﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>RNA</title>
	<atom:link href="http://www.rna-tr.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.rna-tr.com</link>
	<description>Değişimi Yönet</description>
	<lastBuildDate>Wed, 25 Apr 2012 15:29:01 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.2.1</generator>
		<item>
		<title>Ethos, Patos, Logos&#8230; &#8216;İknayla Güçlenmek&#8217;</title>
		<link>http://www.rna-tr.com/ethos-patos-logos/</link>
		<comments>http://www.rna-tr.com/ethos-patos-logos/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 20 Mar 2012 13:19:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kalemin Ucu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.rna-tr.com/?p=1443</guid>
		<description><![CDATA[&#160; Canı sıkılmıştı. Bir hayal peşinde koştuklarına inanıyordu. Yöneticileri yeni yılın hedeflerini açıkladığı zaman, onların çok abartılı olduğunu düşünmüştü. Toplantı süresince kendisini ikna edecek her hangi bir şey söylenmemişti. Bu hedeflerin tutturulabileceğine inanmıyor, her şeyi bu sonuçlar üzerine kurmak istemiyordu. O da biliyordu hedefin ulaşması zor ama imkansız olmaması gerektiğini. Ama konuşan yönetici ne onu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p><a href="http://www.rna-tr.com/wp-content/uploads/2012/03/alaaddin_magicl-lamps.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-1454" title="RNA_Degisim_ethos_rana_ozseker_seray_nasırlı_ikna" src="http://www.rna-tr.com/wp-content/uploads/2012/03/alaaddin_magicl-lamps-300x219.jpg" alt="" width="270" height="197" /></a>Canı sıkılmıştı. Bir hayal peşinde koştuklarına inanıyordu. Yöneticileri yeni yılın hedeflerini açıkladığı zaman, onların çok abartılı olduğunu düşünmüştü. Toplantı süresince kendisini ikna edecek her hangi bir şey söylenmemişti. Bu hedeflerin tutturulabileceğine inanmıyor, her şeyi bu sonuçlar üzerine kurmak istemiyordu. O da biliyordu hedefin ulaşması zor ama imkansız olmaması gerektiğini. Ama konuşan yönetici ne onu ne de arkadaşlarını ikna edememişti. “Acaba” diye düşündü içinden: &#8220;Acaba hedeflerin gerçekleşebilir olmasına ikna olmama sebebi hedeflerden mi kaynaklanıyor yoksa anlatandan mı?&#8221;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color: #003366;"><strong>Alaaddin’in Cini ve Dilekler…</strong></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Haydi birlikte bir hayal kuralım… <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Alaaddin%27in_Lambas%C4%B1"><strong>Alaaddin&#8217;in Sihirli Lambası</strong></a><strong> </strong>elinize geçti ve cin ortaya çıktı. Bu sefer değişik olsun size tek bir dileğinizi gerçekleştireceğinizi söyledi ve “Dile benden ne dilersen!” dedi. Ne dilerdiniz? Para, ün, güç, statü ya da başarı… Belki huzur ya da mutluluk. Geçtiğimiz günlerde bir danışanım bu soruya ‘herkesi ikna edebilme becerisi’ diye cevaplayıncaya kadar bende yukarıdakilerden çok da farklı cevaplar düşünmemiştim açıkçası. Ama bu cevabı duyunca durdum ve düşünmeye başladım. İnsanları kolaylıkla ikna edebilmek… Eğer bunu her şart altında başarabilseydik her şeyi zaten elde edebilirdik öyle değil m? Ya siz? İkna kabiliyetine sahip olmak ister misiniz? İstediğiniz işi yapar, istediğiniz kadar paraya sahip olur, istediğiniz insanla birlikte olurdunuz…  İş hayatınızda sizinle çalışanlara her istediğini yaptırabilediğinizi düşünün… Ya da sizi mutsuz eden insanları hayatınızdan çıkmaya ikna edebileceğinizi… Hayali bile inanılmaz değil mi? Aslında bu hayali geçmişte, bundan yaklaşık 2500 yıl önce birileri daha kurmuş. Eski Yunanlılar için ikna ve hitabet çok önemliydi. Onlar hayatın her alanında ikna becerilerini kullanmak zorundaydılar. Konuşma sanatı hep ön plandaydı.<a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Eflatun"><strong>Plato</strong></a> ve <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Aristo"><strong>Aristo</strong></a> ile başlamış bu konuyla ilgili araştırmalar ve günümüze dek belki de üzerinde en çok araştırma yapılan yetkinliklerden biri olmuş ikna becerisi. Yıllar içinde özellikle iş dünyasında önemini kaybetmiş gibi görünen ikna becerisi günümüzde tekrar ön plana çıktı. Çünkü artık yönetmek, liderlik etmek emretmek anlamına gelmiyor. Herkes çok iyi biliyor ki, bize  bağlı çalışan kişileri ikna etmedikçe onları çalıştırmak çok da kolay değil. En azından hatasız ve istekle çalıştırmak mümkün olmayacaktır ki bu da yönetici konumundaki kişinin ve  şirketin başarısını düşürecektir. Diğer taraftan profesyonel bir yönetici iseniz sadece astlarınızı değil, pek çok konuda üstlerinizi de ikna etmeniz gerekiyor. Hatta bazen sizinle aynı seviyede çalışan diğer yönetici arkadaşlarınızı…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Çalışanları nasıl motive edebilirim? Değişimi nasıl başlatabilirim ve kabul ettirebilirim? İnsanların harekete geçmesini nasıl sağlayabilirim? Eminim geçmişte bu sorulardan en az birini kendinize sormuşsunuzdur ve eminim cevap net olarak ikna etmek olmasa bile altında yatan kavram ikna olmuştur. İş dünyası tıpkı eski Yunandaki gibi yine ikna etme kavramının üzerinde dönmeye başladı, ne dersiniz? Peki ikna etmek önemli, bunu hepimizkabul ediyoruz ama insanlar nasıl ikna edilir? Bir başka can alıcı soru ise insanlar ikna kabiliyeti ile mi doğar yoksa ikna etmeyi öğrenir mi?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color: #003366;"><strong>İkna Etmek… Peki Nasıl?</strong></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Nedir bu ikna dedikleri acaba? İnsanlar nasıl ikna olur? Ne dersem, ne yaparsam bana inanır ve beni takip ederler? Fikri satın alırlar? İlk araştırmaların başladığı döneme geri dönecek olursak, o zaman Yunanlı düşünürlerin hitabet ve<strong> </strong><a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Modes_of_persuasion"><strong>ikna sanatını</strong></a> 3 temel öğe üzerine oturtmuş olduğunu görürüz: <a href="http://www.calstatela.edu/faculty/jgarret/3waypers.htm"><strong>Ethos</strong></a> yani konuşan kişinin güvenilirliği, <a href="http://changingminds.org/disciplines/argument/making_argument/three_persuade.htm"><strong>Patos</strong></a> yani duygulara seslenme ve <a href="http://www.ehow.com/about_5055122_meaning-logos-ethos-pathos.html"><strong>Logos</strong></a>, mantığa seslenme. Bugüne dek yapılan çalışmalar, araştırmalar bu temeli değiştirememiş ve bu gerçeği daha da perçinlemişlerdir. Gerçekten de ortama, konuya ve karşıdaki kişilere göre ağırlığı değişse de her üç öğe de ikna becerisinin uygulanmasında temeldir. Kişiler sizin o konudaki uzmanlığınıza ya da kişiliğinize inanmazsa, güvenmezse söyledikleriniz onları ikna etmez. Onları peşinizden sürükleyemezsiniz. Diğer taraftan size çok güvenebilirler ancak sizin anlattıklarınızda sizin inancınızı ve tutkunuzu hissetmeyebilirler. Söyledikleriniz onları heyecanladırmayabilir çünkü karşılarındaki kişi yani sizde o ateşleyici heyecanı ve duyguyu görmeyebilirler. Diyelim ki bu da var sizde. İnsanlar size güvendi, inancınızı farketti, tutkunuzu onlarla paylaştınız ama anlattıklarınız aşırı ütopik. Eğer mantığın ön planda olduğu bir ortamdaysanız iş dünyası gibi, fikirleriniz kabul görmez, insanları ikna edemezsiniz. Bu 3 öğenin içinden Patos yani duygulara seslenebilmek son dönemde daha ön plana çıktı. Özellikle <a href="http://www.blogger.com/goog_1119067911"><strong>Dr.</strong><strong> </strong></a><a href="http://www.richardrestak.com/richard.html"><strong>Richard Restak</strong></a>, Beynin Gizli Hayatı (<em><a href="http://www.richardrestak.com/secret.html"><strong>The Secret Life of the Brain</strong></a>) </em>adlı kitabında insanların düşünce makinaları değil, düşünebilen duygu makinaları olduğu fikrini savunmuş ve insanların duyguları ile karar verdiğini ve duygularına hitap edilmediği takdirde ikna edilemeyeceklerini iddia etmiştir.  Ancak bunun tam tersini savunanlarda yok değildir. Ben her üçünün de çok önemli olduğuna inanıyorum. Tabii ki duygular çok önemli ama bir bankacının karşısına geçip neden kredi istediğinizi anlatmaya başladığınızda karşınızdaki kişinin mantığına da seslenmediğiniz takdirde krediyi almanızın çok da olası olmadığına inanıyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color: #003300;"><strong>İkna Etmeyi Öğrenmek…</strong></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İkna etmek öğrenilebilir mi? Bence evet…kesinlikle öğrenilebilir. Öncelikle güvenilir olmayı ve görünmeyi başarmak gerek. Sizin verdiğiniz mesaj yani imajınız ile karşınızdakinin algısı birbirinden farklıysa büyük ihtimalle orada güvenilirlik anlamında sorun yaşarsınız. Bunu sağlamak için görünüşünüz, beden diliniz, ses tonunuz ve söylediklerinizin birbiriyle paralel mesaj vermesi hatta birbirini pekiştirmesi gerekir. İkna edebilmek aynı zamanda iyi bir hitabet yeteneği gerektirir. O yüzden <a href="http://www.turkcebilgi.com/retorik/ansiklopedi"><strong>Retorik/Hitabet</strong></a> sanatı ile ikna hep birlikte anılmıştır. Sözlü ve sözsüz iletişiminizi geliştirmek, bir imaj kontrolünün ardından harekete geçmeniz gereken ikinci konu olmalı. Doğru kelimeleri seçmek, doğru örnekleri vermek, doğru cümleleri kurmak sizi istediğinize yaklaştıracaktır. Ancak unutmamanız gereken bir konu var ki o da ‘doğru’nun karşınızdakilere ve konuya göre değiştiğidir. O yüzden ikna etmek istediğiniz kişileri anlamanız ve doğru değerlendirmeniz gerekir. Empati kurmak ve aktif olarak dinlemek size bu konuda fayda sağlar. Ama herşeyin ötesinde inandırmak için inanmanız gerektiği gerçeği vardır. Dolayısıyla bütün öğrendiklerimizi, savunduğumuz konuya olan inancımızla birleştirmemiz gerekir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color: #333399;"><strong>Siz İnanıyor Musunuz?</strong></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Gerçekten insanları kolaylıkla ikna edip, peşinden sürükleyebilen insanların en önemli, ortak özelliği gerçekten inanmaları ve inandıkları o düşünceye olan tutkularını bizlerle paylaşabilmeleridir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="http://www.blogger.com/goog_1119067929"><strong>David A. Peoples</strong><strong> </strong></a><a href="http://www.amazon.com/Presentations-Plus-David-Peoples/dp/0471559563"><strong>Presentations Plus</strong></a> adlı kitabından bir alıntıyla sizlere ikna etmek için önce sizin ikna olmanız gerektiğini hatırlatmak istiyorum.: “İnsanlar sizin mantığınızın yüksekliği ile değil, inançlarınızın derinliği ile; sunabileceğiniz her kanıttan daha fazla heyecanınız ve duygularınız ile ikna olur.&#8221; Birisini ikna etmek için konuşmaya/yazmaya başlamadan kendinize şu soruyu sorun: Ben kendi söylediğime inanıyor muyum gerçekten?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color: #003366;"><strong>Rana Özşeker</strong></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.rna-tr.com/ethos-patos-logos/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>P(in)terest&#8230; Olmak Ya Da Olmamak&#8230;</title>
