaklayabilmeleri için kesinlikle desteğe ihtiyaçları vardır.</p>
<p>Yeni duruma adapte olabilmeleri, işlerine dört elle sarılabilmeleri için öncelikle şirketin alması gereken bir takım önlemler vardır. Öncelikle güveni tekrar kazanmak gerekir ki bu da açık iletişimle sağlanabilir. Mümkün olduğunca şeffaf olmak, yeni hedefleri, aksiyon planlarını mümkün olduğunca çalışanlarla paylaşmak gerekir. Onlara yatırım yapmak da güvenlerini sağlamak için iyi bir yöntem olarak kullanılabilir. Bu durumda özellikle iyi birer takım olmalarını sağlama için takım koçluğu aldırmak gerekebilir. Kalanların mutlaka motive edilmesi şarttır. Aksi takdirde şirket yönetimi karşısında, eskisinden daha çok hata yapan, daha fazla zaman harcadığı halde daha zor iş yetiştiren, konsantrasyon sorunu yaşayan çalışanlar bulur ne yazık ki&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><span style="color: #333399;">Her Şey İnsan İçin&#8230;</span></strong><br />
Unutmamak gerekir ki çok sancılı bir süreçtir bu. Yaşayanlar çok iyi bilir; hem kararı veren ya da uygulayan yöneticiler üzerinde, hem işten çıkartılan hem de geride kalan çalışanlar üzerinde etkileri olan bir süreçtir&#8230; Yönetmek kolay değildir, planlama ,yürütme ve sonrasındatoparlanma süreçlerini çok iyi düşünüp, gerekli önlemlerin alınması gerekir&#8230; Şirketler önemlidir&#8230; İşin yürümesi önemlidir&#8230; Sistemin çalışması önemlidir&#8230; Ama unutmamak gerekir ki aslında hepsi insanlar içindir&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.rna-tr.com/kuculuyoruz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Güç, Statü ve Liderlik&#8230;</title>
		<link>http://www.rna-tr.com/guc-statu-ve-liderlik/</link>
		<comments>http://www.rna-tr.com/guc-statu-ve-liderlik/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 26 Nov 2011 13:01:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kalemin Ucu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://95.128.57.123/rna/?p=795</guid>
		<description><![CDATA[&#160; Bir zaman makinesine sahip olsaydınız eğer, sadece geçmişe doğru gidebileceğiniz bir zaman makinesine, hangi tarihe gitmek isterdiniz? Hangi olaylar esnasında, dünyanın neresinde bulunmak isterdiniz? Hiç düşündünüz mü kimden neler öğrenmek, hangi efsanevi kişiliğin hangi başarılarına tanıklık etmek sizin için müthiş bir deneyim olurdu? Hayatınızda neleri değiştirirdi acaba bu deneyim? &#160; Bu sorular çok sık [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>Bir zaman makinesine sahip olsaydınız eğer, sadece geçmişe doğru gidebileceğiniz bir zaman makinesine, hangi tarihe gitmek isterdiniz? Hangi olaylar esnasında, dünyanın neresinde bulunmak isterdiniz? Hiç düşündünüz mü kimden neler öğrenmek, hangi efsanevi kişiliğin hangi başarılarına tanıklık etmek sizin için müthiş bir deneyim olurdu? Hayatınızda neleri değiştirirdi acaba bu deneyim?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu sorular çok sık sorduğum ve cevaplarını büyük bir merakla dinlediğim sorular&#8230; İş dünyasından yüzlerce insan cevapladı bu soruları&#8230; Ve üniversite öğrencileri&#8230; Herkesin cevaplarında bulduğum bir ortak noktayı paylaşmak istiyorum sizlerle. Neredeyse istisnasız herkes kendi gözünde çok büyük bir lideri, kitleleri peşinden sürükleyen bir insanı tanımayı arzu ediyor. Onun nasıl bu kadar etkin ve etkili olduğunu öğrenmek istiyor ve bu şekilde, bugün gerek iş hayatında gerek özel hayatında daha başarılı olmayı istiyor. Çok garip gelmedi herhalde sizlere de&#8230; Sanırım sizinde aklınızdan geçirdiğiniz kişi, devrinde lider kabul edilen biriydi&#8230; Ya da değeri sonradan anlaşılan ve liderlik payesini ölümünden sonra elde etmiş biriydi. Peki kimlerdir bu önemli insanlar? Nereden gelir önemleri? Kısaca lider kime denir?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><span style="color: #000066;">Büyük ve Önemli Adam Olmak&#8230;</span></strong><br />
Lider kelimesi gözümüzün önüne büyük ordulara hükmeden, ulusları kurtaran güçlü, zeki, tutkulu insanları getiriyor. Pek çok hikayeye, efsaneye konu olmuş müthiş insanlar bunlar&#8230; Çoğunlukla nasıl olduğunu bugün kolaylıkla anlayamadığımız bir şekilde etrafına büyük kalabalıkları toplayarak, bir vizyon, bir amaç uğruna onları peşinden sürükleyerek gizemli adeta büyülü bir takım başarılara imza atmışlar. İşte bu düşünceden yola çıkan teorisyenler &#8220;Büyük Adam Teorisi&#8221;ni oluşturmuşlar. Bu kişilerin birer lider olarak doğduklarına, şartlar gerektirdiğinde, ihtiyaç olduğunda tıpkı bir sihir gibi liderlerin ortaya çıktığını varsaymışlar. Savaşları kazanmış, fikirleri ve inançları yaymış, insanları heyecanlandırmış, şu veya bu şekilde onları yönlendirmiş ve yönetmiş kişilere lider demeyi uygun görmüş bu konuyu ilk araştırmaya başlayan sosyal bilimciler&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><em>Peki ya siz? Siz kime lider dersiniz? Nasıl biridir lider sizin için? Hangi özelliklere sahip olması gerekir?</em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><span style="color: #000066;">Kişi sayısı kadar liderlik tanımı</span></strong><br />
Lider, liderlik özelliklerine sahip kişidir demişler teorisyenler 20. yüzyılın başlarında. Ancak zaman içinde bu özellikler değişime uğramış. Şartlara gore değişir denmiş hatta kişinin lider algısına göre değişir denmiş. Aslında 1974 yılında Stogdill’in liderlikle ilgili bir araştırmasında belirttiği gibi liderliğin, onun tanımını yapmayı deneyen kişi sayısı kadar farklı tanımı vardır.</p>
