Sinan Özkök

0

so-1Satış, benim için ‘Güneş’ gibidir, mutlu eder, keyif verir. İyi bir satış yaptığımda güneşin göz kırptığını hissederim… İstediğim satışı yapamadıysam yağmurludur o gün. “Otomotiv’de satış çok uzun soluklu bir koşu. Çabuk biten bir iş değil. Aracı alacak, kullanacak kişinin ikna olması gerekir. Bu sektörde, satış tarafındaki kişinin sabırla, müşterinin ritmini anlayarak ona ayak uydurması gerekir” diyen Renault MAİS Satış ve Şebeke Müdürü Sinan ÖZKÖK’le değişime, yaşam dengelerine, satış tarafında yer almanın hissettirdiklerine, geleceğe ve insani ayrıntılara dair bir sohbet gerçekleştirdik…   İTÜ İşletme Mühendisliği mezunu Sinan ÖZKÖK, iş hayatına 1993 yılında OYAK Renault’ta başlamış. 2001 yılında Renault’nun Fransa’daki Merkezi’nde Stratejik Planlama ve Ticari Direktörlük görevlerinde bulunduktan sonra 2007’den bu yana kariyerine Renault MAİS’de devam ediyor.

so-2PLANLI BİR HAZIR OLMA HALİ | FRANSA TECRÜBESİ
Fransa dönemi çok değişik bir tecrübeydi. Renault içinde farklı bir kariyer yaşama isteğim hep vardı. Fransa’ya gidiş gelişlerim sırasında hep kendi içimde de üşünüyordum, hem ülke, hem iş ortamı değişikliği nasıl olur diye. Renault’nun Fransa’daki merkezi, çok yoğun ve çok kurumsal bir ortam. 2011 yılı Temmuz ayında Fransa’daki bir yöneticimden mail geldi: “Sinan sana bir sürprizim var, ara lütfen!”. Aradım, “Haftaya Fransa’da, benim ekibimde çalışmaya başlıyorsun” dedi. Bir hafta içinde her şey hızla gelişti ve gittim.   İş hayatında ‘adaptasyon’; göreve geldiğinde hemen uyum sağlamak değil aslında, öncesinde hazırlanabilmek/hazır olmak ve olası değişim gerçekleştiğinde o işin içine girebilme becerisi göstermek.   Büyük değişimler için genel kurguyu aklınızda kurabilmek gerekiyor. İş hayatında her olasılığı görebilme, bütün fırsatları sezme veya bütün riskleri öngörebilme şansınız yok tabii ki. Sadece hazır olmak gerekiyor, çok daha önceden büyük resmi kurgulayarak…

“Ben gittiğimde de risk var mıydı? Vardı elbette…”
2001’deki Mégane lansmanı Renault’da bizim açımızdan çok keskin bir değişimdi, daha keskin hatlı bir dizayna geçiyor, pazarın en önemli segmentine çok farklı bir ürünle çıkıyorduk. Ürün dizaynındaki değişiklik nedeniyle risk almış bir takımın içine, bireysel kariyer açısından risk almış bir yönetici olarak dahil olmak daha da zordu. Bir de o zamana kadar Lojistik, Ürün Yönetimi gibi alanlarda çalışmıştım ve ilk defa Stratejik Pazarlama tarafında yer alacaktım. Başaracağına inanmış bir ekiptik. O zamanki Proje Liderimiz şu anki Renault CEO’su Carlos Tavares’ti ve başarılı olduk. Carlos Tavares’in sözlüğünde başarısızlık bulunmaz, bizi de o şekilde yönlendirdi, en zor dönemde dahi hep “şimdi başarmak için ne yapabiliriz?” diyerek çalıştık. Sorumluluğunu aldığım Scénic modeli Avrupa’da en çok satılan modellerimizden biri oldu, tüm Mégane ailesi modelleri ile C segmentinde Volkswagen’in önüne geçtik. Bu büyük bir başarıydı.

Fransa’da 3 seneyi tamamladığımda ve artık dönerim dediğimde “Dur!.. Şimdi sıra gerçek ticarette, sıra Bayi Yönetimi’nde” dediler.
Pazarlama okullarda öğretiliyor ancak bayi yönetiminin bir okulu, dersi yok, tecrübe etmeden öğrenebileceğiniz bir ortam yok. Renault için de bunun öğrenileceği yer Fransa. Çünkü merkez ve markanın etkisini her açıdan çok net görebiliyorsunuz. 3 senelik Stratejik Pazarlama deneyiminin ardından bir 3 sene kadar da Paris’te Bölge Direktörlüğü’nde bulundum. Fransız satış ağını tanımak, oradaki Yetkili Satıcı yapısını ve marka ile olan ilişkilerini yönetmek benim açımdan eşsiz bir tecrübe oldu. Hala beni arayıp satışları konuştuğumuz, pazarı değerlendirdiğimiz Fransız bayilerim var. Bir bayim “siz Türkler pazarlık yapmayı çok iyi biliyorsunuz, seninle ticaret yapmak bana büyük keyif veriyor” derdi…