		<link>http://www.rna-tr.com/pinterest-olmak-ya-da-olmamak/</link>
		<comments>http://www.rna-tr.com/pinterest-olmak-ya-da-olmamak/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 29 Feb 2012 21:55:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kalemin Ucu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.rna-tr.com/?p=1340</guid>
		<description><![CDATA[&#160; &#160; &#160; Sosyal Medya artık bizim çoklu yerleşim alanımız… Baby Boomer, en iyi ihtimalle X Kuşağı tabir ettiğimiz Anne Babalarımız bile kendilerini bu alanları keşfetmekten alamıyorlar… &#160; Facebook, Twitter, LinkedIn, Foursquare, Youtube artık iyice yerelleşen ‘Dijital Yerleşkeler’ ve bizler de ‘Dijital Yerlileriz’… &#160; Bu arada bu kavramlar yeni değil, sadece eyleme geçildiğindeki görülür etkiyi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p><a href="http://www.rna-tr.com/wp-content/uploads/2012/02/Pinterest_RNA_logo.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-1341" title="Pinterest_RNA_logo" src="http://www.rna-tr.com/wp-content/uploads/2012/02/Pinterest_RNA_logo.jpg" alt="" width="137" height="138" /></a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sosyal Medya artık bizim çoklu yerleşim alanımız… Baby Boomer, en iyi ihtimalle X Kuşağı tabir ettiğimiz Anne Babalarımız bile kendilerini bu alanları keşfetmekten alamıyorlar…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Facebook, Twitter, LinkedIn, Foursquare, Youtube artık iyice yerelleşen ‘Dijital Yerleşkeler’ ve bizler de ‘Dijital Yerlileriz’…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu arada bu kavramlar yeni değil, sadece eyleme geçildiğindeki görülür etkiyi hissetme sürecindeyiz ve yerleşke çeşitliliği bizleri büyülemeye devam ediyor, dolayısıyla yeni sıfatlarla etiketleniyoruz…</p>
<p><a href="http://www.rna-tr.com/wp-content/uploads/2012/02/pinterest_rna_yazi_logo.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-1342" title="pinterest_rna_yazi_logo" src="http://www.rna-tr.com/wp-content/uploads/2012/02/pinterest_rna_yazi_logo-300x168.jpg" alt="" width="300" height="168" /></a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İşteee sahne <strong>Pinterest</strong>’in…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kendi tanımıyla “<strong>Pinterest</strong> is a place to catalog the things you love” yani sevdiğimiz her ne varsa başlıklar altında derleyip toplayıp sergileyebileceğimiz bir vitrin, uzayıp giden ve güncellenebilen bir katalog…</p>
<p>Adıyla kişisel ilgi alanlarımıza  (Personal Interest) gönderme yapan ve içinde olmaktan kendinizi alamayacağınız yeni bilgi alış-veriş merkezi…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Seçtiğimiz görselle sevdiğimiz şeyin bir yansımasını paylaşırken, küçük notlarla da bu sevdiklerimize atfettiğimiz anlamların altını çiziyoruz…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>~~~ 0 ~~~</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sonradan İnsan Kaynakları’na yönlenmiş bir Pazarlama (Kurumsal İletişim) Uzmanı olarak ifade etmeliyim ki; <strong>Pinterest</strong> uyandırdığı merak ve viral etkiyle, sade görünümü ve logosuyla, kolay kullanılabilirliği ile hemen yerleşkeler içinde yerini alacaktır (hatta an itibariyle almaktadır).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bir yandan ‘sosyal medyada ne kaldı ki paylaşmadığımız!’ serzenişine cevap, insanların kendi fotoğraflarını çekmelerine yarayacak bir algı aracı, çalışanların aklını çelecek yeni bir zaman ortağı o…</p>
<p>Dijital kimliklerimize hoş geldin <strong>Pinterest</strong> (=</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Seray</strong> <strong>NÂSIRLI</strong></p>
<p>Şubat’12</p>
<p><a href="http://www.rna-tr.com/wp-content/uploads/2012/02/Pinterest_SNA_Yazi.png"><img class="alignleft size-medium wp-image-1343" title="Pinterest_SNA_Yazi" src="http://www.rna-tr.com/wp-content/uploads/2012/02/Pinterest_SNA_Yazi-300x192.png" alt="" width="300" height="192" /></a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.rna-tr.com/pinterest-olmak-ya-da-olmamak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kelimeler &amp; Anlamlar</title>
		<link>http://www.rna-tr.com/kelimeler-anlamlar/</link>
		<comments>http://www.rna-tr.com/kelimeler-anlamlar/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 18 Jan 2012 17:24:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kalemin Ucu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.rna-tr.com/?p=1466</guid>
		<description><![CDATA[&#160; “Ne kadar zormuş bir şeyler anlatmak&#8230; Aslında anlatmaktan ziyade yazarken aktarmak istediğim duygunun tarifini yapamamak ve her yazdığımın sığ, eksik, anlamsız kaldığını hissetmek. &#160; Dilsiz gibi hissettim kendimi, boğuldum, çırpındım, yazdım sildim yazdım sildim… Halbuki ne çok şey vardı aklımda anlatmak istediğim ama bir türlü olmuyordu. &#160; Sorunumun ne olduğunu anlamaya başladığımda  ne kadar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p><a href="http://www.rna-tr.com/wp-content/uploads/2012/03/emile_k_1.png"><img class="alignleft size-medium wp-image-1472" title="emile_k_" src="http://www.rna-tr.com/wp-content/uploads/2012/03/emile_k_1-300x257.png" alt="" width="300" height="257" /></a></p>
<p><span style="color: #003366;">“<strong>Ne kadar zormuş bir şeyler anlatmak</strong>&#8230;</span></p>
<p><span style="color: #003366;">Aslında anlatmaktan ziyade yazarken aktarmak istediğim duygunun tarifini yapamamak ve her yazdığımın sığ, eksik, anlamsız kaldığını hissetmek.</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color: #003366;">Dilsiz gibi hissettim kendimi, boğuldum, çırpındım, yazdım sildim yazdım sildim…</span></p>
<p><span style="color: #003366;">Halbuki ne çok şey vardı aklımda anlatmak istediğim ama bir türlü olmuyordu.</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color: #003366;">Sorunumun ne olduğunu anlamaya başladığımda  ne kadar derin bir okyanusa düştüğümü anladım.</span></p>
<p><span style="color: #003366;">İnsanın kendi lisanında bile duygularını ifade etmeyi becerememesi ne fena&#8230;</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><em><strong><span style="color: #003366;">Yazık  değil mi, ‘Harika, muhteşem  harikulade’ bir günü ifade etmeye çalışırken anlatmak istediğimiz duyguyu acımasızca sömürerek  “güzel bir gün” deyip noktalamak?</span></strong></em></p>
<p><span style="color: #003366;">Sadece üzgün müydüm yoksa bedbaht, kederli, tasalı, kaygılı, gamlı mıydım?</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color: #003366;">İşte bu iki örnekle bile ne kadar açık ki; duygumu kağıda dökememiştim  ve pes etmek üzereydim.</span></p>
<p><span style="color: #003366;">Düşündüm, kelime haznem çok olsaydı neler anlatırdım neler?&#8230; Yeşilin her tonunda hissettiğim apayrı duyguları, oğluma sevgimi anlatırken her seferinde başka bir şeklide anlatmayı ve anlatırken bile onu şaşırtmayı…</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color: #003366;">Farkında olmadığım gerçek, bildiğim her fazla kelimenin dünyayı algılamamı  artırıyor olmasıydı. Ne kadar farkedersem ‘o kadar’ anlatabilirdim.</span></p>
<p><span style="color: #003366;">İçimdeki tüm duyguları haklarını vererek anlattığımda, özgürlüğümün aralanan kapısından içeri girerdim&#8230;</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color: #003366;">Varlığından haberdar olmadığım bir şeyi ifade edemezdim. İşte bu yüzden daracık kılıfların içinde sıkışarak, herkesin kullandığı basmakalıp kelimeler ile duygularım arasında kalıp mutsuzlaşıyordum.”</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><em><strong><span style="color: #003366;">Tüm bunları bana düşündüren geçtiğimiz günlerde katıldığım bir seminerin* üzerimdeki etkisi ve yansımalarıydı&#8230; </span></strong></em></p>
<p><span style="color: #003366;"><strong><em> </em></strong></span></p>
<p><span style="color: #003366;">“225 çeşit yeşil tonu var ama sadece 3 ton yeşil biliyorsan yeşili sadece o sınırda anlatabilirsin.” diyordu çünkü semineri veren kişi*…</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color: #003366;">Daha çok dinlemek, başkalarının kelimelerini duymak, onların dilini anlamak  ve kendi kelimelerimi paylaşmam için bir çağrıydı sanki söyledikleri.</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<table cellspacing="0" cellpadding="0" align="left">
<tbody>
<tr>
<td width="71" height="8"></td>
</tr>
<tr>
<td></td>
<td></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color: #003366;">Muazzam                            varken sadece <strong>güzel </strong><strong></strong>kelimesine sığdırıyoruz</span></p>
<p><span style="color: #003366;">Harika</span></p>
<p><span style="color: #003366;">Ala</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color: #003366;">Gam</span></p>
<p><span style="color: #003366;">Keder                                    varken sadece <strong>üzülmek </strong>kelimesine bağlı kalıyoruz.</span></p>
<p><span style="color: #003366;">Tasa</span></p>