<p>Lider kavramı pek çok kavram gibi algı mekanizmasına yakından bağlıdır. İlk anda anlamını bildiğimizi düşündüğümüz bu kelime, sıra anlatmaya gelince önümüze kocaman bir görev gibi dikilir. Fark ederiz ki, o kadar da kolay değildir bu tanımı yapmak ya da daha doğrusu bir tanım etrafında birleşmek&#8230; Türk Dil Kurumu’nun sözlüğünde lider kelimesi için sizi &#8220;önder&#8221; kelimesine yönlendiriyor. &#8220;Önder&#8221; kelimesinin anlamını ise ‘Gücü, ünü ve toplumsal yeri dolayısıyla, belli zaman ve durumlar içinde, ilişkili bulunduğu küme veya toplumun tutum, davranış ve etkinliklerini değiştirip yönetme yeteneğini gösteren kimse, lider, şef’ olarak veriyor. Ben kesinlikle katılmıyorum bu tanıma&#8230; Bir toplumu yönetme yeteneğini göstermek için illa ki güç, ün ve/veya toplumsal yer yani statü mü gerekiyor? Yoksa bu yeteneğe sahip olan insanlar mı acaba güç, ün ve statü sahibi oluyor? Düşünmeye değer ne dersiniz?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><span style="color: #000066;">Türkiye’de Liderlik</span></strong><br />
Ülkemizde liderlik tanımını sözlükten okuduktan sonra acaba iş hayatında bu kavramın insanlara ne ifade ettiğini düşündünüz mü hiç? Ben merak ettim ve araştırdım. İşte tüm dünyada Kabul görmüş, saygı duyulan bir araştırma sonucu: GLOBE (Culture, Leadership and Organization: The GLOBE Study of 62 Sopcieties, 2004) 62 ülkeyi 10 kültürel bölgeye ayırmış ve bu bölgelerdeki kültürler temel alınarak liderlik davranışları incelenmiş. Türkiye’nin içinde bulunduğu bölgede lider profili diğer kültürlerdeki lider profilinden daha farklı. Statü ve güç bir lider için en önemli özellikler kabul edilirken, karizma, işbirliği ve birlikte karar alma yani takımdaşlık, liderlik için en az ihtiyaç duyulan ya da hiç gerekmeyen özellikler olarak değerlendirilmişler.</p>
<p>İşbirliği, takımdaşlık bu kadar önemsiz mi? İnsanlarla iletişim kurmak, onlara bulunduğumuz pozisyonu kullanarak hükmetmek yerine ortaya koyduğumuz vizyon, onlar üzerinde yaratacağımız motivasyon ile yönlendirmek bu kadar mı kabul edilemez? Daha mı kolay geliyor insanımıza yumruğu masaya vurmak? İkna etmekten, kendimizi, duygularımızı ve düşüncelerimizi ortaya koymaktan bu kadar mı çekiniyoruz? Nedir gerçekten bizi korkutan? Peki bu durumdan memnun muyuz yoksa değiştirmek istiyor muyuz? Ya siz? Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda? Sizin liderliğiniz nereden geliyor? Oturduğunuz masadan, kartınızın üzerinde yazan ünvanınızdan mı yoksa insanlarla kurabildiğiniz harika iletişimden, motive edebilme gücünüzden, adalet anlayışınız ve dürüstlüğünüzden mi? Çevreme baktığımda o kadar çok insan odaklı, paylaşımcı lider görüyorum ki, bu araştırmanın sonucuna inanmakta hala zorluk çekiyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><span style="color: #000066;">5 Önemli Özellik</span></strong><br />
Amerika ve Avrupa’da yapılan pek çok araştırma bize özellikle iş dünyasında bir liderin sahip olması gereken en önemli özellikleri sıralarken insan ilişkilerini ilk sıraya koyuyor. Richmond, Rollin&amp;Brown (What makes a successful leader, 2004) tarafından Amerika’da yapılan bir araştırmada bir iş dünyasında bir kişinin lider olarak görülebilmesi için sahip olması gereken en önemli 5 özellik şu şekilde sıralanmış: Vizyon sahibi olmak, stratejik düşünebilmek, insanlarla iyi ilişki ve iletişim kurabilmek, kişilerin gelişimine önem vermek ve planları, düşünceleri hayata geçirebilmek. Bu özelliklerin hemen hepsinin geliştirilebilecek özellikler olduğuna dikkatinizi çekmek isterim. Liderliğin ve başarının temelinde geleceğe ilişkin bir hayale sahip olmak, bunu hedefe dönüştürerek aksiyon planları çıkarabilecek şekilde düşünebilmek, bu planlarda yanınızda yer alacak kişilere ulaşıp onlara heyecanınızı aktarabilmek ve onların gelişimine yardımcı olmak, sonrasında da planlarınızı uygulayabilmek yatıyor&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Unutmamak gerekiyor lider olabilmek için liderlik edeceğiniz insanlara ihtiyacınız var. Zorla onlara yaptırabileceklerinizin sınırları var. Ancak onları heyecanlandırarak, motive ederek, hayallerinize, tutkularınıza ortak ederek ulaşabileceklerinizin sınırını çizebilmek çok zor. İlk yapmanız gereken insanlara ulaşabilmeyi ana amaç edinmek ve bunu başarabilmek için de sözlü ve sözsüz iletişiminizi geliştirmek. Kimbilir belki gelecekte birileri zaman makinesine atlayıp sizi görmeye, tanımaya ve başarılarınıza bizzat tanık olmaya gelebilir&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Rana Özşeker<br />
Kariyer Dergi</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.rna-tr.com/guc-statu-ve-liderlik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kelebekler Acı Çeker Mi?</title>
		<link>http://www.rna-tr.com/kelebekler-aci-ceker-mi/</link>
		<comments>http://www.rna-tr.com/kelebekler-aci-ceker-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 26 Nov 2011 13:00:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kalemin Ucu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://95.128.57.123/rna/?p=793</guid>
		<description><![CDATA[&#160; &#8220;Kelebekler dönüşümleri sırasında acı çekerler mi acaba?&#8221; Sadece bedenleri değiştiği için belki de hiç acı hissetmezler&#8230; Acısız bir değişim&#8230; Bir kelebek olabilseydim bende; görünüşümü değiştirebilmek için değil. Duygularımı, düşüncelerimi, algılayışımı, alışkanlıklarımı hatta tamamen kişiliğimi değiştirebilmek için&#8230; Bir gece yastığa başımı koyup ertesi sabah yepyeni bir insan olarak uyanabilsem&#8230; Birileri benim için seçimleri yapsa&#8230; &#8220;Bundan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p><a href="http://www.rna-tr.com/wp-content/uploads/2011/11/bf_rna.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-1019" title="bf_rna" src="http://www.rna-tr.com/wp-content/uploads/2011/11/bf_rna-300x217.jpg" alt="" width="300" height="217" /></a></p>
<p><span style="color: #993300;"><strong>&#8220;Kelebekler dönüşümleri sırasında acı çekerler mi acaba?&#8221;</strong></span></p>
<p>Sadece bedenleri değiştiği için belki de hiç acı hissetmezler&#8230; Acısız bir değişim&#8230;</p>
