Bugün, bu yazıyı okuduktan sonra çevrenizdeki insanlara şöyle bir bakın. Göreceksiniz ki başarılı olanlar, aynı zamanda bunu dışarıya yansıtabilenlerdir… Kariyerlerinde olumlu bir fark yaratmayı başarabilenlerdir… 1960’lı yıllarda Mehrebian ve Ferris tarafından yapılan araştırma sonuçlarının önemini anlayabilenlerdir… Bu iki bilim adamı insanların bizi algılamasında söylediklerimizin etkisinin yüzde 7, söyleme tarzımızın yüzde 38 ve beden dilimizin etkisinin ise yüzde 55 olduğunu gösterdi. Ve o zaman anladık, insanlar gördüklerine inanıyor.
Günümüz koşullarında iyi bir yöneticinin sadece teknik bilgiye ve iyi bir eğitime sahip olması yeterli değil. Çünkü artık iş dünyasında rekabete hazırlanan herkes, teknik donanımını üst seviyede sağladıktan sonra yola çıkıyor. Farklılık yaratmak, bir adım önde olabilmek ya da farkedilmek içinse ‘sihirli dokunuşlara’ ihtiyaç duyuluyor. Yani iyi bir ‘imaj yönetimine…’ İş yerimizde ya da herhangi bir sosyal ortamda yeni birisiyle tanıştığımızda, bilinçaltımızda o kişinin bir fotografını çekeriz sonra da yine bilinçaltımızda o kişi hakkında yargılara varırız. Kıyafetine, tavırlarına, konuşma tarzına, duruşuna bakarak o kişi hakkındaki ilk izlenimlerimizi oluştururuz. Hem de 30 saniye gibi kısa bir zaman aralığı içinde… Çoğu zaman sonradan doğrulanan ilk izlenimlerimizi, 6’ncı hissimizin kuvvetli oluşu ile açıklarız. Bazen de sadece “Onu ilk gördüğümde iyi bir yönetici olamayacağını hissetmiştim” deriz. Peki sadece ilk izlenimleri yönetmekten mi ibarettir imaj yönetimi? Kesinlikle hayır; önemli olan olumlu ilk izlenimleri yaratmak ve bu izlenimleri devamlı ve tutarlı kılmaktır.
Aslında yapmanız gereken, vermek istediğiniz mesajları belirleyip giyim tarzınız, beden diliniz, iş etiketiniz ve diğer becerilerinizle bu mesajları çevrenize doğru şekilde yansıtmak… Mesajlarınızı seçerken ise mesleğinizi, şirketinizi, şirketinizin içinde bulunduğu sektörü ve kurumsal kültürünü göz önünde bulundurmayı unutmamanız gerekiyor. Bir kurumun imajı, kurum kültürü, marka imajı, ofisinin dekorasyonu ve çalışanlarının imajı ile bir bütündür. Peki imaj yönetimindeki bütünlük sadece görsel içerikli midir? Başka bir deyişle, vermek istediğiniz mesajları sadece içinde bulunduğunuz ortamlar mı belirler? Peki ya sizin hissettikleriniz, düşünceleriniz? Onlar bu resmin neresinde? İşte tüm bu soruların cevabı ‘bütünleşik imaj’ da gizli… Bütünleşik imaj, içinizden gelen mesajları dışarıya doğru verebilmenizi sağlayan bir yöntem… Çalışma biçimi ise gayet basit… Önce kendinizi dinleyin, analiz edin ve çevrenize vermek istediğiniz mesajları belirleyin. Ondan sonra içselleştirdiğiniz ve tüm benliğinizle vermek istediğiniz mesajları dışarıya en doğru şekilde nasıl verebileceğinizi araştırın. Hayatınızın her alanında bu mesajları tutarlı bir şekilde verin. Bırakın, kıyafetleriniz, beden diliniz, sosyal ve iş etiketiniz, yönetsel becerileriniz, ofisinizin dekorasyonu, iş ortamında kullandığınız aksesuarlar ve özel hayatınızda size ait alanlar, ‘sizi’ anlatsın.
Evet şimdi yeniden başa dönelim. İş hayatında başarılı olan kişileri hatırlayın. Eğer yeterince dikkatliyseniz, başarılı olmuş ve en önemlisi başarılarını devam ettirebilmiş bu kişilerin sürekli, başka bir deyişle ‘tutarlı’ bir imajları olduğunun farkına varabilirsiniz. Bu süreklilik o kişilerin bilinçli ya da bilinç altında bütünleşik imaj kavramını uygulamalarından ileri gelmektedir. Kendileriyle barışık, hayatta yapmak istediklerini, ulaşmak istedikleri amaçları dolayısıyla çevrelerine vermek istedikleri mesajları içselleştirmiş, bunları son derece doğru bir şekilde kılık kıyafetleri, beden dilleri, konuşma tarzları, çevrelerindeki insanlara davranış biçimleriyle yansıtabilmiş kişilerdir bunlar. Bir yöneticinin, başarılı bir profesyonelin, bir iş sahibinin yetkin olması gereken konuların sadece teknik konular olmadığının bilincindedirler… İyi bir toplantı yönetiminin, zaman yönetiminin, öncelik belirlemenin, etkili sunumun da profesyonel imajlarının önemli bir kısmını oluşturduğunu bilirler. Sadece bilmekle kalmaz, uygularlar. İşte bu da bütünleşik imajın gerçek hayattaki gücüdür.
Eğer içinde bulundukları ortam yani çalıştıkları şirket, kişilerin sahip oldukları ya da olmak istedikleri imaj ile uyuşmuyorsa o zaman hayat boyu bir iç çatışma yaşar insan. Bu nedenle önce siz ne istediğinize karar vermeli daha sonra dış etkenlerle isteklerinizi asgari müşterekte buluşturmaya çalışmalısınız. Bu size –mış gibi yapmamanın, gerçek sizi yansıtmanın getirdiği bir iç tatmin, huzur ve mutluluk da verecektir. Oynamıyor, gerçekten yaşıyor olacaksınız. Her şeyinizle…
Bir süre durup düşünelim, bir adım geri çekilip kendimize dışarıdan bakmayı deneyelim. Yöneticimize bakalım. Hata bulmak amacıyla değil, düzeltilmesi gerekenlerin farkına varıp harekete geçmek için… Unutmayın imajınız, kendinize gösterdiğiniz özen, kişiliğiniz, çevrenize saygınızdır. İmajınız başkalarının gözündeki ‘siz’dir. Kendinizi bu güçten yoksun bırakmayın.
Rana ÖZŞEKER

English
Türkçe 