<p><span style="color: #003366;">Kaygı</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color: #003366;">Yakın anlamlı olan her kelimenin duygusal karşılığı derece derece ve biz tek kelimeye bağlı kaldığımızda anlatılmak istenen duygu karşı tarafa tam geçmiyor.</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color: #003366;">Artık anlamlarımın çoğalması için daha çok kelimeye kulak verebilmeyi diliyorum&#8230;</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color: #003366;">Hem kendim için, hem de sizin için (:</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>*Tablet Seminerler_Suna Okur&#8217;un Semineri</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color: #003366;">Nihal Gelirli</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color: #003366;">Mart 2012</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.rna-tr.com/kelimeler-anlamlar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Değişim Yönetimi &amp; Algı&#8230;</title>
		<link>http://www.rna-tr.com/degisim-yonetimi-algi-2/</link>
		<comments>http://www.rna-tr.com/degisim-yonetimi-algi-2/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 30 Nov 2011 11:34:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sağ Üst Köşe]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://95.128.57.123/rna/?p=853</guid>
		<description><![CDATA[Değişim Kaçınılmaz Bir Süreç&#8230; Sadece geleceğe bakabiliyorsan, farklı bir hayal kurabiliyorsan ve durumunla ilgili değerlendirmeyi doğru yapıyorsan bu süreci yönetmeyi düşünebilirsin&#8230; &#160; &#160; &#160; &#160; PazarlamaDünyası&#8216;nda yayınlanan ayrıntılı söyleşinin devamına buradan ulaşabilirsiniz&#8230; &#160;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Değişim Kaçınılmaz Bir Süreç</strong>&#8230; Sadece geleceğe bakabiliyorsan, farklı bir hayal kurabiliyorsan ve durumunla ilgili değerlendirmeyi doğru yapıyorsan bu süreci yönetmeyi düşünebilirsin&#8230;</p>
<p><span id="more-853"></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="http://www.pazarlamadunyasi.com/">PazarlamaDünyası</a>&#8216;nda yayınlanan ayrıntılı söyleşinin devamına <a href="http://www.pazarlamadunyasi.com/Default.aspx?tabid=5405&amp;ItemId=523">buradan</a> ulaşabilirsiniz&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="http://www.pazarlamadunyasi.com/Default.aspx?tabid=5405&amp;ItemId=523"><img class="aligncenter size-full wp-image-1564" title="rana ozseker degisim algi yonetim pazarlama dunyasi rna" src="http://www.rna-tr.com/wp-content/uploads/2011/11/roz-yazi1.jpg" alt="" width="960" height="720" /></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.rna-tr.com/degisim-yonetimi-algi-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hayatınızın Kontrolü Kimde?</title>
		<link>http://www.rna-tr.com/hayatinizin-kontrolu-kimde/</link>
		<comments>http://www.rna-tr.com/hayatinizin-kontrolu-kimde/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 26 Nov 2011 13:03:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kalemin Ucu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://95.128.57.123/rna/?p=804</guid>
		<description><![CDATA[Haritasını katladı, kenara koydu. Karar verememişti, nereye gitmek istediğinden emin değildi. Bu durumda haritanın da bir yardımı olmuyordu. Oturup düşündü. Antalya’ya gitmek istiyordu. Antalya bu zamanlarda çok güzel olurdu. Uzun süredir aslında oraya gitmek istemesine rağmen, yol uzun ve yolculuk nispeten daha zor olduğu için hep vazgeçtiğini anlamıştı. Bu gerçeğin farkına varınca karar verip, yolculuk [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.rna-tr.com/wp-content/uploads/2011/11/handsome-young-business-man-standing-under-umbrella.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-993" title="handsome-young-business-man-standing-under-umbrella" src="http://www.rna-tr.com/wp-content/uploads/2011/11/handsome-young-business-man-standing-under-umbrella-231x300.jpg" alt="" width="231" height="300" /></a><br />
Haritasını katladı, kenara koydu. Karar verememişti, nereye gitmek istediğinden emin değildi. Bu durumda haritanın da bir yardımı olmuyordu. Oturup düşündü. Antalya’ya gitmek istiyordu. Antalya bu zamanlarda çok güzel olurdu. Uzun süredir aslında oraya gitmek istemesine rağmen, yol uzun ve yolculuk nispeten daha zor olduğu için hep vazgeçtiğini anlamıştı. Bu gerçeğin farkına varınca karar verip, yolculuk hazırlığı yapmak kolay olmuştu. Harita işe yarayacaktı. Şimdi nasıl gideceğine, hangi yolları kullanacağına karar vermişti. Hedefi belli, hareket planı belliydi. Hazırdı artık yolculuğa. Tek yapması gereken harekete geçmekti.</p>
<p>Bu kısacık anektod neler hatılattı size? Hayallerinizi ertelediğiniz, zorluklardan korkarak hedef değiştirdiğiniz ya da hedefsiz kaldığınız oldu mu hiç?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><span style="color: #000080;">Her Şey Bir Hayalle Başlar&#8230;<br />
</span></strong>Bazen gözlerinizi kapatıp hayal kurduğunuz olur mu? En son ne zaman hayal kurmuştunuz? Öğrencilik yıllarınızı hatırlayın hani yarın neler olacak diye düşünmek zorunda hissetmediğiniz, hayatınızı akışına bıraktığınız o mutlu günleri&#8230; Ne hayaller kurmuştunuz bugünlerle ilgili? Nasıl bir hayatınız, nasıl bir işiniz olacaktı? Plazalarda çalışmak mı süslüyordu hayallerinizi? Sabahları güzelce giyinip elinde çantasıyla çıkan insanları gıptayla seyrederdiniz geçmişte. Gazetelere bakıp, o olayların geçtiği yerlerde olmak, adrenalin dolu bir hayat yaşamak, o haberleri mi yazmak isterdiniz yoksa? Belki de hayatta tek yapmak istediğiniz balık tutmak ya da yemek pişirmekti. Çocuklarla zaman geçirmekti belki de&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><span style="color: #000080;">Peki Ya Bugün?<br />
</span></strong>O gün hayallerinizi süsleyen siz ve bugün yaşayan siz arasında fark var mı? Neler gerçekleşti? Neler sadece hayal olarak kaldı? Çok mu uzaktasınız geçmişin hayallerinden? Düşününce bir sızı hissediyor musunuz içinizde? Keşke daha çok çalışsaydım ya da daha farklı yapsaydım bazı şeyleri dediniz mi? Belki de hayalleriniz değişti yolun yarısında. Ya da bu konuyu hiç düşünmediniz. Hayaller gündelik hayattan kaçıştır diyenlere katılıyor, sonuna kadar zihninizi onlara kapatıyorsunuz belki. Sizi hedefinize ulaşmaktan alıkoyacaklarına inanıyorsunuz.</p>
<p>Eğer gerçekten böyle düşünüyorsanız size Brian Tracy’nin bir sözünü hatırlatmak isterim: “Bütün başarılı kadın ve erkekler büyük hayalperestlerdir. Onlar kendi geleceklerinin her yönden en ideal şekilde nasıl olabileceğini hayal ederler ve sonra her gün o uzak görüntüye, o hedefe ulaşmak için çalışırlar.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><span style="color: #000080;">Değerlerinizi Biliyor Musunuz?<br />
</span></strong>Bu noktada bahsetmemiz gereken diğer bir önemli konu da değerlerimiz. Çünkü hayallerimizi bizi mutlu edecek hedeflere dönüştürmenin yolu değerlerimizi netleştirmek ve onları günlük hayatımızın içine entegre etmekten geçiyor.</p>
<p>Çevremizde işinde başarılı olmuş ama yine de mutsuz o kadar çok insan var ki&#8230; Hayatını yönlendirirken değerlerini göz önünde bulundurmamış binlerce, milyonlarca insan. Değerlerinden en önemlisi heyecan iken, yanlış yönlendirilme ya da kendini dinlememe yüzünden kendisine hiç uygun olmayan son derece rutin bir iş/meslek seçmiş birisini düşünün. Nasıl mutlu olur bu insan? Hepimiz biliyoruz ki, o kişi, toplum tarafından başarılı kabul edilse dahi, çevresindeki diğer insanlara, sevdiklerine de sirayet eden bir mutsuzluk, içten içe bir huzursuzluk içinde olacaktır. Hayatta onun için en önemli değeriyle çatışan bir hayatı yaşamakta, -mış gibi yapmaktadır farkında olmadan.</p>
<p>Hepimizin, tanımı yine bizler tarafından yapılan, ancak ona paralel bir yaşam sürdüğümüzde mutlu, tatmin dolu olabileceğimiz değer/değerlerimiz vardır. Bu kimisi için para, başarı, güç, kimisi için sevgi bir diğeri için sağlık, adalet, aile olabilir. Ancak unutmamalıyız ki aynı kelime farklı kişiler için farklı şekilde tanımlanabilir. Hayatımıza yön verirken, hayallerimizin hedeflerimiz haline dönüşmesini sağlarken ilk adım her zaman insanın kendi değerlerini farketmesidir. Sizin değerleriniz neler? İş, hobileriniz, kendiniz için kurguladığınız ve yaşadığınız hayat ile paralel mi? Belki de çakışıyorlardır ve o yüzden içinizde, çok derinlerde bir yerde sürekli bastırmaya çalıştığınız ya da görmezden geldiğiniz bir sıkıntı, bir tatminsizlik hissediyorsunuzdur, ne dersiniz?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><span style="color: #000080;">Hayatınızın Amacı Belli Mi?<br />
</span></strong>Değerlerimizi de içine alan hedefler oluşturmak için size öncelikle şu soruyu sormak isterim: Sizi heyecanlandıran, sabahları neşeyle uyanıp, harekete geçme isteği uyandıran nedir?</p>
<p>Zaman akıp gidiyor ve bizler yaşlanıyoruz. Hergün kalan vaktimiz daha da azalıyor. Peki sizler sınırlı olan bu zamanı doğru kullanabiliyor musunuz? Hedefiniz belli mi? Nereye gitmek istediğinizin farkında mısınız? Belki de akıntıya bıraktınız kendinizi, nereye götürürse oraya sürükleniyorsunuz. Sizin yerinize başkaları kontrol ediyor hayatınızı. Ne iş yapacağınızı, hobilerinizi, ailenizle geçirdiğiniz zamanının nitelik ve niceliğini, kısacası kendinizin ve size ait olan bir yaşamın kontrolü elinizden kayıp gitmiş.</p>
<p>Siz bir yazar olacaktınız oysa kitaplarını herkesin okuduğu. Hayranlıkla bahsedilen&#8230; Yazdıkça paylaşan, paylaştıkça büyüyen biri. Gençlik hayalleri ne çabuk unutuluyor. Yine de ah keşke gerçek olabileseydi, nasıl bir duygu olurdu acaba? Elinizde kalem, hayranlarınız için kitaplarınızı imzalayabilseydiniz&#8230; Yüzünüzdeki ifade değişti değil mi? İçinize bir sıcaklık yayıldı&#8230;sadece kendinize o güzel hayalleri hatırlamak için izin verdiyseniz tabii ki. Peki o hayali gerçekleştirmek için çok mu geç bugün? Ne zaman geçtir ki insan için? Kime göre geç, neye göre geç? Hedef haline dönüştüreceğimizi hayallerimize ulaşabilmek için önce düşünce yapımızı değiştirmemiz gerekiyor. Ne kadar çok defa kendimizi, düşüncelerimizi, hayallerimizi sınırlandırırız&#8230; Neden mi? Cevapları zaten bildiğimizi farzeder, başka olasılıklar da olabileceğini asla göz önüne almayız da o yüzden. Unutmamak gerekir ki seçenekler her zaman vardır tabii ki onları görmeyi başarabilirsek. Birşeye başlamak için en doğru yer burası ve en doğru zamanda şimdidir. Bir de tabii ki imkansız diye bir şey yoktur. Siz sadece hedefinizi belirleyin ve o hedefe ulaşmak için çalışın, çaba gösterin. İçinde bulunduğunuz şartların sizi yönlendirmesine izin vermeyin ve seçtiğiniz bir yaşamı kurun.</p>