<p>Bir kelebek olabilseydim bende; görünüşümü değiştirebilmek için değil. Duygularımı, düşüncelerimi, algılayışımı, alışkanlıklarımı hatta tamamen kişiliğimi değiştirebilmek için&#8230; Bir gece yastığa başımı koyup ertesi sabah yepyeni bir insan olarak uyanabilsem&#8230; Birileri benim için seçimleri yapsa&#8230; &#8220;Bundan sonra artık senin hayatın şu şekilde olacak.&#8221; dese&#8230; Verilecek kararların, yapılacak seçimlerin sonuçlarının benim ama sadece benim değil ailemin hayatına da getireceği değişikliklerden korkuyorum. Yalnız olmadığımı biliyorum. Milyonlarca insan var benim gibi&#8230; Statükoyu bırakıp bilinmeyene doğru ufak adımlar atmaya başlayan ve bunun için kendini suçlayan, içi korkuyla dolup geri adım atan milyonlarca insan&#8230;&#8221; Kendisine seslenen yöneticisinin sesiyle düşüncelerinden sıyrıldı. Evet bazı konularda farklı bir yerlerde olmak, farklı şeyler yapmayı çok isterdi ama yine de şükretmesi gerektiğini düşündü. Neyine gerekti değişmek? Elindekilerle yetinmesi gerektiğini, yoksa dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan olabileceğini söylerdi annesi&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><span style="color: #993300;">Değişimi Düşünmek&#8230;</span></strong><br />
Küçük ya da büyük değişimleri hemen hepimiz hayal ediyoruz. Çalıştığımız şirketi değiştirmek, mesleğimizi değiştirmek, beslenme alışkanlıklarımızı ya da arkadaş çevremizi değiştirmek&#8230; Hatta bazen arabamızı ya da oturduğumuz evi değiştirmek&#8230; Bazen kendimizle ilgili değişiklikleri hayal ediyoruz, hedef koyuyoruz; daha iyi iletişim kurabildiğimizi, ‘hayır’ demeyi başarabildiğimizi ya da iş/özel hayat dengemizi kurduğumuzu, bazı günlük alışkanlıklarımızı&#8230; Bazı hedefler var ki aslında onlara düş demek gerekir gerçekleşmeleri pek kolay değildir. Bazı bakış açılarına göre imkansızdır. Bazı hedefler ise aslında hayal değil tasavvurdur. &#8220;Tasavvur&#8221; öztürkçede tek bir kelime ile açıklayamadığım, karşılığını bulamadığım bir fiil. Hayal etme anlamına geliyor ama aynı zamanda amaç, niyet demek. Yani aslında yaratılabilen, gerçekleştirilebilecek aynı zamanda amacınız/hedefiniz haline gelebilen bir hayal. Bir başka deyişle bir potansiyel bir değişim; hayatınızda ya da kendinizde, belki de sevdiklerinizde. İşte bütün bunları düşünürüz de harekete geçer miyiz?</p>
<p>Çevrenizde kaç kişinin hedefine ulaşmak için, aslında çok kolay olmasa da, yaratabileceği değişim/dönüşümler için korkusuzca, bahaneler üretmeden birşeyler yaptığınızı görüyorsunuz? Sizin nasıl bir değişim/dönüşüme ihtiyacınız var? Bunu sağlamak için neler yapıyorsunuz? Yoksa yapmıyor musunuz? Herşey yolundaymış gibi davranıp, o değişimlere ihtiyacınız olduğu halde, bunun farkında değilmiş gibi davranıyorsunuz belki. Eğer neye ihtiyacınız olduğunu biliyor ama harekete geçemiyorsanız yine de bu ülkede yaşayan milyonlarca insandan bir adım ileridesiniz demektir. Çünkü çoğu insan daha düşünme aşamasına bile gelmemiştir. Düşünmek, sadece içinden geçirmek bile bazen insanların suçluluk duymasına sebep olur. Çoğu, bütün ailelerini, çevrelerini etkileyebilecek değişiklikleri değil yapmaktan düşünmekten bile kaçınırlar. Peki ama neden?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color: #993300;"><strong>Neden Korkuyoruz?</strong></span></p>
<p>Aslında şöyle bir çevremize baktığımız zaman insanların zihinlerinden geçirdikleri değişimleri yaşayabilmeleri, hedeflerine ulaşabilmeleri için yapmaları gerekeninin bazı alışkanlıklarını değiştirmek olduğunu görürüz. Örneğin daha sağlıklı bir yaşama ulaşmayı hayal ediyorsanız, onu hedefiniz haline getirip sonra da hedefinizi gerçekleştirmek için beslenme ve spor yapma alışkanlıklarını değiştirmeniz gerekir. Ama değişimi gerçekten istemek gerekir yoksa inanılmaz zordur alışkanlıkları değiştirmek. Çoğu alışkanlıklar sağlam, kırılması neredeyse imkansız zincirler halini almıştır. Bırakın günlük ve uzun süreli alışkanlıklarınızı bazen evde bir eşyanın yerini değiştirmek bile insanda inanılmaz bir stres yaratabiliyor. Alışkın olduğumuz ortamları, günlük rutinlerimizi hatta aslında hiç sevmediğimiz iş yerimizi değiştirmeyi düşünmek bile bazen göğümüzde ya da tam nefes borumuzda bir ağırlığa sebep oluyor. Aklımızdan geçen fikri kovmak için çeşitli bahaneler üretiyoruz. Neden mi? Korkuyoruz çünkü&#8230; İçinde bulunduğumuz, tanıdığımız, bir şekilde yürüyen düzenimizi bozmaktan korkuyoruz. Hem de delicesine&#8230; Risk almak istemiyoruz&#8230; Karanlık bir gecede, önümüze ne çıkacağını bilmeden yürümeye benziyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Düşebiliriz, elimizdekileri düşürüp kaybedebiliriz ama en önemlisi kaybolabiliriz. Pek çoğumuz sonunu bilmediğimiz, göremediğimiz herşeyden korkuyoruz. Kaybetme korkusu, başarısızlık korkusu hatta başarı korkusu hayatımıza nasıl da hakim olmuş&#8230; Yersiz bir korku mu? Bazen&#8230; Sigarayı tüketmek size zarar veriyorsa artık alışkanlığınızdan vazgeçme zamanınız gelmiştir. Ama siz denemiyorsunuz bile. Sigaranın yokluğunun size neler getireceğini ya da sizden neler götüreceğini bilmiyorsunuz. Bırakmayı başaracaksınız belki ve sağlığınız düzelecek ama ya sizi sigara içmeye güdüleyen zevk alma duygunuz? Birlikte zaman geçirdiğiniz bütün arkadaşlarınız sigara içiyor. Acaba siz o grubun ritmini mi bozacaksınız? Ya da belki sigarayı bırakınca duman altı bu ortam size eskisi kadar cazip gelmeyecek? Belki de deneyecek ama başarısız olup tekrar başlayacaksınız. Çevrenizdekiler nasıl da dalga geçerler sizinle? &#8220;Başından belliydi bırakamayacağın. Boşuna acı çektin!&#8221; sözlerini duyarsınız heryerden. Kendinizi kötü hissedersiniz. Ama denemezseniz hep bir umut kalır içinizde, öyle değil mi? Kesinlikle! Öyleyse hiç denemeyin sigarayı bırakmayı nasıl olsa bir gün hepimiz öleceğiz, öyle değil mi? Çoğu insanın zihninde yaşadığı savaş işte bu şekilde ilerler. Hem başarmaktan ve alışkanlıklarımızı değiştirmekten korkarız hem de değiştiremeyip başarısız olmaktan. Aslında değişimi hedeflemek ya da hedefe ulaşmak için değişmeye karar vermek çok çetin bir mücadelenin başlangıcı çünkü bizlerin hayatında var olan düzeni başka bir deyişle &#8220;konfor alanı&#8221;mızı genişletmeye ya da onun dışına çıkmaya itiyor bizi. Bazıları mücadeleyi, risk almayı, macerayı çok sever&#8230;ya diğerleri?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><span style="color: #993300;">Konfor Alanımız Aslında Kafesimiz Mi?</span></strong></p>
