Yoğunum, Yoğunsun, Yoğun…

0

“Gerçekten hiç vaktim yok. Günde 16 saat çalışıyorum yine de iş bitmiyor…” Bu cümleleri sarfeden yöneticilerin sayısının azımsanmayacak kadar çok olduğunu hepimiz biliyoruz. Hatta bu cümleleri sarfeden o yöneticileri çok yakından tanıyoruz. Çünkü onlar bizleriz… Hayatımız akıp giderken, neleri kaçırdığımızın farkında bile değiliz. Bazen kızımızın anneler günü gösterisi, bazen eşimizin doğum günü, bazen de en sevdiğimiz arkadaşımızın o tatlı sohbetini… Ve hatta bazen doyasıya uyumayı ya da sadece oturmayı, hiç birşey yapmadan eşimize ya da çocuğumuza sarılmayı…

Bazen düşünüyorum ‘eskiden günler mi daha uzundu, işler mi daha azdı yoksa değer yargılarımız mı değişti?’ diye… Belki de yeni moda deyimlerle bundan 20-30 yıl önce insanlar ‘zaman yönetimi’ konusunda bizlerden daha iyilerdi, ne dersiniz? Bugün yönetici konumuna gelmiş istisnasız her çalışan ya bu konuda eğitim almıştır ya da okumuştur. Vilfredo Pareto’nun ünlü 80/20 kuralını öğrenmiş, zaman çizelgeleri hazırlamış, yapılacaklar listesinde öncelikleri belirlemiş, hatta önem-aciliyet matrisini kendisine göre uyarladıktan sonra ‘Hayır’ diyebilme denemelerine başlamıştır. Ama işler bitmez, herşeye rağmen, yine de bitmez. Çünkü bütün bunlarla uğraşırken bizler aslında kendimizi sorgulamayı unuturuz. Bu yüzden sadece kendimize değil, bizimle birlikte çalışan elemanlarımıza da acı çektiririz. Bizler doğa üstü yaratıklar değiliz, makine de değiliz. Buna rağmen mükemmel olmaya çalışıyoruz. Herşeye yetişmeye ve her yerde olmaya çabalıyoruz. Yetki ve görev delegasyonu konusu, çoğumuzun en büyük problemi oluveriyor bizler farkında olmadan.

“Elemanıma öğretmek için harcayacağım zaman, onun yeni öğrenmesinden kaynaklanan ağırlığı hatta belki de hataları, kontrol süreci derken inanılmaz vakit kaybı, ben yaparım daha iyi.” Kaçımızın aklından bu düşünce geçmedi, hatta dillendirmedik? Ama hep unuttuğumuz bir konu var ki, bu zaman kaybı en fazla üç kereye mahsus olur. Ya ondan sonrası? Bazen de korkularımız girer devreye… İş hayatına ilk atıldığım yıllarda, birisi bana elemanlarıma çok fazla bilgi vermememi, çok fazla öğretmememi söylemişti, bunun doğru olmadığını, bu şekilde kendime rakip yetiştireceğimi hayatının sırrı olarak paylaşmıştı benimle. İşte bu kafa yapısındakiler de görev delegasyonu yapmaz çoğu zaman, aslında yapamaz. Bütünü göstermek istemez kimselere… Bu ne büyük bir kendine güvensizliktir, böyle…

 

Şu anda hem makale üzerinde çalışıyorum hem de müzik dinliyorum. Ve düşünüyorum, aslında herşey birbiriyle ne kadar da bağlantılı… Zaman yönetimi, yetki/görev delegasyonu, ekip yönetimi, motivasyon yönetimi, liderlik becerileri hepsi birbirleriyle sebep sonuç ilişkisi içinde… İş hayatında bir yöneticini sahip olması gereken bu beceriler, ayrı ayrı alınacak eğitimlerle değil bir bütün halinde irdelenmeli… İyi bir yönetici bu sebep-sonuç ilişkisini tepeden bakarak görebilmeli ve kendini tüm bu alanlarda yetiştirebilmelidir. Kulağım müzikte ve zihnimde notalar uçuşuyor. Biliyorum ki ne demek istediğimi en iyi onlar anlatıyor aslında. Bir müzik eserini oluştururken, başarı kriteri notaları, uygun enstrümanları nasıl ahenkli bir birleşime dönüştürdüğünüzdür. Peki bunu bilmek yeterli midir? Öyleyse neden her elimizi salladığımızda Bir Mozart’a çarpmayız?

İş dünyasında da bu bütünlüğü görebilmiş, sindirebilmiş ve artık yöneticilikten ziyade lider konumunda olan profesyoneller için de durum aynı… ‘En İyiler’ listesine girmek tesadüflerle olmaz. Gerçekten iyi olmayı başaranlar, iş hayatının kurallarını, organizasyonun bütününü gören ve kendini hem duygusal hem de teknik açıdan geliştirenlerdir. Bu tarz eğitimleri alırken, kişisel gelişimimiz için kafa yorarken unutmamamız gereken konu, bahsi geçen becerilerin arasındaki bağlantıdır. Çünkü bu bağlantıdır bize gerçekten profesyonel hayatta başarılı olmayı sağlayan… Bu bağlantıdır bize kendimize, ailemize zaman ayırabilmeyi öğreten… Kısacası, bu bağlantıdır bize iş – özel hayat dengesini kurduran ve sağlıklı bir insan olmamızı sağlayan… Bundan şüpheniz varsa size önerim bir adım geri çekilin ve temponuzu bir gözden geçirin. Bakın bakalım ne kadar mutlusunuz? Ve ne kadar başarılı?

Rana ÖZŞEKER
Ekim 2006

Share.

About Author

Leave A Reply