<p>Hedefiniz belli artık. Nereye gideceğinizi biliyorsunuz. Bundan sonra haritanız işe yarıyor. Hedefinizi işaretlediniz. Şimdi artık kendinizi tanıma, yeteneklerinizi kuvvetli ve zayıf yönlerinizi öğrenme, kendinizi geliştime ve başarı için atılacak adımları belirleme zamanı&#8230;Bu noktada kendi SWOT analizinizi yaparak başlayabilir ya da profesyonel destek alabilirsiniz. Kısa ve uzun vadede uygulayacağınız hareket planlarını oluşturmalı ama şartlar değiştikçe revize etmeyi unutmamalısınız.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color: #000080;"><strong>Kariyerimiz, İşimiz, Değerlerimiz&#8230;</strong></span><br />
Bazen işimizi çok sevmeyiz ya da yaptığımız iş değerlerimizle birebir örtüşmez ama değerlerimizi hayatımızın içine entegre etmek için bir araç hem de en önemli araçlardan biridir. Pek çok insan işinden mutlu olmadığı zaman kendini bırakır, mutsuz olur. Mutsuzluğunu dışarıya yansıtır. Zamanla yaşama sevincini kaybeder. Ama hayatınızın amacı heyecan, adrenalin ise ille de savaş muhabiri olmanız gerekmiyor ki. Kendinize neden heyecanı yaşayabileceğiniz bir hobi edinmiyorsunuz? Unutmayın seçenekler hep vardır, yeter ki onları farkedin. Bazen işinizi, tüm hayatınızı değiştirirsiniz, bazen de ufak bir detayda yapacağınız değişiklik size kaybettiğiniz o tatmin duygusunu yeniden yaşatır. Herşey kendini bilmekle, değerlerinin farkına varmakla başlar unutmayın.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><span style="color: #000080;">Önemli Olan Ne İstediğini Bilmek<br />
</span></strong>Önemli olan ne istediğini bilmek ve hayat yolculuğunda kontrolü elinde tutabilmektir. Eğer hayatımızın odağında yer alan değerlerimizi biliyorsak, hayallerimiz varsa, hedeflerimiz ve o hedeflere ulaşmak için hazırlanmış yol planlarımız mevcutsa başarısız olmak imkansızdır.</p>
<p>Şunu bilmelisiniz ki her insanın içinde hayallerini gerçekleştirecek potansiyel vardır. Gerçekten, tüm kalbiyle isterse eğer kişi mutlaka bir yolunu bulur. Goethe’nin dediği gibi:”Düşleyeceğiniz her şey için yola koyulabilirsiniz. Yüreklilik içinde zekayı, gücü ve büyüyü barındırır. Hemen başlayın! Haydi!..”</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.rna-tr.com/hayatinizin-kontrolu-kimde/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sizin Markanız Ne?</title>
		<link>http://www.rna-tr.com/sizin-markaniz-ne/</link>
		<comments>http://www.rna-tr.com/sizin-markaniz-ne/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 26 Nov 2011 13:02:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kalemin Ucu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://95.128.57.123/rna/?p=802</guid>
		<description><![CDATA[Başını iki yana salladı. Anlamakta zorlanıyordu. Bir insanın marka olması ne demekti? İnsanlar, satılan mallar mıydı ki marka olacaklardı? İş hayatında bir rekabet her zaman vardı ve çok çalışanlar her zaman başarılı olamazlardı. Ancak bugüne kadar bunun imajla, algıyla ya da kişisel marka ile bir ilişkisi olabileceğini hiç düşünmemişti. İnsanların onu nasıl gördüğü, onun hakkında [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.rna-tr.com/wp-content/uploads/2011/11/stones-isolated-on-white-background.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-995" title="s" src="http://www.rna-tr.com/wp-content/uploads/2011/11/stones-isolated-on-white-background-300x199.jpg" alt="" width="300" height="199" /></a>Başını iki yana salladı. Anlamakta zorlanıyordu. Bir insanın marka olması ne demekti? İnsanlar, satılan mallar mıydı ki marka olacaklardı? İş hayatında bir rekabet her zaman vardı ve çok çalışanlar her zaman başarılı olamazlardı. Ancak bugüne kadar bunun imajla, algıyla ya da kişisel marka ile bir ilişkisi olabileceğini hiç düşünmemişti. İnsanların onu nasıl gördüğü, onun hakkında ne düşündüğü hiç önemli olmamıştı. Gerçi o bir Robinson Crusoe değildi ve tabii ki insanların onunla ilgili duygu ve düşüncelerinin hayatını etkilediğini biliyordu. Patronu ve iş arkadaşlarının düşüncelerinin iş hayatı üzerinde nasıl bir etkisi olduğunu yaşıyarak öğrenmişti daha iş hayatına ilk girdiği dönemlerde. Biliyordu bilmesine ama bunu değiştirmek için neler yapması gerektiğini hiç bilinçli bir şekilde düşünüp, planlamamıştı? &#8220;Acaba zamanı geldi mi?&#8221; diye düşündü bir an&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><span style="color: #003300;">&#8220;Acaba benden marka olur mu gerçekten?&#8221;</span></strong></p>
<p>Marka olmak, markalaşmak günümüz iş dünyasında en çok konuşulan konulardan bir tanesi. Şirketler marka olmak istiyor&#8230; Üretilen ürünün marka olması için inanılmaz bütçeler ayrılıyor. Öngörülen satışlar yapılamadığı zaman markaya yeterince para harcanmamış olması bir sebep olarak öne sürülüyor. Marka olmak için neler yapılması gerektiğinden bahsediyor herkes. Tabii bu arada kişisel marka kavramı da biraz daha kısık sesle de olsa telaffuz edilmeye başlandı. Amerika’dan bahsetmiyorum. Orada son derece &#8220;in&#8221; bir kavram bu. Bizim ülkemizde ise henüz daha çok yeni. Daha kişiler marka olur mu tartışması devam ediyor. Ama şundan çok eminim ki, kriz dolayısıyla işlerini kaybetmeye başlayan beyaz yakalılar bir süre sonra bu kavramı profesyonel hayatlarında uygulamaya koymak isteyecekler&#8230; Neden mi? Bunu anlamak için öncelikle markanın ne olduğuna bir göz atalım isterseniz&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color: #333399;"><strong><span style="color: #008000;">Marka nedir?</span><br />
</strong></span>Marka (brand), İskandinav kökenli &#8220;yakmak&#8221; anlamına gelen bir kelime olan &#8220;brandr&#8221;dan gelmiştir. O dönemlerde yaşayanlar hayvanlarını sahiplerinin belli olması için sıcak demirle damgalıyor, onları markalıyorlardı. Burada amaç farklı hale getirmek, tanınır kılmaktı. Bugün de aslında marka olmak, markalaşmak kavramlarını rakiplerden farklı olmak, farklılaşmak anlamında kullanıyoruz. Türk Dil Kurumunun sözlüğünde de marka bir mal, hizmet ya da kurumu tanıtmaya ve benzerlerinden ayırmaya yarayan tescil edilmiş özel ad, kısaltma veya işaret olarak tanımlanıyor. Diğer taraftan marka kavramının günümüzde çok daha geniş bir anlamda kullanıldığını da biliyoruz. Bir ürün, şirket ya da birey söz konusu olduğunda, marka, kişiliği, vaadi ve benzersiz konumu belirten zihinsel bir damgadır. David D’Alessandro markanın, şirketin ismini duyduğumuzda aklımıza gelen olduğunu söylüyor. Volvo denince aklımıza tank gibi sağlam, güvenli, güçlü arabaların gelmesi buna verebileceğimiz örneklerden biri. Bu örneğin bize anlattığı en önemli şey markanın aslında tüketicinin algısı olduğu. Başka bir deyişle insanların o ürünü nasıl gördüğünden bahsediyoruz; başkalarının duygularından ve düşüncelerinden&#8230;</p>
<p>Markayı ürün ya da kurumlar açısında tanımlamak bizi bir sonraki adıma götürüyor. Peki ya insanlar söz konusu olduğunda ne oluyor?<br />
<strong></strong></p>
<p><strong><span style="color: #333399;"><span style="color: #003300;">Kişisel Marka Hakkında&#8230;</span><br />
</span></strong>Ürünler ya da şirketler için bu açıklamalar son derece rahatlıkla anlaşılabilirken kişisel marka denince pek çok tepki geliyor insanlardan. Siz de onlardan biri misiniz bilemiyorum ama eğer öyleyse size son derece sade bir tanımla bu konuyu açıklamaya başlayabilirim. Amazon’un kurucusu ve CEO’su olan Jeff Bezos’un kişisel markayı bizler odada olmadığımız zaman insanların bizim hakkımızda söyledikleridir şeklinde tanımlıyor. İnsanların bizi nasıl bildiği, bizim hakkımızda ne hissettiği, ne düşündüğüdür aslında bizim markamız. Bizi başkalarından farklı kılan özelliklerimiz&#8230; &#8220;Onu nasıl bilirsiniz?&#8221;, alacağınız cevap o kişinin başkalarının zihninde nasıl yer ettiğini net bir şekilde ortaya koyar. Bazı özelliklerinizi diğer insanlardan daha fazla ortaya çıkardığınızı gösterir. Diyelim ki profesyonel yöneticisiniz; Türkiye’de sizin yaptığınız işi yapan belki de binlerce insan var. Sizin onlardan farkınız nedir? Aynı iş için bir rekabet içine girdiğinizde sizin seçilmenizi sağlayacak olan tek, biricik ve sizi farklı kılan bir özelliğiniz var mı? Eminim ki vardır&#8230;ama acaba siz onu ortaya koyabiliyor musunuz? Ya da belki kendi işinizi yapıyorsunuz ve sizinle aynı hizmeti sunan rakipleriniz karşısında pastadan pay almak için çabalıyorsunuz. Ben potansiyel bir müşteri olsam size şu soruyu sorardım: &#8220;Neden siz? Sizi diğerlerinden ayıran nedir?&#8221;</p>
<p>Kişisel markamız aslında biziz, bizi tek kılan farklılaştıran özelliklerimiz, potansiyelimiz, verdiğimiz mesaj yani imajımızdır. Başkalarının bizi nasıl gördüğüdür&#8230; Bizimle ilgili herşeyi içinde barındıran aynı zamanda farklılığımızı ortaya koyan bir kavram kişisel marka&#8230;ve tabii ki çok da önemli. Özellikle rekabetin son derece sert ve yoğun olduğu günümüzde daha da önemli. Ben; iki insanın birbirinin aynı olma ihtimalinin bilimsel olarak mümkün olmadığına göre, başkalarından farklı olmanın tek yolunun kendimiz olmaktan geçtiğine inanırım. Bu noktada kişisel marka, algı ve imaj üçlemesinin tam da bu noktada kendimizi anlamak ve anlatmak konusunda devreye girdiğini söyleyebilirim. Algı insanların aldığı, imaj ise bizlerin verdiği mesaj. Bizim ortaya koymak istediğimiz mesaj insanların algıladığı ile ne kadar örtüşürse, kişisel markamız o kadar samimi ve gerçek olur ki bu da bizi daha başarılı kılar.<br />
<strong></strong></p>
<p><strong><span style="color: #333399;"><span style="color: #008000;">Nasıl Kişisel Marka Olunur?</span><br />