<p>Çoğumuz tanıdık ortamlarda, öngörülebilir davranış kalıplarıyla çevrili olduğumuzda kendimizi güvende hissederiz. Stres yaşamadan, alışkanlıklarımızla geliştirdiğimiz bu görünmez alana &#8220;konfor alanı&#8221; adını veriyoruz. Bizi tehdit eden değişimlerin olmadığı rahat bir ortamdan bahsediyoruz. İçimizde büyüyen huzursuzlukları susturup, korkularımızın farkına varmadan yaşayıp gittiğimiz o alan. Rahatımızı bozmamak için o alanın dışına çıkmamaya özen gösteririz. Hatta sınırlara yaklaştığımız an bile heyecan ve stres yaşarız. Kaybedebileceklerimizin çok olduğunu düşündüğümüz zaman yerimizden kıpırdamak, risk almak istemeyiz. Bazen de bir adım atar ama ilk denemede yürümezse arkamızı dönüp güvenli alanımıza koşarız. Chicago Üniversitesi’nden Mihaly Csikzentmihaly, çalışma ve araştırmalarını topladığı Akış (Flow:The Psychology of Optimal Experience) adlı kitabında en başarılı olanların sürekli konfor alanlarının sınırlarını zorlayarak dışına çıkanlar olduğunun altını çiziyor. İlk denemelerinde aldıkları sonuçları görünce geri adım atmayan bu kişilerin, yeni alanlarında ilk başta rahatsızlık ve acı hislerinin eşlik ettiği daha yüksek performans seviyesine alışıp sonunda acının yerini rahatlama ve güven hissi alana kadar dayandıklarını ifade ediyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><span style="color: #993300;">Gelişmek İçin Değişmek Gerekir&#8230;</span></strong><br />
Çok sevdiğim bir söz var: Dün yaptıklarınızın aynısını yaptığınız sürece yarın bugünden farklı olmaz. Alışkanlıklarınızın sizi yönetmesine izin vermeyin. Aldous Huxley’in dediği gibi: &#8220;Dünyayı değiştirmek istedim ama sonunda farkettim ki değiştirebildiğim tek şey kendimdim.&#8221; Değişmenin kolay olmadığını ben de biliyorum. Hem de hiç kolay değil. Ama unutmayın ki gelişmek için değişmek gerekir. Gerçekten kelebekler dönüşümleri sırasında acı çeker mi acaba?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Rana ÖZŞEKER<br />
Kariyer Dergi</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.rna-tr.com/kelebekler-aci-ceker-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İlk İzlenim Yaratmak İçin İkinci Bir Şansınız Yoktur&#8230;</title>
		<link>http://www.rna-tr.com/ilk-izlenim-yaratmak-icin-ikinci-bir-sansiniz-yoktur/</link>
		<comments>http://www.rna-tr.com/ilk-izlenim-yaratmak-icin-ikinci-bir-sansiniz-yoktur/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 26 Nov 2011 13:00:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kalemin Ucu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://95.128.57.123/rna/?p=790</guid>
		<description><![CDATA[&#160; İşteki ilk gününüzde içeri girdiniz, çevrenize baktınız&#8230; O andan itibaren mesai arkadaşlarınız olacak kişilere&#8230; İçlerinden biri dikkatinizi çekti; asık bir yüz, çatılmış kaşlar ve sert bir ses tonuyla karşısındaki kişiyle konuşuyor. Aksi, sert ve sıkıcı biri olduğunu düşünürdünüz muhtemelen. Aynı eski iş yerinizde diğer departmanda çalışan yönetici Metin Bey gibi&#8230; Daha sonraki günlerde, o [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.rna-tr.com/wp-content/uploads/2011/11/rna_nktlr.jpg"><img class="alignleft  wp-image-1028" title="rna_nktlr" src="http://www.rna-tr.com/wp-content/uploads/2011/11/rna_nktlr-300x225.jpg" alt="" width="240" height="180" /></a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İşteki ilk gününüzde içeri girdiniz, çevrenize baktınız&#8230; O andan itibaren mesai arkadaşlarınız olacak kişilere&#8230; İçlerinden biri dikkatinizi çekti; asık bir yüz, çatılmış kaşlar ve sert bir ses tonuyla karşısındaki kişiyle konuşuyor. Aksi, sert ve sıkıcı biri olduğunu düşünürdünüz muhtemelen. Aynı eski iş yerinizde diğer departmanda çalışan yönetici Metin Bey gibi&#8230; Daha sonraki günlerde, o kişiye çok fazla yaklaşmamaya çalışır, hatta arkadaşlık etmekten kaçınırsınız büyük bir ihtimalle. Çevrenizdekiler size onun ne kadar harika ve sıcak bir insan olduğunu söylese de bu sizin o kişiyle ilgili duygularınızı, düşüncelerinizi değiştirmez. Oysa belki o kişi o anda çok zor bir durumdaydı ve bir takım problemler yaşıyordu. Belki de yıllardır ilk defa o kadar gergin, o kadar sinirliydi. Onun yerinde olsanız sizin de rahatlıkla verebileceğiniz bir takım tepkiler veriyordu. Belki o gün o şeklide davrandığı için sonradan pişman oldu. Ama ne yazık ki eskilerden günümüze gelen söz çok doğru: &#8220;İlk izlenim yaratmak için ikinci bir şansınız yoktur.&#8221;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><span style="color: #333399;">Algı ve Önyargılar Hakkında&#8230;</span></strong></p>
<p><strong></strong><br />
Davranışlarımız gerçeğin kendisine değil, o gerçeği nasıl algıladığımıza bağlıdır. Gördüklerimiz, duyduklarımız bilinçli ya da bilinçsiz olarak yaptığımız yorumlar ve yargılarla anlam kazanırlar. Dolayısıyla da deneyimlerimiz, aldığımız eğitimler, içinde bulunduğumuz toplumun kültürü ve değerlerinden o anda içinde bulunduğumuz sosyal ortama kadar pek çok şey o ilk kez karşılaştığımız insanlar hakkında oluşturduğumuz yargıları başka bir deyişle ilk izlenimleri etkiliyor. Tabii ki ilk izlenimlerde gelecekte kurulacak her türlü iletişimi ve muhtemelen bütün ilişkiyi&#8230; Sosyal algılama dediğimiz bu süreçte, karşımızdaki kişileri tanımaya ve anlamaya çalışıyoruz. Bu süreçte farkında olmadan bir takım önyargılar bizi etkiliyor ve davranışlarımızı yönlendiriyor. Böylece karşımızdakileri sınıflandırıyoruz, onlara bir takım nitelikler atfediyoruz. Çok kısa zamanda oluşturduğumuz ya da bizim hakkımızda oluşturulan ilk izlenimler tamamen bir yanılsama olabilir. Bu değerlendirmeler bizi içinde bulunduğumuz iletişim sürecinde tarafların dinleme ve tepki verme şekillerini etkiler.</p>