so-3Yeni bir ülkeye uyum…
Yabancı bir ülkede yaşam açısından ‘değişim’, iş ortamından çok sosyal yaşam açısından etkileyici. Fransa’ya uyum sağlarken kolaylaştırıcı tarafı çok düzenli olmasıydı. Oradaki yaşama uyum sağlarken sabırlı olmak gerekiyor, telaş etmeden yaşamaya alışmak gerekiyor… Akıntının tersine gitmenin anlamı yok. Bu ‘akıntıyla sürüklenmek’ demek değil… Yaşadığın şartlardan memnun olabilmek, eldeki imkanları en iyi şekilde değerlendirmek ve farklı bir kültürün keyfine varmayı öğrenmek gerekiyor. Başka bir ülkeye yaşamak için gittiğinizde Türkiye’den bazı alışkanlıkları taşımaya çabalamak yorucu. ‘Niye geldik, tüh!’ demek de bir yol, ‘Zorluklar var, yaşanması gereken iyi yanlar da var’ demek bir diğeri. Ben ikincisini seçtim.

Türkiye’ye ve İstanbul’a Expat olarak geleceklere ‘Mutlaka Gelin!’ diyorum…
Biz başka ülkeden gelenlere Türkiye’de çok destek oluyoruz. Yardımseverliğimiz, misafirperverliğimiz pek çok ülkedekine göre daha fazla. Yabancı birine destek vermek için çabalıyoruz. İstanbul, Dünya’nın en güzel şehirlerinden biri. İş ortamında da çok aktif, çok dinamik bir yapı var, çabuk sonuç alabiliyorsunuz. Bir expatın aradığı her şey var kısaca…

Expat olan birey ve ailesi açısından en büyük zorluk, eğer varsa, ‘Çocuklar’ konusunda oluyor…

Yetişkin birey olarak bir şekilde, eninde sonunda, değişikliklere uyum sağlıyorsunuz. Çocuklar ise aile ve arkadaş çevreleri, okulları, alıştıkları ortamlar değiştiğinde daha çok zorlanıyorlar, dolayısıyla eşler ve asıl çalışan ‘expat’ da bundan etkileniyor. Sosyal anlamda sorun yaşıyor olmak iş verimine de olumsuz yansıyor. Bu süreç, özellikle çocuklar açısından, sadece yabancı bir ülkeye giderken değil, expatın kendi ülkesine dönüşünde de yönetilmesi gereken bir süreç.

so-4GENÇ SİNAN ÖZKÖK | EĞİTİM TERCİHLERİ
Eğitim yaşamımdaki tercihlerimin faydasını yaşadım ve sonuçlarından da çok mutluyum. Saint Benoît mezunu olmak, Fransız kültürü ile Türk kültürünü harmanlayabilmek, hem mühendis, hem de işletmeci yaklaşımına sahip olabilmek çok değerli… Lise döneminde genelde ailenizin yakın durduğu kültüre göre bir tercih yapıyorsunuz. Benim için de böyle oldu. Üniversite tercihimde ise farkındalık daha yüksekti, daha bireysel bir tercih yapabildim. İşletme Mühendisliği en başından beri istediğim bir daldı. İşletme Mühendisliği… İTÜ’deyken, Mezunlar Günü’nde bizden önce mezun olanlarla söyleşilerimizde ‘ne iş olsa yaparım’ mesleği yapıyoruz derlerdi. Her konudan belli düzeyde anlamayı gerektiren bir iş. Hem mühendislik, hem de işletmecilik nosyonlarıyla donatılmış bir şekilde mezun oluyorsunuz. Elbette ondan sonrası kişiye kalmış ama bence sağlam bir temel veriliyor. Tabii kazandığım dönemde çok bilinmiyordu, çevreme bu mesleği anlatmakta biraz zorlansam da bu tercihten dolayı çok memnunum. Dönem arkadaşlarımdan da gözlemlediğim, bizim girdiğimiz her ortama ve pek çok farklı değişim sürecine kolay uyum sağlayabilen insanlar olduğumuz. Şu anki Sinan o dönemlerde hazırlandı. Danışmanlık sektöründe, farklı firmalarda, farklı konular üzerinde çalışırım diye planlıyordum. Aynı firmada lojistikten ürün yönetimine, pazarlamadan satışa, bayi yönetimine kadar çok geniş bir yelpazede çalışma imkanı buldum.

so-5RENAULT DENEYİMİ | Tek Marka Altında Pek Çok Deneyim
Aynı kurumsal marka çatısı altında çok farklı deneyimler yaşamış olmayı önemli bir şans olarak görüyorum. Hem çalışma alanı olarak, hem de yönetim aşamalarına hakimiyet açısından inanılmaz bir deneyime sahip oluyorsunuz. Satışla ilgili bir karar alırken, bunun üretime etkisini, finansal sonuçlarını öngörebilmek önemli… Yoksa sadece tek pencereden bakıyorsunuz ve başarılı olmanız güçleşiyor.