</span></strong>Kendi kişisel markanızı yaratmaya karar verdiğinizde temelde 3 yapı taşını oturtmanız gerekir. İlki sizin ya da bir profesyonelin sizin üzerinizde çalışmasını gerektirir. Bu süreçte kendinizi daha iyi tanıyacak, vermeniz gereken mesajı ortaya çıkaracak, ve varmak istediğiniz noktayı belirleyeceksiniz&#8230; Markanızın profilini oluşturduğunuz bu ilk süreç . İkinci aşama kişisel markanızın iletişim planını oluşturmanız gerekiyor. İmaj ve izlenim yönetiminden, kartvizitlerinizin, kişisel web sitenizin/blogunuzun tasarımı ve içeriğine hatta basının kullanımına kadar sizinle ve markanızla ilgili 3. şahıslara mesaj verecek her türlü aracın gözden geçirilmesi ve doğru/uygun bir şekilde bileşim yapılması bu aşama ile ilgilidir. Son adım ise markanın bilinirliğini arttırmak ve profesyonel iletişim ağını kuvvetlendirmekle ilgilidir.</p>
<p>Bir taraftan kişinin kendisini tanıması, güçlü yönlerini belirlemesi gibi çalışmaları içerirken, diğer taraftan hedef kitlenin belirlenmesi, doğru pazarlama tekniklerinin seçilmesi ve kullanılması gibi aktiviteleri kapsar. Dolayısıyla da kolay ve kısa bir yolculuk değildir. Bu yola çıkmaya değip değmeyeceği sizin vereceğiniz bir karar&#8230; Ne dersiniz acaba zamanı geldi mi o ilk adımı atmanın?</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.rna-tr.com/sizin-markaniz-ne/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Her Şey İnsan İçin&#8230;</title>
		<link>http://www.rna-tr.com/hersey-insan-icin/</link>
		<comments>http://www.rna-tr.com/hersey-insan-icin/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 26 Nov 2011 13:02:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kalemin Ucu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://95.128.57.123/rna/?p=799</guid>
		<description><![CDATA[Kendisi gibi diğerlerinin de yönetim toplantısından çıkan müdürlerinin yüzünü incelediğini, durumun vehametini tahmin etmeye çalıştıklarını farketti. Canı acıdı birden&#8230; Yıllardır bu şirkette çalışıyordu; tıpkı diğer arkadaşları gibi&#8230; Ekonomik krizin tüm dünyayı etkilediği gibi Türkiye’yi de etkilemeye başladığının, şirketin daralan talep karşısında zorlandığının ve alınan önlemlerin yetersiz kaldığının farkındaydı. Son başvurulacak adımlardan birinin işten çıkartmalar olacağını [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.rna-tr.com/wp-content/uploads/2011/11/old-books-and-apple1.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-1003" title="Old books and apple" src="http://www.rna-tr.com/wp-content/uploads/2011/11/old-books-and-apple1-300x214.jpg" alt="" width="300" height="214" /></a></p>
<p>Kendisi gibi diğerlerinin de yönetim toplantısından çıkan müdürlerinin yüzünü incelediğini, durumun vehametini tahmin etmeye çalıştıklarını farketti. Canı acıdı birden&#8230; Yıllardır bu şirkette çalışıyordu; tıpkı diğer arkadaşları gibi&#8230; Ekonomik krizin tüm dünyayı etkilediği gibi Türkiye’yi de etkilemeye başladığının, şirketin daralan talep karşısında zorlandığının ve alınan önlemlerin yetersiz kaldığının farkındaydı. Son başvurulacak adımlardan birinin işten çıkartmalar olacağını biliyordu, tıpkı diğerleri gibi. Sadece an meselesi demişti biri o sabah. Şimdi müdürlerinin yüzü o anın geldiğini gösteriyordu. Acaba kim gidiyordu? Ya kendisi olursa? Ailesine ne diyecekti? Nasıl geçineceklerdi? Çocuklarının eğitim masraflarını düşündü&#8230;kirayı, telefonu, doğalgazı, elektriği ve diğer zorunlu giderleri&#8230;</p>
<p>Peki ya siz? Hiç düşünmek zorunda kaldınız mı bu konuda? Geçmişte? Ya da belki bugün, şimdi, şu anda aklınızda tam o<br />
larak bu vardı? Ya şirket küçülürse? Ya kapanırsa? Ya işten çıkartılırsam?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color: #800000;"><strong>İşimizi Kaybetmemek İçin&#8230;</strong></span><br />
İşinizi kaybettikten sonra neler yapmanız gerekiyor, bu travmanın üstesinden nasıl geleceksiniz? İşinizi kaybettikten sonrası önemli bir konudur&#8230; ama ondan önce, daha da önemli bir konu var üzerinde düşünülmesi gereken ve sorulması gereken bir soru: Acaba işten çıkartılmamak için yapabileceğim birşey var mı? Bu soruya ancak şu şekilde cevap verebilirim. Hiç bir şirket tamamen kapanmadığı ya da bir iş ünitesini komple kapatmadığı sürece bütün çalışanlarını işten çıkarmaz. Yönetim bu süreçte bir seçim yapar. Eğer bu seçimin hangi kriterlere dayandığını biliyor ve bu konuda önlem alabiliyorsanız, işten çıkarılanlar listesinda adınız yer almaz. Bu konuda aslında tek kriter şirket için hangi çalışanın daha faydalı olduğu ve şirkete daha fazla değer kattığıdır. Peki ama biz bu kriteri karşılıyor muyuz? Ya da daha doğru bir soru: Yönetim bizim bu kriteri karşıladığımız düşünüyor mu? Peki biz onların buna inanması, yaptıklarımızı, tüm o çalışmalarımızın farkına varması için neler yapmalıyız?</p>
<p>Size ilk tavsiyem olabileceğinizin en iyisi olmanızdır. İşinizi gerçekten yanlışsız ve iyi yapmanız, hızlı olmanız inanılmaz önemlidir. Üzerinize düşen sorumlulukları, iş tanımızın gereğini mutlaka yerine getirdiğinizden emin olun. Hatta işinizi daha da zorlaştırın. Kimse kolay kolay fazladan sorumluluk almak için istekli olmaz. O kişi siz olun. Ancak talip olduğunuz işlere dikkat edin. Mümkün olduğunca önemli, mali tabloları etkileyebilecek projelere dahil olmaya çalışın. Sorumluluklarınız arttıkça, o kadar daha az vazgeçilebilir olursunuz. Diğer taraftan bir başka yöntem de kendinizi sürekli olarak geliştirmeye devam etmektir. İş saatleri dışında, işinizi geliştirmenize yardımcı olacak bir kurs sizin gelişime açık olduğunuzu ve ileride daha fazla sorumluluk alabileceğinizin bir göstergesidir. Bu arada çözüm odaklı olmak, sorunları büyütmemek, zor da olsa pozitif olmaya çalışmak, şirketin atmosferine olumlu bir katkıda bulunmak ve dedikodulardan uzak durmakta en az yukarıda yazılanlar kadar önemlidir. Kim yanında sürekli şikayet eden, negatif bir insan ister ki?</p>
<p>Bir başka önemli konu da başarınızı ya da yaptıklarınızı sayılara dökebilmektir. Satış ya da üretim gibi disiplinlerde çalışıyorsanız bu gerçekten kolaydır. Ne sattığınız ya da ne kadar ürettiğiniz, başka bir deyişle şirkete ne kadar para kazandırdığınız net bir şekilde görünür. Ancak İnsan Kaynakları ya da Mali İşler gibi bölümlerde çalışanlar da en azından işlerini ne kadar verimli bir şekilde yaptıklarını ortaya koyabilirler. Örneğin İnsan Kaynaklarında çalışıyorsanız, bu durumda aslında o işi yaparken gösterdiğiniz özen sayesinde daha az maliyetle organizasyonlar düzenlemiş olduğunuzu, verdiğiniz eğitimlerle verimliliğin ne kadar arttığını kesin olmasa da sayılarla ifade edebilme şansınız var. Bu tür zamanlarda insanları ikna edebilmek için rakamlar en etkili araçtır.</p>
<p>Bu arada, yıllardır aynı iş yerinde çalışıyor, aynı işi yapıyorsanız, süreçleri ve sistemi sorgulamak aklınıza gelmez. Oysa belki de bu sorgulama bugün size işinizi kazandıracaktır. Yönetim için önemli olan giderlerin azalmasıdır, sizin ya da arkadaşlarınızın işten çıkartılmanız değil. Dolayısıyla işvereninize farklı bir formül sunabilirseniz, bazı şeyler değişebilir, ne dersiniz? Eğer başkaları düşünemeden siz gelirleri arttırmak ya da maliyetleri düşürmek için, bu size fazladan bir avantaj kazandıracaktır. Bazen sadece bu yolla size ödenen maaşı çıkarabilirsiniz. Sorular sorun: bazen size ilk anda aptalca gelseler bile mutlaka sorular sorun. Belki daha önce o soru hiç sorulmamıştır, bunu bilemezsiniz. Sorgulayın:unutmayın fark yaratabilmek için olaylara farklı bir bakış açısıyla bakmak ve analiz edebilebilmek gerekir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color: #800000;"><strong>Ya İşini Kaybedenler?</strong></span><br />
Elinizden gelen harşeyi yaptınız ama diyelim ki şartlar değişti ve hiç temenni etmememize rağmen, sizde işinizi kaybedenler arasında yerinizi aldınız. Peki şimdi ne yapmanız gerekiyor?</p>
<p>Bu durumda size imkansız gibi görünebilir ama ilk tavsiye başınızı dik tutmanız, moralinizi bozmamanız olacaktır. Eşiniz, aileniz sizin kadar hatta sizden daha endişeli olabilir. Arkadaşlarınız ise kendi işlerini kaybetmemekle meşgul olacaklardır. Diğer taraftan hepsi kendilerini size destek olmak zorunda hissedeceğinden, ihtiyacınız olandan daha fazla öneri ve tavsiye alıyor olacaksınız. Rahatlamak için ilk yapmanız gereken, onlara teşekkür edip, kendinizi iyi hissettiğinizi söyleyerek, daha fazla üzerinize gelmelerini engellemektir. Asıl olan, kendinize bu konuda paylaşımlarda bulunabileceğiniz bir grup oluşturun. Sizin gibi iş aramakta olan arkadaşlarınızla bilgi alışverişinde bulunun. Sizi en iyi onlar anlayacaktır.</p>
<p>Bu arada pek çok kişinin yaptığı bir hata var ki onu yapmamak çok önemli. Geceleri sabaha kadar oturup ondan sonra da geç saatlerde kalkmak sizin disiplinli bir şekilde iş aramanıza ve iş bulmak için yapmanız gereken en önemli aktiviteye yani sosyalleşmeye engel olacaktır. Sanki işe gidiyormuş gibi erken bir saatte kalkıp, sanki dışarıya çıkacak gibi giyinip gününüzü planlayın. Hareketsizlik tembellik ve güvensizliği beraberinde getirir. Sabah trafikte saatler harcamayacağınızı düşünerek bunu belki biraz spor yaparak, kendinize bakarak da değerlendirebilirsiniz. Dinç ve sağlıklı olmak bu durumda sizin için bir avantaj olacaktır. Bu konunun içinde şunu da söylemeden geçemeyeceğim. Bütün gününüzü televizyon başında geçirmeyin. Bu durum evinden dışarıya hiç çıkmadan kapısının çalınıp beyaz atlı prensin gelmesini bekleyen hayalperest bir kızın yaklaşımından farklı olmayacaktır. Israrla ve disiplinli bir şekilde iş aramaya devam etmelisiniz. Bunun için internet iyi bir araç. Diğer taraftan sosyal çevrenizi de arayarak onlara iş aradığınızı söyleyin, onları ziyaret edin. İşinizden ayrıldığınız anda insanların size ulaşabileceği iletişim detaylarınızı onlarla paylaşmayı unutmayın. Sosyal iletişim ağlarına üye olun. Unutmayın tanıdığınız her insan bir kazançtır. Bizler sosyal varlıklarız. Birbirimiz destek olarak hayatlarımızı sürdürürüz. O yüzden çevrenizi genişletmeniz, ‘Networking’ yapmanız sizin için hayati derecede önemlidir. Bunları yaparken, bir yandan da kendinizi geliştirmeye devam etmeniz gerekiyor. Özgeçmişinizi gözden geçirin. Oraya ekleyebileceğiniz herşey sizin için bir artıdır. Bilgisayar bilginizi, ingilizcenizi geliştirin. Bunun için mutlaka ücretli bir kursa gitmanize gerek yok. İnternetten bu konuda pek çok bilgi edinebilirsiniz. Tabii ki aynı zamanda harcamalarınız da gözden geçirip, mutlaka gelir/gider düzenlemesi de yapmanız gerekiyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color: #800000;"><strong>Her Şey İnsan İçin&#8230;</strong></span><br />