<p>Mülakat yaparken bazı adaylarla görüşmeye başladıktan birkaç dakika sonra o kişinin işe uygun olmadığını düşündüğünüz hiç olmadı mı? Mülakata gelen kişinin kapıdan girerken sergilediği rahatsız duruş mülakat esnasında ne söylerse söylesin onun satış yapabilecek kadar rahat ve sıcakkanlı bir insan olmadığı düşüncenizi değiştirmeyecektir. Bazen de tezatlar yönlendirir algı sürecimizi&#8230; Eğer mülakat yaptığımız 4 kişi gerçekten çok iyi ise ortalama olan beşinci kişi bize olduğundan daha kötü görünecektir. Ya da ekibimizde bir kişi hariç herkesin performansı çok iyi ise, diğer kişinin daha az iyi olan performansı göreceli olarak kötü görünecektir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><span style="color: #333399;">Doktorlar Beyaz Önlük Giyer&#8230;</span></strong><br />
Her bireyde, her toplumda belli bir kategorideki kişileri genelleştirerek, o gruba belli özellikleri atfetme eğilimi vardır. Bazen belli bir yaş grubu, bazen de bir meslek grubunu seçeriz. O kategorideki kişiler ortak bir takım özellikler taşırlar. Bizlerde bu kategorideki herkesin bu özellikleri taşıdığını düşünür ve herkesi bu kapsamda değerlendiririz. Kalıplaşmış örnekler (stereotip) yazılı ve görsel medya tarafından desteklenir. Bu durum bizim kalıplaşmış örneklerimizin daha da pekişmesine yol açar. Hayatınız boyunca her hastaneye gittiğinizde beyaz önlüklü doktorlar gördüyseniz, seyrettiğiniz bütün filmlerde, okuduğunuz kitaplarda, gözattığınız dergilerde doktorlar hep beyaz önlüklü iseler, o zaman sizde “Doktorlar beyaz önlük giyer” kalıplaşmış örnek haline dönüşmüştür. Bu da özellikle çok net olmayan ilk karşılaşmalarda karşınızdaki kişi ile ilgili algılama sürecinizi ve o kişi hakkındaki ilk izlenimlerinizi etkiler. Sir Joshua Reynolds’un dediği gibi:”Gerçek düşünme işçiliğinden kaçınabilmek için bir kişinin başvuramayacağı yol yoktur.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><span style="color: #333399;">Olumlu Özellik Bir Diğerini Getirir&#8230;</span></strong><br />
Bir kişi ile ilgili en baskın ya da görünür ilk olumlu fiziksel özelliği seçeriz ve daha sonra bu kişiye o özellikle birlikte başka olumlu nitelikler yükleriz. Örneğin gözlüklü birisiyle tanıştınız. Bu kişinin entellektüel, okumayı seven, bilgili, işinde iyi bir kişi olduğu yargısına varmanız çok zaman almayacaktır. E L Thorndike’ye (&#8220;A Constant Error on Psychological Rating&#8217;, 1920) göre “Hale etkisi”(Halo Effect) olarak bilinen bu kurala göre bir kişi ya da olayı tek bir olumlu özelliğinden dolayı tümden olumlu değerlendiririz. Benzeri şekilde “Şeytan etkisi” (Devil Effect) ise bize tek bir olumsuz özelliğinden dolayı kişi ve ya olayı tümden olumsuz değerlendirebileceğimizi söylüyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İş hayatında ne kadar çok örneği vardır bu etkilerin, değil mi? Çalışma arkadaşınız son derece dakik ve işlerini zamanında bitiriyor. Yıllık değerlendirmeler sırasında onun her zaman iyi performans gösterdiği ve sonuç elde ettiğini söyleyerek terfi ettirildiğini duydunuz. Oysa ki zamanında verdiği raporlar genellikle yeterince kapsamlı ve yanlışsız olmazdı. Nasıl olabilir diye düşünmeyin&#8230;cevap basit:Hale etkisi. Tersi de mümkün. Mülakata geç gelen bir adayı düşünün, büyük bir ihtimalle onun sorumsuz, böyle bir görüşmeyi bile ciddiye almayan güvenilmez biri olduğu sonucuna varacaksınız. O görüşmenin sonu muhtemelen aday için pek de memnuniyet verici olmayacaktır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><span style="color: #333399;">Madem Biliyoruz, O Halde Yönetelim&#8230;</span></strong><br />
Genel olarak karşımızdaki insanın öncelikle ırk, cinsiyet, yaş, boy, kilo, yüz ifadesi, gözler ve saç, giysiler, hareket ve duruşunu farkederiz. Ardından, bizim için taşıdıkları önem sırasına göre çekicilik düzeyi, kişilik ve yaratılış, eğitim düzeyi, başarı derecesi, mali durumu, kıdem düzeyi, sosyal ve ahlaki değerleri, sosyal konumu hakkında yargılara varırız. Ve Sonunda, güvenip güvenmediğimize, hoşlanıp hoşlanmadığımıza, iş yapıp yapmayacağımıza karar veririz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Algılama sürecini, önyargıları, hale ve şeytan etkilerini, kalıplaşmış örnekleri (stereotip) ve hepsinin hayatımıza olan inanılmaz etkilerinin farkına vardığımıza göre bundan sonra bu süreci ve sonuçta başkalarında oluşturduğumuz izlenimleri yönetmeye ne dersiniz? Unutmayalım ki izlenimleri yönetmek için kullanılabilecek en etkili araç iyi bir kişisel sunumdur. Bu ise iyi ve etkili bir imaj yönetimi ile sağlanabilir. Size önerim bütünleşik imajın tüm öğelerini çevrenizdeki kişilerin gerçek sizi algılayabilmeleri, sizi sizin gördüğünüz gibi görebilmeleri için kullanın&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Rana ÖZŞEKER<br />
Kariyer Dergi</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.rna-tr.com/ilk-izlenim-yaratmak-icin-ikinci-bir-sansiniz-yoktur/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Karizma Tutkuyu Aktarabilmektir&#8230;</title>
		<link>http://www.rna-tr.com/karizma-tutkuyu-aktarabilmektir/</link>
		<comments>http://www.rna-tr.com/karizma-tutkuyu-aktarabilmektir/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 26 Nov 2011 12:59:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kalemin Ucu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://95.128.57.123/rna/?p=788</guid>