 

 

SOSYAL ROLLER | Dengeyi Sağlamak
Bu kadar aktif bir iş hayatında tüm roller açısından tam bir denge sağlamak mümkün olamıyor. İş hayatı daha ön planda, özel hayat ise maalesef daha geride kalıyor. Belli noktaya gelebilmiş yöneticilerin aslında özel hayata daha ağırlık verebilmeleri ve o dengeyi sağlama fırsatlarını yaratabilmeleri gerekiyor. Ben bunu kendime ayıracağım zamanı azaltarak, diğer rollerimle ilgili beklentileri olan kişilerle paylaşımda bulunarak çözebiliyorum. Yelken yapmayı çok seviyorum ama kışın sadece hafta sonu vaktim olabiliyor… Hafta sonu da çocukların, dolayısıyla yelkene zaman kalmıyor. Hayatta içimde kalan, yapamadığım için mutsuz olduğum hiçbir şey yok. Aklımda olan, yapmayı istediğim şeyler için mutlaka çabalarım… Çünkü yarın ne olacağını bilmiyoruz.

GELECEKTE BEN | Yaşamda Yavaşlamak
10-15 sene daha profesyonel yaşamda aktif olmaya devam ederek, şu anki gibi sektörünün en iyi markalarından biri için, özellikle de satış ağırlıklı çalışacağımı düşünüyorum. 20-25 sonrası içinse daha yavaş bir hayat hayal ediyorum. Bir bağ evinde, kendi zeytinyağımı üreteceğim, istediğim zaman da yelken basıp, rüzgar ve denizle iç içe olacağım bir hayat…

SEMBOLLER ve OBJELER
Cep telefonum yanımda olduğunda iyi hissediyorum. Modern iş hayatının gereklerinden biri… Geçenlerde okuduğum, ‘Sermayem burada (beynimde), dükkanım da (cep telefonum) elimde” cümlesi de bu durumu anlatıyor. Bizim işimizde mobil olmak, bunula beraber iletişimde olmak çok önemli. Cep telefonu bunun için bir araç. İşin içinde olmak, akıntıyı yönlendirmek, işi yönetebilmek, haberdar olabilmek önemli. Taktığımda kendimi iyi hissettiğim kravatlarım var. Bugün taktığım bu kol düğmelerim de kendimi iyi hissettiriyor. Özellikle olumlu geçmesini istediğim bir günse bu kol düğmelerini takarım. İlk taktığımda iş açısından önemli bir gündü, çok başarılı geçmişti ve bunun böyle devam edeceğine olan inancımı besliyorlar. Bu sene yaz tatili dönüşünden beri saat kullanmıyorum, ilgi çelici olduğunu, zamana bağladığını hissettim. Saat takmadığımda daha özgür olduğumu düşünüyorum… Ailemin, çocuklarımın sağlığı, sevdiklerimin mutlulukları çok önemli. İçinde olduğum ortamda huzur olmasını isterim. Tabii ki işte mutlu olmak da önemli.

KELİMELERİN ÇAĞRIŞTIRDIKLARI
YAZ –> Yelken
RENK –> Mavi |Ufuk, Gökyüzü, Özgürlük, Uzaklar
MUTLULUK –> Özgürlük
DEĞİŞİM –> Yönetilmeli (Değişimi yönetmek lazım)
ALGI –> Empati
LİDER –>Değişim | Vizyon
LİDERLİK –> Sağduyu
AİLE –> Olmazsa Olmazım | En Değerli Olan
DENGE –> Hayat
TAKIM –> Başarı
SIRADIŞI KARİYER –> Herkesin kariyeri kendine göre sıradan | Başkasının gözünden çizgi dışı olabilen

Anılmak İstediğim 3 Sıfat:
Güvenilir – Adil – Mutlu|Neşeli

Sinan ÖZKÖK Nasıl Biridir?
Güvenilir olmak önemli | Her şeyin temelinde bunun yattığını düşünüyorum. Huzura öncelik vermek gerek hayatta | Başarılı sonuçlar, başarılı bir kariyer… Bunları yaşarken huzur olmalı.

Tekrar Tekrar Okuduğum Kitaplar
Amin Maalouf – Semerkant, Sun-Tzu – Savaş Sanatı, Sadun Boro – Pupa Yelken

En İz Bırakan Film
Melekler Şehri (City Of Angels)

Yaşamdaki Fon Müziğim
La Vie En Rose

Sosyal Medya
Twitter –> İnanılmaz hızlı bir mecra, kullanıyorum
Facebook –> Biraz ‘farklı’ buluyorum, kullanmıyorum
LinkedIn –> İş iletişimi için faydalı, kullanıyorum

İşin satış tarafında olmaktan keyif alıyorum, satış yapmak, satışı başarmak keyif veriyor bana… Farklı bir sektörde de olsam, yine satış tarafında olmak isterdim.  

Cuma günlerini severim, hafta sonuna hazırlıktır… En yoğun günlerimden biridir, haftanın gidişatını değerlendiririz. Üstüne bir de güneşli bir gün ise, satış gibidir, keyif verir.

Söyleşiyi Yapan | Seray Nâsırlı

Share.

About Author

Leave A Reply