İşinizi kaybetmek kolay değildir. Ama hayatın sonu da değildir. Geçmişinize dönüp bir bakın, kimbilir ne sorunların üstesinden geldiniz&#8230; Bunu da aşacaksınız. Önemli olan olumlu bakış açısını hep koruyabilmek&#8230; Israrla, vazgeçmeden devam etmek&#8230; Önceliğimizi en iyi şekilde belirleyebilmek. Unutmayalım ki herşey insan için. Çevremizde sevdiklerimiz oldukça, sağlığımız yerinde oldukça çözülemeyecek hiç bir sorun yoktur&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.rna-tr.com/hersey-insan-icin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Küçülüyoruz!&#8230;</title>
		<link>http://www.rna-tr.com/kuculuyoruz/</link>
		<comments>http://www.rna-tr.com/kuculuyoruz/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 26 Nov 2011 13:01:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kalemin Ucu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://95.128.57.123/rna/?p=797</guid>
		<description><![CDATA[&#160; Dünyası başına yıkılmış gibiydi. Düşünemiyordu bile. Rüyada gibi yürüdü. Neler olduğunu anlamaya çalışan iş arkadaşlarının yüzlerine baktı, ne söyleyecekti şimdi onlara? Yönetim toplantısından çıkan sonucu nasıl anlatacaktı bu insanlara? Şirket inanılmaz zarar etmeye başlamıştı. Bırakın bütçenin tutturulmasını, bu kadar zarar ve nakit sıkıntısı ile şirketin daha ne kadar yaşayacağı meçhuldü&#8230; Bu krizde kredi bulmak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p><a href="http://www.rna-tr.com/wp-content/uploads/2011/11/ds_rna1.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-1032" title="ds_rna" src="http://www.rna-tr.com/wp-content/uploads/2011/11/ds_rna1.jpg" alt="" width="228" height="176" /></a></p>
<p>Dünyası başına yıkılmış gibiydi. Düşünemiyordu bile. Rüyada gibi yürüdü. Neler olduğunu anlamaya çalışan iş arkadaşlarının yüzlerine baktı, ne söyleyecekti şimdi onlara? Yönetim toplantısından çıkan sonucu nasıl anlatacaktı bu insanlara? Şirket inanılmaz zarar etmeye başlamıştı. Bırakın bütçenin tutturulmasını, bu kadar zarar ve nakit sıkıntısı ile şirketin daha ne kadar yaşayacağı meçhuldü&#8230; Bu krizde kredi bulmak da neredeyse imkansızdı. Yaptıkları bütün çalışmalar ve tahminler şirketi yaşatmanın tek yolunun küçülmek olduğunu gösteriyordu. Her departmandan belirli sayıda çalışanın işten çıkarılması gerekiyordu. Çevresine baktı: peki ama bugüne kadar beraber çalıştığı, ailesinden ve arkadaşlarından daha çok gördüğü bu insanlara ne diyecekti? Nasıl anlatacaktı onlara işten çıkarıldılarını? Ya onlar nasıl başa çıkacaklardı işlerini kaybetmenin getirdiği zorluklarla?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><span style="color: #333399;">Kriz Geliyor Mu?</span></strong><br />
Ortalık toz duman&#8230; Ekonomik kriz geldi geliyor derken önce Amerika arkasından da Avrupa tam ortasına düştü bankacılık sektöründe başlayıp reel sektörle devam eden mali krizin. İnsanlar panik halinde&#8230; İşlerini kaybetme tehlikesi yaşayan binlerce çalışan var. Dünyanın en büyük şirketleri bir şekilde küçülme yoluna gitme kararı aldı. Kimisi zaten üretimi kıstığı için bir kısım mavi yakalı çalışanını işten çıkardı bile. Yapılan çalışmalar ve tahminlerde 2008 ve 2009 yıllarında New Yorkta toplam 165.000 kişinin, Londra’da ise 62.000 kişinin işini kaybedeceği öngörülüyor.</p>
<p>İster profesyonel çalışalım, ister kendi işimizin başında olalım yurtdışında yaşananların ağzımızda bıraktığı tat son derece acı. Aklımızda hep bir soru:Biz neler yaşayacağız? Türkiye de, yavaş yavaş hissetmeye başladı o gerginliği. 2001 yılında yaşadığımız korkunç ekonomik krizin sonuçlarını hatırlayalım. Kaç kişinin işini kaybettiğini&#8230; Amacım felaket haberleri vermek değil, sadece hazırlıklı olmaya davet etmek şirketleri ve çalışanları. Ülkemizin yakınına bile uğramasını istemeyeceğim bu ekonomik kriz, iş dünyasının da ortaya koyduğu gibi ülkemizi mutlaka ziyaret edecek. Şiddeti konusunda farklı görüşler olmasına rağmen yine de işsizliğin artması bekleniyor. Pek çok şirketin küçülmeye gitmesi bekleniyor. Çalışanların işlerini kaybetmeleriyle sonuçlanacak süreçlerden bahsediliyor. Belki de bir süre sonra birilerine işten çıkarıldılarını söylemek zorunda kalabilirsiniz&#8230; Ya da, Allah göstermesin, ama belki erken emeklilik/işinizi kaybetme durumu ile karşı karşıya kalabilirsiniz&#8230;</p>
<p>Bu durumda eğer işverensek kendimize şu soruları sormamız gerekiyor: Bu işi en az hasarla nasıl yapabiliriz? Çalışanlarımızı işten çıkarırken, hem gidenlere hem kalanlara zarar vermemek için neler yapmalıyız? Ya da nelerden kaçınmalıyız? Eğer işimizi kaybediyorsak, bunun üstesinden nasıl gelebiliriz? Belki de öncesinde başka bir soruyu cevaplamamız gerek: işten çıkarılmamak için yapabileceğim neler var?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><span style="color: #333399;">Neden Küçülme?</span></strong><br />
Dünyanın her yerinde genellikle ekonomi bozulunca, talep düşüp sabit giderleri karşılamak zorlaşınca, şirketleri yönetenler gelirleri artırmak için inovasyonu bir yöntem olarak kullanmak, yeni pazarlar bulmak, ürünlerini farklılaştırmak, markalaşmak, ya da iş yapış sistemlerini değiştirmek yerine; kar/zararı ellerine alıp, hangi gideri nasıl ve ne kadar kısabileceklerine bakarlar. Önce eğitim gibi önemsiz(!) olduğu düşünülen bütçeler kesilir, sonra bir takım idari giderler ve sonunda işten çıkarma yöntemiyle üretim giderlerini ya da genel yönetim giderlerini düşürmeye karar verirler. Bunun yanlış olduğunu iddia etmiyorum, diğer taraftan bu çözüm yöntemine başvurmadan iyice düşünülmesi, başka yollar aranması gerektiğini söylemek istiyorum. Mutlaka yapılması gerekiyorsa da, planlama ve uygulama sürecinin önemini vurgulamak ve küçülme –işten çıkarma- konusunun insani boyutu üzerinde durmak istiyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><span style="color: #333399;">Kim Söyleyecek?</span></strong><br />
Bir çalışana işten çıkarıldığını söylemek; hele ki o kişinin performansı ya da davranışlarından bağımsız sebeplerle; bir yöneticinin en zor görevlerinden biridir. Yapılması gereken bir iş var ve tabii ki sonuçta o yöneticinin bu sorumluluğu yerine getirmesi gerekiyor. O kişi de bunun bilincindedir&#8230; ayrıca şirketin yaşaması için yapılması gerekenin bu olduğunu da biliyor ve hatta belki bu kararın çıkmasında onun da payı var. Yine de yaşamını bu işten kazandığı maaş ile sürdüren o kişiye bakarken çok da rahat olamaz&#8230; ve zaten olmaması da gerekir. Ayrıca bu sürecin sonunda kötü adam olmak durumunda kalacaktır. Kendisine duyulan bir öfke ve güvensizlik ile geride kalanları yönetmek ve çok zor olan bir dönemde şirketi yaşatmak için üzerine düşeni yapmak zorunda kalacaktır. Bu durumda hem bu süreci doğru yönetebilmek, hem de kişinin kendisine ve karşısındakine en az hasar vererek idare edebilmesi için mutlaka profesyonel bir destek alınması önerilmektedir. Eğer bu mümkün değilse, o zaman bu süreç İnsan Kaynakları Departmanından, bu konuda deneyimli kişilerle birlikte yönetilmeli. Unutmamak gerekir ki başarısız bir işten çıkarma sürecinin, şirketin ve yönetim kadrosunun itibarını sarsacağını da unutmamak gerekir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><span style="color: #333399;">Gidenlere Ne Olacak?</span></strong><br />
İşten çıkarılıyor olmak, hele de yeni bir iş bulmanın hiç de kolay olmadığı bir ortamda, kişinin başına gelebilecek en kötü olaylardan biridir. Ama dünyanın sonu da değildir. Yaşam herşeye rağmen devam eder. Bu konuda neler yapmak gerekir, nelere dikkat etmek lazım; gelecek ay inceleyeceğiz.</p>
<p>Şirketin küçülme/işten çıkarma durumunda bir sosyal sorumluluğu da vardır. Öncelikle işten çıkaracağı çalışanların, elindeki imkanları kullanarak, başka yerlerde işe yerleştirilmeleri için çalışmalar yapmak önemlidir. Onların işten kendilerini ve ailelerini makul bir süre idare edebilecekleri birer paketle göndermek hem istemeyerek çıkarılmak zorunda kalınan eski çalışanlara karşı şirketin sorumluluğudur. Kamuoyu nezdinde de işten çıkarma esnasında insanları mağdur etmemek, şirketin itibarını korumak açısından önemlidir. Diğer taraftan bu kişilere özel koçluk/danışmanlık hizmetleri aldırmak da şirketin sağlayabileceği diğer bir ek faydadır. Hep hatırlanması gereken ise, bugün bir başkasının başına gelen yarın sizin başınıza gelebilir. O yüzden kendinize nasıl davranılmasını isterseniz, bu süreçte gidenlere de aynı şekilde davranmanız gerekir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><span style="color: #333399;">Ya Kalanlar&#8230;</span></strong></p>
<p>Her küçülme ya da çalışan sayısının azaltılmasından sonra şirket yönetimlerinde ya da hisse sahiplerinde kalanların hala bir işleri olduğu için minettar olması gerektiği düşüncesi vardır. Bu yüzden de genellikle sistemi değiştirmek yerine aynı sistemi daha az kişiyle yürütmeye çalışmak başka bir deyişle gidenlerin işini kalanlar arasında paylaştırmak genellikle başvurulan yöntemdir. Oysa ne büyük bir yanılgıdır bu!&#8230;</p>
<p>Geride kalanlar çok zor bir dönemden geçmişlerdir. İçlerinde birikmiş bir öfke, stres, yaşanan belirsizlik döneminin neden olduğu kaygı ve son derece ciddi bir karamsarlık yaşamaktadırlar. Ayrıca çalıştıları şirkete ve yöneticilerine karşı büyük bir güvensizlik içindedirler. Bir başka işten çıkarma dalgası olmayacağının garantisi olmadığını ve ne yaparlarsa yapsınlar sonuçta isimlerinin o listede olabileceği korkusu ile gerginlik yaşarlar. Potansiyellerini kullanabilmeleri, enerjilerini işe odaklayabilmeleri için kesinlikle desteğe ihtiyaçları vardır.</p>