		<description><![CDATA[&#160; Bazı insanlar vardır, görünce dönüp bir kez daha bakarsınız. Güzel/yakışıklı değildir ama etkiler bir şekilde&#8230; Hele bir de konuşmaya başladılar mı büyülenirsiniz adeta, dinlemeye doyamazsınız. Dinlemeyi de bilirler bu özel insanlar. Kendinizi o kadar iyi hissedersiniz ki onların yanında&#8230; Sizin yanınızdan ayrılıp başkasının yanına gittiklerinde, o kişide de aynı etkiyi bırakırlar. Hani arkasından sürüklenip [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>Bazı insanlar vardır, görünce dönüp bir kez daha bakarsınız. Güzel/yakışıklı değildir ama etkiler bir şekilde&#8230; Hele bir de konuşmaya başladılar mı büyülenirsiniz adeta, dinlemeye doyamazsınız. Dinlemeyi de bilirler bu özel insanlar. Kendinizi o kadar iyi hissedersiniz ki onların yanında&#8230; Sizin yanınızdan ayrılıp başkasının yanına gittiklerinde, o kişide de aynı etkiyi bırakırlar. Hani arkasından sürüklenip gidebileceğiniz, söylediklerini dinleyeceğiniz, büyüleyici bir kişiliğe sahiptirler&#8230; Tam olarak ifade edemezsiniz sizi bu insanlara neyin çektiğini, isimlendiremezsiniz bu kişilerden çevreye yayılan çekim gücünü&#8230; Güzel görünmenin çok ötesindedir özellikleri&#8230; Karizmatik kişilerdir bunlar&#8230; Sayıca çok fazla değillerdir yine de&#8230; Öyle sık rastlamazsınız onlara&#8230; Buna rağmen gazetelerde ya da dergilerde, televizyonlarda ne kadar çok “Karizmatik” (Ünlü /İşadamı /Sanatçı /Siyasetçi) olarak adlandırılan kişiye rastlarız. Acaba kelime mi yanlış kullanılıyor yoksa günümüzde artık her köşe başında bir karizmatik insan mı var? Sanırım bu sorunun cevabı kelimenin anlamının altında yatıyor. Karizmatik kişi kimdir? Nasıl karizmatik olunur? Ama herşeyden önce ne demektir karizma?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color: #660033;"><strong>Karizma Nedir?</strong></span><br />
İlk adresimiz Türk Dil Kurumu Sözlüğü&#8230; Fransızca kökenli olduğu yazılan kelimenin anlamı “etkileyicilik” olarak geçiyor. Sanki yeterince açıklamıyor bu kelime karizmanın anlamını&#8230; Kitleleri arkasından sürükleyen, konuştuğu zaman herşeyi unutturan o insanları yeterince iyi tanımlayamıyor&#8230; Birçok kişiden etkilenebilirsiniz ama bu o kişiyi takip edeceğiniz, onu neredeyse büyüleyici bulacağınız anlamına gelmiyor. Kelimenin gerçek kökeni eski Yunanca ve anlamı “İlahi ilham yeteneği”. Çok eskilerde insanlar karizma olarak nitelendirdikleri özelliklerin, Tanrının bir hediyesi olduğunu düşünüyorlarmış. Manevi bir güçten, insanlar üzerinde insanüstü bir etki yaratabilmekten, kitleleri peşinden sürükleyebilmekten bahsediyorlarmış karizma kelimesi ile&#8230; Peki bugün bizler de aynı fikirde miyiz? Yoksa kelimenin anlamını biraz değiştirmiş ya da biraz yozlaştırmış mıyız? Anlamını gerçekten bilerek mi kullanıyoruz acaba? Belki de günümüzde çok daha kolay etkileniyoruz.</p>
<p>Sözlüklerden karizmanın ne olduğunu, karizmatik bir kişinin hangi niteliklere sahip olduğunu çok net bir biçimde anlayamıyoruz. Ama en azından şunu söyleyebiliriz: bugün karizmatik kişi, eski Yunandaki gibi ya da karizmatik liderlik terimini ilk kullanan Weber’in yazdığı gibi, insanüstü ya da istisnai etkileme gücüne sahip olarak doğduğuna inanılan kişi değil. Karizma için yapılmış sağlıklı bir tanım var: fiziksel, duygusal ve düşünsel olarak başkaları ile bağlantı kurararak onları etkileyebilme yeteneği, bir mıknatıs gibi insanları kendine çekme gücü&#8230; Bu güç ve yeteneği belirleyen özellikler nedir diye sorarsanız çevrenizdekilere, eminim farklı cevaplar alırsınız. Kimisi için karizmanın temelinde yatan görünüştür, kimine göre topluluğa hitap yeteneği bir diğerine göre ikna yeteneği..</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><span style="color: #660033;">Karizma ve Nitelikler&#8230;</span></strong><br />
Kişilik ve karizma konusunda uzman kabul edilen Dr. Tony Alessandra, karizmanın büyük oranda genetik olduğunu ancak geliştirilebileceğini ve hatta öğrenilebileceğini söylüyor. Alessandra dikkat edilmesi ve öğrenilmesi gereken 7 özellikten bahsediyor. Bu özelliklerin ilki görüntü yani beden dili, tutum, içinde bulunulan ve dışarıya yansıtılan ruh hali, duygular, düşünceler. Gerçek sizi, vermek istediğiniz mesajları, üçüncü şahıslara doğru yansıtabilmek. İyi bir imaj yönetimi ile rahatlıkla geliştirilebilecek bir özellik. Bir başka nitelik ise güzel ve etkileyici konuşma&#8230; Sesi en iyi şekilde kullanarak, doğru kelimelerle konuşmak. Burada sözü edilen diksiyondan ziyade, duyguların, ruh halinin sese yansıması. İşte bu iki özellik aslında sözlü ve sözsüz iletişimdir.</p>
<p>Tarihe karizmatik olarak geçen ünlüleri hatırlayın. Başta Atatürk olmak üzere o özel insanları hatırlayın ve araştırın. İletişim yeteneklerinin ne kadar mükemmel olduğunu farkedeceksiniz. Beden dillerini iyi kullandıklarını, kelimelerini özenle seçtiklerini ve kendilerini dinleyenleri etkileyen bir konuşma tarzları olduğunu göreceksiniz. İnsanlara hitap ederken şevklerini gözler önüne seren bu kişiler aynı zamanda otoriter ve baskınlar. Amaçlarının, onları kendileri yapan değerlerinin farkındadırlar. Tutkuyla bağlı oldukları için aynı tutkuyla çevrelerindekilere anlatabilirler ne istediklerini, düşündüklerini, hissettiklerini&#8230; Ralph Archbold’un dediği gibi aslında karizma tutkuyu aktarabilmektir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Politikacılara ve iş adamlarına karizmatik olmanın yollarını öğreten Jackson Bain, insanları mıknatıs gibi çekmenin temelinin onlara kendilerini değerli hissettirmek olduğunu söylüyor. Tabii ki burada bahsettiğimiz dünyaya ve insanlara bakış açısı, kesinlikle rol yapmak değil. İnsanlara kendilerini gerçekten değerli hissettirebilmek için, onların değerli olduğuna inanmanız gerekir. Birisiyle birlikteyken o anda sanki dünyada daha önemli hiç kimse, hiç bir olay yokmuşçasına kişiye konsantre olmak gerekir. Onu dinlemek, duygu ve düşüncelerine saygı göstermek gerekir. Karşınızdaki size bu şekilde davransa kendinizi dünyanın merkezi gibi hissetmez misiniz? Size kendinizi bu derece önemli hissettiren kişiyi etkileyici bulmaz mısınız? Aynı duyguları yaşamak için bile olsa o kişinin yanına tekrar tekrar gitmek istemez misiniz? Peki ya bu karizmatik kişi beraber çalıştığınız biri olursa, müdürünüz örneğin&#8230; Neler değişirdi acaba hayatınızda? Sabahları daha mı kolay giderdiniz işe? Daha fazla mı zevk alırdınız toplantılardan? Karizmatik bir liderle çalışmak nasıl bir duygu olurdu acaba?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color: #660033;"><strong>İş Hayatında Karizma&#8230;</strong></span><br />