<p>Yeni duruma adapte olabilmeleri, işlerine dört elle sarılabilmeleri için öncelikle şirketin alması gereken bir takım önlemler vardır. Öncelikle güveni tekrar kazanmak gerekir ki bu da açık iletişimle sağlanabilir. Mümkün olduğunca şeffaf olmak, yeni hedefleri, aksiyon planlarını mümkün olduğunca çalışanlarla paylaşmak gerekir. Onlara yatırım yapmak da güvenlerini sağlamak için iyi bir yöntem olarak kullanılabilir. Bu durumda özellikle iyi birer takım olmalarını sağlama için takım koçluğu aldırmak gerekebilir. Kalanların mutlaka motive edilmesi şarttır. Aksi takdirde şirket yönetimi karşısında, eskisinden daha çok hata yapan, daha fazla zaman harcadığı halde daha zor iş yetiştiren, konsantrasyon sorunu yaşayan çalışanlar bulur ne yazık ki&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><span style="color: #333399;">Her Şey İnsan İçin&#8230;</span></strong><br />
Unutmamak gerekir ki çok sancılı bir süreçtir bu. Yaşayanlar çok iyi bilir; hem kararı veren ya da uygulayan yöneticiler üzerinde, hem işten çıkartılan hem de geride kalan çalışanlar üzerinde etkileri olan bir süreçtir&#8230; Yönetmek kolay değildir, planlama ,yürütme ve sonrasındatoparlanma süreçlerini çok iyi düşünüp, gerekli önlemlerin alınması gerekir&#8230; Şirketler önemlidir&#8230; İşin yürümesi önemlidir&#8230; Sistemin çalışması önemlidir&#8230; Ama unutmamak gerekir ki aslında hepsi insanlar içindir&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.rna-tr.com/kuculuyoruz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Güç, Statü ve Liderlik&#8230;</title>
		<link>http://www.rna-tr.com/guc-statu-ve-liderlik/</link>
		<comments>http://www.rna-tr.com/guc-statu-ve-liderlik/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 26 Nov 2011 13:01:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kalemin Ucu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://95.128.57.123/rna/?p=795</guid>
		<description><![CDATA[&#160; Bir zaman makinesine sahip olsaydınız eğer, sadece geçmişe doğru gidebileceğiniz bir zaman makinesine, hangi tarihe gitmek isterdiniz? Hangi olaylar esnasında, dünyanın neresinde bulunmak isterdiniz? Hiç düşündünüz mü kimden neler öğrenmek, hangi efsanevi kişiliğin hangi başarılarına tanıklık etmek sizin için müthiş bir deneyim olurdu? Hayatınızda neleri değiştirirdi acaba bu deneyim? &#160; Bu sorular çok sık [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>Bir zaman makinesine sahip olsaydınız eğer, sadece geçmişe doğru gidebileceğiniz bir zaman makinesine, hangi tarihe gitmek isterdiniz? Hangi olaylar esnasında, dünyanın neresinde bulunmak isterdiniz? Hiç düşündünüz mü kimden neler öğrenmek, hangi efsanevi kişiliğin hangi başarılarına tanıklık etmek sizin için müthiş bir deneyim olurdu? Hayatınızda neleri değiştirirdi acaba bu deneyim?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu sorular çok sık sorduğum ve cevaplarını büyük bir merakla dinlediğim sorular&#8230; İş dünyasından yüzlerce insan cevapladı bu soruları&#8230; Ve üniversite öğrencileri&#8230; Herkesin cevaplarında bulduğum bir ortak noktayı paylaşmak istiyorum sizlerle. Neredeyse istisnasız herkes kendi gözünde çok büyük bir lideri, kitleleri peşinden sürükleyen bir insanı tanımayı arzu ediyor. Onun nasıl bu kadar etkin ve etkili olduğunu öğrenmek istiyor ve bu şekilde, bugün gerek iş hayatında gerek özel hayatında daha başarılı olmayı istiyor. Çok garip gelmedi herhalde sizlere de&#8230; Sanırım sizinde aklınızdan geçirdiğiniz kişi, devrinde lider kabul edilen biriydi&#8230; Ya da değeri sonradan anlaşılan ve liderlik payesini ölümünden sonra elde etmiş biriydi. Peki kimlerdir bu önemli insanlar? Nereden gelir önemleri? Kısaca lider kime denir?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><span style="color: #000066;">Büyük ve Önemli Adam Olmak&#8230;</span></strong><br />
Lider kelimesi gözümüzün önüne büyük ordulara hükmeden, ulusları kurtaran güçlü, zeki, tutkulu insanları getiriyor. Pek çok hikayeye, efsaneye konu olmuş müthiş insanlar bunlar&#8230; Çoğunlukla nasıl olduğunu bugün kolaylıkla anlayamadığımız bir şekilde etrafına büyük kalabalıkları toplayarak, bir vizyon, bir amaç uğruna onları peşinden sürükleyerek gizemli adeta büyülü bir takım başarılara imza atmışlar. İşte bu düşünceden yola çıkan teorisyenler &#8220;Büyük Adam Teorisi&#8221;ni oluşturmuşlar. Bu kişilerin birer lider olarak doğduklarına, şartlar gerektirdiğinde, ihtiyaç olduğunda tıpkı bir sihir gibi liderlerin ortaya çıktığını varsaymışlar. Savaşları kazanmış, fikirleri ve inançları yaymış, insanları heyecanlandırmış, şu veya bu şekilde onları yönlendirmiş ve yönetmiş kişilere lider demeyi uygun görmüş bu konuyu ilk araştırmaya başlayan sosyal bilimciler&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><em>Peki ya siz? Siz kime lider dersiniz? Nasıl biridir lider sizin için? Hangi özelliklere sahip olması gerekir?</em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><span style="color: #000066;">Kişi sayısı kadar liderlik tanımı</span></strong><br />
Lider, liderlik özelliklerine sahip kişidir demişler teorisyenler 20. yüzyılın başlarında. Ancak zaman içinde bu özellikler değişime uğramış. Şartlara gore değişir denmiş hatta kişinin lider algısına göre değişir denmiş. Aslında 1974 yılında Stogdill’in liderlikle ilgili bir araştırmasında belirttiği gibi liderliğin, onun tanımını yapmayı deneyen kişi sayısı kadar farklı tanımı vardır.</p>
<p>Lider kavramı pek çok kavram gibi algı mekanizmasına yakından bağlıdır. İlk anda anlamını bildiğimizi düşündüğümüz bu kelime, sıra anlatmaya gelince önümüze kocaman bir görev gibi dikilir. Fark ederiz ki, o kadar da kolay değildir bu tanımı yapmak ya da daha doğrusu bir tanım etrafında birleşmek&#8230; Türk Dil Kurumu’nun sözlüğünde lider kelimesi için sizi &#8220;önder&#8221; kelimesine yönlendiriyor. &#8220;Önder&#8221; kelimesinin anlamını ise ‘Gücü, ünü ve toplumsal yeri dolayısıyla, belli zaman ve durumlar içinde, ilişkili bulunduğu küme veya toplumun tutum, davranış ve etkinliklerini değiştirip yönetme yeteneğini gösteren kimse, lider, şef’ olarak veriyor. Ben kesinlikle katılmıyorum bu tanıma&#8230; Bir toplumu yönetme yeteneğini göstermek için illa ki güç, ün ve/veya toplumsal yer yani statü mü gerekiyor? Yoksa bu yeteneğe sahip olan insanlar mı acaba güç, ün ve statü sahibi oluyor? Düşünmeye değer ne dersiniz?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><span style="color: #000066;">Türkiye’de Liderlik</span></strong><br />
Ülkemizde liderlik tanımını sözlükten okuduktan sonra acaba iş hayatında bu kavramın insanlara ne ifade ettiğini düşündünüz mü hiç? Ben merak ettim ve araştırdım. İşte tüm dünyada Kabul görmüş, saygı duyulan bir araştırma sonucu: GLOBE (Culture, Leadership and Organization: The GLOBE Study of 62 Sopcieties, 2004) 62 ülkeyi 10 kültürel bölgeye ayırmış ve bu bölgelerdeki kültürler temel alınarak liderlik davranışları incelenmiş. Türkiye’nin içinde bulunduğu bölgede lider profili diğer kültürlerdeki lider profilinden daha farklı. Statü ve güç bir lider için en önemli özellikler kabul edilirken, karizma, işbirliği ve birlikte karar alma yani takımdaşlık, liderlik için en az ihtiyaç duyulan ya da hiç gerekmeyen özellikler olarak değerlendirilmişler.</p>
<p>İşbirliği, takımdaşlık bu kadar önemsiz mi? İnsanlarla iletişim kurmak, onlara bulunduğumuz pozisyonu kullanarak hükmetmek yerine ortaya koyduğumuz vizyon, onlar üzerinde yaratacağımız motivasyon ile yönlendirmek bu kadar mı kabul edilemez? Daha mı kolay geliyor insanımıza yumruğu masaya vurmak? İkna etmekten, kendimizi, duygularımızı ve düşüncelerimizi ortaya koymaktan bu kadar mı çekiniyoruz? Nedir gerçekten bizi korkutan? Peki bu durumdan memnun muyuz yoksa değiştirmek istiyor muyuz? Ya siz? Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda? Sizin liderliğiniz nereden geliyor? Oturduğunuz masadan, kartınızın üzerinde yazan ünvanınızdan mı yoksa insanlarla kurabildiğiniz harika iletişimden, motive edebilme gücünüzden, adalet anlayışınız ve dürüstlüğünüzden mi? Çevreme baktığımda o kadar çok insan odaklı, paylaşımcı lider görüyorum ki, bu araştırmanın sonucuna inanmakta hala zorluk çekiyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><span style="color: #000066;">5 Önemli Özellik</span></strong><br />
Amerika ve Avrupa’da yapılan pek çok araştırma bize özellikle iş dünyasında bir liderin sahip olması gereken en önemli özellikleri sıralarken insan ilişkilerini ilk sıraya koyuyor. Richmond, Rollin&amp;Brown (What makes a successful leader, 2004) tarafından Amerika’da yapılan bir araştırmada bir iş dünyasında bir kişinin lider olarak görülebilmesi için sahip olması gereken en önemli 5 özellik şu şekilde sıralanmış: Vizyon sahibi olmak, stratejik düşünebilmek, insanlarla iyi ilişki ve iletişim kurabilmek, kişilerin gelişimine önem vermek ve planları, düşünceleri hayata geçirebilmek. Bu özelliklerin hemen hepsinin geliştirilebilecek özellikler olduğuna dikkatinizi çekmek isterim. Liderliğin ve başarının temelinde geleceğe ilişkin bir hayale sahip olmak, bunu hedefe dönüştürerek aksiyon planları çıkarabilecek şekilde düşünebilmek, bu planlarda yanınızda yer alacak kişilere ulaşıp onlara heyecanınızı aktarabilmek ve onların gelişimine yardımcı olmak, sonrasında da planlarınızı uygulayabilmek yatıyor&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Unutmamak gerekiyor lider olabilmek için liderlik edeceğiniz insanlara ihtiyacınız var. Zorla onlara yaptırabileceklerinizin sınırları var. Ancak onları heyecanlandırarak, motive ederek, hayallerinize, tutkularınıza ortak ederek ulaşabileceklerinizin sınırını çizebilmek çok zor. İlk yapmanız gereken insanlara ulaşabilmeyi ana amaç edinmek ve bunu başarabilmek için de sözlü ve sözsüz iletişiminizi geliştirmek. Kimbilir belki gelecekte birileri zaman makinesine atlayıp sizi görmeye, tanımaya ve başarılarınıza bizzat tanık olmaya gelebilir&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Rana Özşeker<br />
Kariyer Dergi</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.rna-tr.com/guc-statu-ve-liderlik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kelebekler Acı Çeker Mi?</title>
		<link>http://www.rna-tr.com/kelebekler-aci-ceker-mi/</link>
		<comments>http://www.rna-tr.com/kelebekler-aci-ceker-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 26 Nov 2011 13:00:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kalemin Ucu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://95.128.57.123/rna/?p=793</guid>
		<description><![CDATA[&#160; &#8220;Kelebekler dönüşümleri sırasında acı çekerler mi acaba?&#8221; Sadece bedenleri değiştiği için belki de hiç acı hissetmezler&#8230; Acısız bir değişim&#8230; Bir kelebek olabilseydim bende; görünüşümü değiştirebilmek için değil. Duygularımı, düşüncelerimi, algılayışımı, alışkanlıklarımı hatta tamamen kişiliğimi değiştirebilmek için&#8230; Bir gece yastığa başımı koyup ertesi sabah yepyeni bir insan olarak uyanabilsem&#8230; Birileri benim için seçimleri yapsa&#8230; &#8220;Bundan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p><a href="http://www.rna-tr.com/wp-content/uploads/2011/11/bf_rna.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-1019" title="bf_rna" src="http://www.rna-tr.com/wp-content/uploads/2011/11/bf_rna-300x217.jpg" alt="" width="300" height="217" /></a></p>
<p><span style="color: #993300;"><strong>&#8220;Kelebekler dönüşümleri sırasında acı çekerler mi acaba?&#8221;</strong></span></p>
<p>Sadece bedenleri değiştiği için belki de hiç acı hissetmezler&#8230; Acısız bir değişim&#8230;</p>
<p>Bir kelebek olabilseydim bende; görünüşümü değiştirebilmek için değil. Duygularımı, düşüncelerimi, algılayışımı, alışkanlıklarımı hatta tamamen kişiliğimi değiştirebilmek için&#8230; Bir gece yastığa başımı koyup ertesi sabah yepyeni bir insan olarak uyanabilsem&#8230; Birileri benim için seçimleri yapsa&#8230; &#8220;Bundan sonra artık senin hayatın şu şekilde olacak.&#8221; dese&#8230; Verilecek kararların, yapılacak seçimlerin sonuçlarının benim ama sadece benim değil ailemin hayatına da getireceği değişikliklerden korkuyorum. Yalnız olmadığımı biliyorum. Milyonlarca insan var benim gibi&#8230; Statükoyu bırakıp bilinmeyene doğru ufak adımlar atmaya başlayan ve bunun için kendini suçlayan, içi korkuyla dolup geri adım atan milyonlarca insan&#8230;&#8221; Kendisine seslenen yöneticisinin sesiyle düşüncelerinden sıyrıldı. Evet bazı konularda farklı bir yerlerde olmak, farklı şeyler yapmayı çok isterdi ama yine de şükretmesi gerektiğini düşündü. Neyine gerekti değişmek? Elindekilerle yetinmesi gerektiğini, yoksa dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan olabileceğini söylerdi annesi&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><span style="color: #993300;">Değişimi Düşünmek&#8230;</span></strong><br />
Küçük ya da büyük değişimleri hemen hepimiz hayal ediyoruz. Çalıştığımız şirketi değiştirmek, mesleğimizi değiştirmek, beslenme alışkanlıklarımızı ya da arkadaş çevremizi değiştirmek&#8230; Hatta bazen arabamızı ya da oturduğumuz evi değiştirmek&#8230; Bazen kendimizle ilgili değişiklikleri hayal ediyoruz, hedef koyuyoruz; daha iyi iletişim kurabildiğimizi, ‘hayır’ demeyi başarabildiğimizi ya da iş/özel hayat dengemizi kurduğumuzu, bazı günlük alışkanlıklarımızı&#8230; Bazı hedefler var ki aslında onlara düş demek gerekir gerçekleşmeleri pek kolay değildir. Bazı bakış açılarına göre imkansızdır. Bazı hedefler ise aslında hayal değil tasavvurdur. &#8220;Tasavvur&#8221; öztürkçede tek bir kelime ile açıklayamadığım, karşılığını bulamadığım bir fiil. Hayal etme anlamına geliyor ama aynı zamanda amaç, niyet demek. Yani aslında yaratılabilen, gerçekleştirilebilecek aynı zamanda amacınız/hedefiniz haline gelebilen bir hayal. Bir başka deyişle bir potansiyel bir değişim; hayatınızda ya da kendinizde, belki de sevdiklerinizde. İşte bütün bunları düşünürüz de harekete geçer miyiz?</p>
<p>Çevrenizde kaç kişinin hedefine ulaşmak için, aslında çok kolay olmasa da, yaratabileceği değişim/dönüşümler için korkusuzca, bahaneler üretmeden birşeyler yaptığınızı görüyorsunuz? Sizin nasıl bir değişim/dönüşüme ihtiyacınız var? Bunu sağlamak için neler yapıyorsunuz? Yoksa yapmıyor musunuz? Herşey yolundaymış gibi davranıp, o değişimlere ihtiyacınız olduğu halde, bunun farkında değilmiş gibi davranıyorsunuz belki. Eğer neye ihtiyacınız olduğunu biliyor ama harekete geçemiyorsanız yine de bu ülkede yaşayan milyonlarca insandan bir adım ileridesiniz demektir. Çünkü çoğu insan daha düşünme aşamasına bile gelmemiştir. Düşünmek, sadece içinden geçirmek bile bazen insanların suçluluk duymasına sebep olur. Çoğu, bütün ailelerini, çevrelerini etkileyebilecek değişiklikleri değil yapmaktan düşünmekten bile kaçınırlar. Peki ama neden?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color: #993300;"><strong>Neden Korkuyoruz?</strong></span></p>
<p>Aslında şöyle bir çevremize baktığımız zaman insanların zihinlerinden geçirdikleri değişimleri yaşayabilmeleri, hedeflerine ulaşabilmeleri için yapmaları gerekeninin bazı alışkanlıklarını değiştirmek olduğunu görürüz. Örneğin daha sağlıklı bir yaşama ulaşmayı hayal ediyorsanız, onu hedefiniz haline getirip sonra da hedefinizi gerçekleştirmek için beslenme ve spor yapma alışkanlıklarını değiştirmeniz gerekir. Ama değişimi gerçekten istemek gerekir yoksa inanılmaz zordur alışkanlıkları değiştirmek. Çoğu alışkanlıklar sağlam, kırılması neredeyse imkansız zincirler halini almıştır. Bırakın günlük ve uzun süreli alışkanlıklarınızı bazen evde bir eşyanın yerini değiştirmek bile insanda inanılmaz bir stres yaratabiliyor. Alışkın olduğumuz ortamları, günlük rutinlerimizi hatta aslında hiç sevmediğimiz iş yerimizi değiştirmeyi düşünmek bile bazen göğümüzde ya da tam nefes borumuzda bir ağırlığa sebep oluyor. Aklımızdan geçen fikri kovmak için çeşitli bahaneler üretiyoruz. Neden mi? Korkuyoruz çünkü&#8230; İçinde bulunduğumuz, tanıdığımız, bir şekilde yürüyen düzenimizi bozmaktan korkuyoruz. Hem de delicesine&#8230; Risk almak istemiyoruz&#8230; Karanlık bir gecede, önümüze ne çıkacağını bilmeden yürümeye benziyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Düşebiliriz, elimizdekileri düşürüp kaybedebiliriz ama en önemlisi kaybolabiliriz. Pek çoğumuz sonunu bilmediğimiz, göremediğimiz herşeyden korkuyoruz. Kaybetme korkusu, başarısızlık korkusu hatta başarı korkusu hayatımıza nasıl da hakim olmuş&#8230; Yersiz bir korku mu? Bazen&#8230; Sigarayı tüketmek size zarar veriyorsa artık alışkanlığınızdan vazgeçme zamanınız gelmiştir. Ama siz denemiyorsunuz bile. Sigaranın yokluğunun size neler getireceğini ya da sizden neler götüreceğini bilmiyorsunuz. Bırakmayı başaracaksınız belki ve sağlığınız düzelecek ama ya sizi sigara içmeye güdüleyen zevk alma duygunuz? Birlikte zaman geçirdiğiniz bütün arkadaşlarınız sigara içiyor. Acaba siz o grubun ritmini mi bozacaksınız? Ya da belki sigarayı bırakınca duman altı bu ortam size eskisi kadar cazip gelmeyecek? Belki de deneyecek ama başarısız olup tekrar başlayacaksınız. Çevrenizdekiler nasıl da dalga geçerler sizinle? &#8220;Başından belliydi bırakamayacağın. Boşuna acı çektin!&#8221; sözlerini duyarsınız heryerden. Kendinizi kötü hissedersiniz. Ama denemezseniz hep bir umut kalır içinizde, öyle değil mi? Kesinlikle! Öyleyse hiç denemeyin sigarayı bırakmayı nasıl olsa bir gün hepimiz öleceğiz, öyle değil mi? Çoğu insanın zihninde yaşadığı savaş işte bu şekilde ilerler. Hem başarmaktan ve alışkanlıklarımızı değiştirmekten korkarız hem de değiştiremeyip başarısız olmaktan. Aslında değişimi hedeflemek ya da hedefe ulaşmak için değişmeye karar vermek çok çetin bir mücadelenin başlangıcı çünkü bizlerin hayatında var olan düzeni başka bir deyişle &#8220;konfor alanı&#8221;mızı genişletmeye ya da onun dışına çıkmaya itiyor bizi. Bazıları mücadeleyi, risk almayı, macerayı çok sever&#8230;ya diğerleri?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><span style="color: #993300;">Konfor Alanımız Aslında Kafesimiz Mi?</span></strong></p>
<p>Çoğumuz tanıdık ortamlarda, öngörülebilir davranış kalıplarıyla çevrili olduğumuzda kendimizi güvende hissederiz. Stres yaşamadan, alışkanlıklarımızla geliştirdiğimiz bu görünmez alana &#8220;konfor alanı&#8221; adını veriyoruz. Bizi tehdit eden değişimlerin olmadığı rahat bir ortamdan bahsediyoruz. İçimizde büyüyen huzursuzlukları susturup, korkularımızın farkına varmadan yaşayıp gittiğimiz o alan. Rahatımızı bozmamak için o alanın dışına çıkmamaya özen gösteririz. Hatta sınırlara yaklaştığımız an bile heyecan ve stres yaşarız. Kaybedebileceklerimizin çok olduğunu düşündüğümüz zaman yerimizden kıpırdamak, risk almak istemeyiz. Bazen de bir adım atar ama ilk denemede yürümezse arkamızı dönüp güvenli alanımıza koşarız. Chicago Üniversitesi’nden Mihaly Csikzentmihaly, çalışma ve araştırmalarını topladığı Akış (Flow:The Psychology of Optimal Experience) adlı kitabında en başarılı olanların sürekli konfor alanlarının sınırlarını zorlayarak dışına çıkanlar olduğunun altını çiziyor. İlk denemelerinde aldıkları sonuçları görünce geri adım atmayan bu kişilerin, yeni alanlarında ilk başta rahatsızlık ve acı hislerinin eşlik ettiği daha yüksek performans seviyesine alışıp sonunda acının yerini rahatlama ve güven hissi alana kadar dayandıklarını ifade ediyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><span style="color: #993300;">Gelişmek İçin Değişmek Gerekir&#8230;</span></strong><br />
Çok sevdiğim bir söz var: Dün yaptıklarınızın aynısını yaptığınız sürece yarın bugünden farklı olmaz. Alışkanlıklarınızın sizi yönetmesine izin vermeyin. Aldous Huxley’in dediği gibi: &#8220;Dünyayı değiştirmek istedim ama sonunda farkettim ki değiştirebildiğim tek şey kendimdim.&#8221; Değişmenin kolay olmadığını ben de biliyorum. Hem de hiç kolay değil. Ama unutmayın ki gelişmek için değişmek gerekir. Gerçekten kelebekler dönüşümleri sırasında acı çeker mi acaba?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Rana ÖZŞEKER<br />
Kariyer Dergi</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.rna-tr.com/kelebekler-aci-ceker-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