Liderlikte karizma ile ilgili çalışmalar 1920lerde Max Weber ile başladı, 1970lerde Robert House ve 1990larda Conger ve Kanunga ile günümüze kadar geldi. İş hayatında karizma konusu ise günümüzün popüler araştırma konularından biri. Bu konuda yazılmış pek çok kitap var. Konunun uzmanları yönetici karizmasının nasıl geliştirileceğini anlatıyor, bu konuda çalışmalar yapıyorlar.</p>
<p>İnsanın tabiatı gereği sevilmek, saygı ve takdir görmek ister. İş hayatında geçerli olan bu durum, özellikle teknik olarak çok iyi olan bazı yöneticilerin bekledikleri ilgi ve başarıyı yakalayamamaları ile kendini göstermekte. Bir firmanın organizayon şemasını düşünelim. Genel Müdüre bağlı çalışan 3 Departman Müdürünün her birinin konularında mükemmel olduğunu ancak farklı kişilik özelliklerine sahip olduklarını farzedelim. İçlerinden biri belki de diğerlerinden çok daha etkindir. Çalışanlar onu dikkatle dinler, ona daha fazla güvenir. Burada anahtar insan ilişkilerinde başarılı olmayı sağlayan sözlü ve sözsüz iletişim yeteneği olmakla birlikte iki önemli özellik daha var ki mutlaka belirtilmesi gerekir: Dürüstlük ve adalet. Yapılan araştırmalarda bir yöneticinin karizmatik sıfatını elde edebilmesi için açık, dürüst ve adil olması gerektiği sonuçları çıkıyor. Karizmatik bir yönetici çalışanlarını çok rahat motive eder. Çalışanlar tüm profesyonelliklerine rağmen kendilerine bu kadar güven veren kişiye karşı bir sadakat ve gönül bağı ile bağlanacaklardır. Sonuç olarak şirketin ve departmanın hedeflerine doğru daha rahat ulaşması beklenebilir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><span style="color: #660033;">Sonsöz&#8230;</span></strong><br />
Kişileri sizinle birlikte yürümeye, beraber çalışmaya ikna edebiliyorsanız kolaylıkla, oluşan grubun size sağlayacağı gücü ve elde edebileceğiniz başarıyı düşünür müsünüz? Bence bunun için çalışmaya, çaba göstermeye değer, ne dersiniz?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Rana ÖZŞEKER<br />
Kariyer Dergi</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.rna-tr.com/karizma-tutkuyu-aktarabilmektir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İşin Sırrı ‘Denge’de&#8230;</title>
		<link>http://www.rna-tr.com/isin-sirri-%e2%80%98denge%e2%80%99de/</link>
		<comments>http://www.rna-tr.com/isin-sirri-%e2%80%98denge%e2%80%99de/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 26 Nov 2011 12:58:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kalemin Ucu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://95.128.57.123/rna/?p=786</guid>
		<description><![CDATA[&#160; Çağımızım yeni hastalığı işkoliklik. Yaşam içinde üstlendiğimiz birçok rolden sadece iş rolümüze öncelik verdiğimizde ortaya çıkıyor. Çok çalışmakla karıştırılan işkoliklik, sadece iş ve özel yaşam dengesini kurmakla aşılabiliyor. İşimiz, özel hayatımız, sosyal çevremiz ve özellikle de kendimiz&#8230; Hepsi de hayatımızda bir yer kaplamalı. Sahip olduğumuz farklı sosyal kimliklerimiz var ve zaman zaman birinden diğerine [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>Çağımızım yeni hastalığı işkoliklik. Yaşam içinde üstlendiğimiz birçok rolden sadece iş rolümüze öncelik verdiğimizde ortaya çıkıyor. Çok çalışmakla karıştırılan işkoliklik, sadece iş ve özel yaşam dengesini kurmakla aşılabiliyor.</p>
<p>İşimiz, özel hayatımız, sosyal çevremiz ve özellikle de kendimiz&#8230; Hepsi de hayatımızda bir yer kaplamalı. Sahip olduğumuz farklı sosyal kimliklerimiz var ve zaman zaman birinden diğerine geçerek bir başka kimliğimize bürünmemiz gerekir. Sabah saat 8:00 ile akşam 17:00 arasında bir işadamı/işkadını iken akşam saatlerinde bir eş, bir ebeveyn kimliğimize geçiş yaparak onun gereklerini yerine getirmemiz gerekir. İş yerindeyken görünüşümüzle, düşüncelerimizle, tavır ve davranışlarımızla gerçekten iş dünyasına ait görünebilmek, o havaya ayak uydurabilmek bir zorunluluktur. Evimizde ailemizin yanındayken, bir eş, bir ebeveyn olarak diğer sorumluluklarımızı unutup, tamamen sevdiklerimize konsantre olabilmeliyiz. Arkadaşımız bize paylaşmak istediği sorununu anlatırken orada, onunla birlikte olarak, sanki dünyada sadece ikimiz kalmışçasına dikkatimizi ona yöneltebilmeliyiz. Peki bunu yapabiliyor muyuz? İçinde bulunduğumuz anı, tamamen orada olarak, kendimizi birlikte olduğumuz kişilere odaklayarak, o yerin, o sosyal kimliğin hakkını vererek yaşayabiliyor muyuz?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><span style="color: #333300;">Çağımızın Bağımlılığı&#8230;</span></strong><br />
Yan masadaki oturan beyefendi derin bir nefes aldı. Ona doğru baktığım zaman karşımızdaki dağların, ağaçların o güzel yeşiline ve gölün o muhteşem mavisine gözlerini diktiğini farkettim. Manzaranın insanın üzerindeki o dinginleştirici etkisini içine çekiyordu sanki. Harika bir görüntü canlandı herhalde gözünüzde. Manzaraya karşı oturan bir bey, muhtemelen elinde içecek bir şeyler, yanında ailesi ya da arkadaşları&#8230; Yanıldınız! Yanında eşi ve oğlu olmasına rağmen, elinde bilgisayarı vardı. Tatilde olmasına rağmen çalışıyordu. Maalesef artık günümüzde pek çok insanın yakalandığı bir hastalıkla boğuşuyordu bu kişi. Genellikle farkına varmadığımız bir alışkanlık hatta bağımlılık: işkoliklik. Dünya da bu yeni hastalığın, bağımlılığın iyileştirilmesi için kurulmuş dernekler olduğunu biliyor musunuz? Bu konu artık o kadar ciddi bir sorun yaratmaya başlamış ki Avrupa ve Amerika’da, işkolik olmak kurtulunması gereken bir bağımlılık olarak görülüyor. İşimizin her şeyin önünde olduğu dönemlerimiz hepimizin olmuştur ancak bunu bir bağımlılık haline getirdiyseniz eğer bu dernekler, size hayatınıza dengeyi getirmeniz için yardımcı oluyor. Aslında kurtulmak diğer bağımlılılardan daha kolay, zor olan işkolik olduğumuzu anlayabilmek. Masaya Zincirli: İşkolikler, Eşleri, Çocukları ve Onları Tedavi Edenler (Chained to the Desk: A Guidebook for Workaholics, Their Partners and Children, and the Clinicians Who Treat Them) adlı kitabın yazarı Bryan Robinson &#8220;En iyi gizlenen, kılık değiştiren bağımlılık işkolikliktir, çünkü semptomları kolaylıkla çok çalışmakla karıştırılır&#8221; diye yazıyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><span style="color: #333300;">Ya Siz?  İşkolik Misiniz?</span></strong><br />
Peki madem bu kadar zor anlamak, madem “çok çalışmak” isimli elbiseyle dolaşıyor bu sinsi bağımlılık, nasıl ayırt edeceğiz? Nasıl anlayacağız işkolik olduğumuzu? Ya da sürekli çok çalışan eşimizin? O, belki bir şekilde işlerinin yoğunluğundan kendini kurtaramayan bir işadamı/işkadını&#8230; Hani şu süper kahraman psikolojisi ile her işi tek başına mükemmelen yapabileceğini düşünenlerden&#8230; Belki de bir mutlu işkolik.. Gözü işinden başka bir şey görmeyen ve işi olmasa da kendine iş yaratan biri. Bütün arkadaşlarını da iş yerinden seçiyordur herhalde. Sosyal hayatına neredeyse hiç zaman ayırmıyordur sanırım. Belki bilgisayarını ya da en azından cep bilgisayarını yanından eksik etmiyor, onlar yanında olmadığı zaman dünya başına yıkılmış gibi hissediyordur&#8230; 10 dakika yanından ayrıldığınızda bilgisayarın başına oturup mesajlarını kontrol etmeye başlayan biri mi yoksa bu kişi?</p>
<p>Bu ayırım için kullanılan genel geçer kural son derece basit; çok çalışan kişi (hardworker) masasında çalışırken ailesini düşünüyor olabilir ama bir işkolik ailesinin yanındayken bile işini düşünüyordur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><span style="color: #333300;">Dünyada İşverenler Artık İşkolik Çalışan İstemiyor</span></strong><br />
Her işi mükemmel yapmaya çalışıyor. Kendini yıpratırcasına çalışıyor ve çevresindekilerin de aynı şekilde çalışmasını bekliyor. Aksi takdirde takımın diğer üyelerini suçluyor. İş hayatında hayır demek onun için o kadar güç ki.. Önceliklerini ayarlamakta ya da iş yükünü paylaşmakta problem yaşıyor. Kendisinden başka herkesin hata yapabileceğine inanıyor. En ince detaya kadar inerek kendisine ekstra iş yaratıyor. Yetkiyi ve işi kesinlikle paylaşmıyor, o yüzden pek proje teslim tarihine bir türlü yetişmiyor. Bazen 24 saat de çalışsanız tek başına altından kalkamayabileceğiniz işler olur.</p>
<p>New Jersey Rıtgers Üniversitesi profesörü Gayle Porter işkoliklerin, diğer kişileri ve tüm bilgiyi kontrol etmek istedikleri için, son derece kötü ekip üyeleri olduğunu ifade ediyor. Porter Amerika’da gün geçtikçe daha fazla işverenin, iş saati bitiminde işini bitirerek çıkabilen çalışanı işe almayı ve ödüllendirmeyi tercih ettiğini söylüyor. &#8220;İş bitiminde eve gitmek isteyen bir çalışan daha verimli çalışır çünkü hayatının dengesini korumaya çalışmaktadır.” düşüncesi tüm dünyada ön plana çıkmakta.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><span style="color: #333300;">Peki Ya Türkiye’de?</span></strong><br />
Ülkemizde işverenler ne düşünüyor? İş ilanlarına baktıkça esnek ve yoğun iş saatlerine ayak uydurabilecek çalışanlar arayan şirketlerin çoğunlukta olduğunu görüyorum. Sanırım bu konuda da dünyayı biraz geriden izliyoruz. Hala uzun saatler çalışmanın, işimizi birinci önceliğimiz yapmanın başarıyı getireceğine, şirketimize faydalı olacağına inanıyoruz. Çok çalışan, masasının başından kaldıramadığımız, dizüstü bilgisyarı ile bütünleşmiş, 24 saat mesaj yazan, mesajlarını kontrol eden bir çalışan/yönetici ne kadar verimlidir? Dinlenmek, pillerini şarj etmek için kendisine yeterince vakit ayıramayan bir kişinin yapabileceği hataların büyüklüğünü gözünüzde bir canlandırın isterseniz&#8230; Unutmayın ki hayatta tek tutunacak dalı işi olan bir çalışan hem kendisine hem de size zarar verebilir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color: #333300;"><strong>Belli Ki Anahtar Kelime Denge</strong>&#8230;</span><br />
Günümüz kuşağı iş-özel yaşam dengesini kurmak için inanılmaz bir çaba sarfediyor. Geçmişteki vazgeçilmez ve bir zorunluluk halini almış iş başarısı kavramı yerini dengeli bir hayat ve onun getirdiği yaşam çemberinin her parçasında maksimum başarıya bırakıyor. Eğer kendime, kendimi geliştirmeye, sağlığımı korumaya yeterince zaman ve çaba harcamıyorsam aldığım terfinin tadını nereye kadar alabilirim ki? Ya da ailemi ihmal ediyorsam, kazandığım parayı onlarla birlikte harcamaya vakit ayıramıyorsam, ne kadar kazandığımın, kartvizitimin üzerindeki ünvanımın ne değeri kalır ki? Günün birinde -eğer nesiller boyunca okunacak/görülecek bir eser bırakmıyorsanız- geriye dönüp yaşamınıza baktığınız zaman dünyaya bıraktığınız en önemli ve kalıcı eserin iyi yetişmiş, mutlu bir başka insan, çocuğunuz, olduğunu farkedersiniz. Yeterince ilgi görmemiş bir çocuk nasıl bir büyük olur ki? Diğer taraftan 24 saatini ailesi için harcayan bir insan üretmeden geçirdiği bir zamanın, potansiyelini kullanmamanın üzerinde yaratacağı tatminsizlik duygusunu nasıl aşar ki? Dengeli bir yaşamda, hepsini sonuna dek yaşamak mümkün oysa. İşimizde olduğumuz süre zarfında kendimizi işimize verebilir, zamanımızı iyi yönetebilir, yetki delegasyonunu iyi yapabilir ve önceliklerimizi belirleyebilirsek eğer, hayatımızın başka alanlarına yeterince zaman ayırabiliriz. Mutlu olabilir, mutlu edebiliriz&#8230; İşin sırrını, “Denge”yi yaşamımızın ana kuralı haline getirelim yeter&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Rana ÖZŞEKER<br />
Kariyer Dergi</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.rna-tr.com/isin-sirri-%e2%80%98denge%e2%80%99de/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

